<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325</id><updated>2012-03-18T19:11:53.573+02:00</updated><category term='Machu Picchu'/><category term='Elev Theron'/><category term='Meşru Zeminyan'/><category term='Ara Nubaryan'/><category term='Apama Nizar'/><category term='Acemis Osyoloğ'/><category term='Muhtar Tapir'/><category term='Mpoulout Shirubabr'/><category term='Asim TOT'/><category term='necip karaosmanoğlu'/><category term='Maria Puder'/><category term='Sava Sipataktikis'/><title type='text'>birgünsonra</title><subtitle type='html'>ENTEL DANTEL DERT KÜPÜ ®</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Elev Theron</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>339</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-4790912542032709965</id><published>2012-03-18T18:44:00.003+02:00</published><updated>2012-03-18T19:11:53.600+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Machu Picchu'/><title type='text'>Bekir</title><content type='html'>Cigaralığından ciğerine çektiği duman mıydı bu sözcükler, yoksa yeşil çimenle mavi göğe üflediği miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bu kaltakla aynı mahallede büyüdük, Mevlanakapı'da. Babası zabıtaydı, alkolik hasta bir adamdı rahmetli, erkenden de gitti zaten. Bu; anasıyla yoksul, perişan... Bizim tuzumuz kuruydu, hacı babam yapmış bir şeyler. Bir de Zagor vardı; bizim eski evin kiracısının oğlu. Babası filmciydi Yeşilçam'da. Cepçilik, arpacılık, her yol vardı itte ama sevimli, yakışıklı oğlandı. Bizimkine aşık etmiş kendini. Ben efendi oğlanım, okul mokul takılıyorum o zamanlar. Öylece büyüdük gittik işte. Ne bok varsa, hep askerliği beklerdim. Dört sene kaldı, üç sene kaldı. Sonunda o da geldi, gittik... Bizde de herkes bunu bekliyormuş; gelir gelmez yapıştılar yakama: ev düzüldü, kız bulundu, çeyiz falan filan… Nikâhlandık. İki taksi bir dükkân verdi peder; dükkânda koltuk moltuk satardım. Bir gün bu orospu çıkageldi. Hiç unutmam, görür görmez cız etti içim. Böyle basma bir etek dizine kadar, çorap yok, üstünde açık bir bluz, saçlar maçlar… Pırlanta anlayacağın. Şunun bunun fiyatını sordu, dalga geçti benimle. Kanıma girdi o gün. Tabii taktım ben bunu kafaya. Ertesi gün bir soruşturma; dediklerine göre yemeyen kalmamış mahallede ama asıl Zagor'a kesikmiş. Zagor da kaftiden içerde o sıra. Bir gün süslenmiş püslenmiş; zırt geçti dükkânın önünden. Yazıldım peşine. Tuhafiyeciye gitti, pastaneden çıktı; minibüs, otobüs, geldik Sağmalcılar'a; benim içimde bir sıkıntı. İşi anladım tabii; Zagor'u ziyarete gidiyor. Bir tuhaf oldum, piçi de kıskandım. Uzatmayalım, çaresiz evlendik ötekiyle. O ara Zagor içeriden çıktı. sonra bir duyduk; kaçmış bunlar. Altı ay mı bir sene mi; kayıp. Hep rüyalarıma girerdi orospu. O gün dükkâna gelişini hiç unutamadım, benimkine bile dokunamaz oldum. Sonra bir daha duyduk ki iki kişiyi deşmiş Zagor; biri polis, ikisinin de gırtlağını kesmiş. Karakolda beş gün beş gece işkence buna, arkadaşlarının öcünü alıyorlar. Kaltağa da öyle… Önce öldü dediler Zagor'a, sonra komalık. Ankara'da oluyor bunlar. Bizimki bir gün çıkageldi mahalleye. Zagor içeride, en iyisinden müebbet. Bir sabah dükkâna geldim, baktım bu oturuyor. Önce tanıyamadım. anlayınca içim cız etti. Cız etti de ne? Tornaya değmiş gibi oldu. Çökmüş, zayıflamış, bembeyaz bir surat ama bu sefer başka güzel orospu; Orhan'ın şarkıları gibi. Kalktı böyle, dimdik konuşmaya başladı; dedi para lazım, çok para. Zagor'a avukat tutacakmış. İleride öderim dedi. Esnafız ya biz de, nasıl diye sormuş bulunduk. Orospuluk yaparım dedi, istersen metresin olurum. İçime bir şey oturdu; ağlamaya başladım, ama ne ağlamak… İşte o gün bu günden beri bu orospuyla tam yirmi yıl geçti. Uzatmayalım, Zagor'a müebbet verdiler ama rahat durmaz ki piç! Ha birini şişledi, ha firara teşebbüs; o şehir senin bu şehir benim, cezaevlerini gezip duruyor. Orospu da peşinden. Sonunda dayanamadım; ben de onun peşinden. Önce dükkân gitti, ardından taksiler. Karı terk etti, peder kapıları kapadı. Yunus gibi aşk uğruna düştük yollara. İş bilmem, zanaat yok. Bu durmuyor hiç: ilk yıllar ufak kahpeliklere başladı, sonra alıştı. Gözünü yumup yatıyor milletin altına. Gel dönelim diye çok yalvardım; evlenelim, pederi kandırırım, Zagor'a bakarız; yok. Kancık köpek gibi izini sürüyor itin. Ne yaptı buna anlamadım. Kaç defa dönüp gittim İstanbul'a. Yeminler ettim, doktorlar, hocalar kâr etmedi. Her seferinde yine peşinde buldum kendimi. Bir keresinde döndüm, biriyle evlenmiş bu; hamile. Beni abisiyim diye yutturduk herife. Nedense rahatladım, oh dedim, kurtuluyorum. Bu da akıllanmış görünüyor. Yüzü gözü düzelmiş, çocuk diyor başka bir şey demiyor. Sinop'ta oluyor bunlar. Ben de döndüm İstanbul'a. Doğumuna yakın, Zagor bir isyana karışıyor gene, hemen paketleyip Diyarbakır cezaevine postalıyorlar. Çok geçmeden bizimki depreşiyor gene; o haliyle kalk git sen Diyarbakır'a, üç gün ortadan kaybol… Herif kafayı yiyor tabii. Dönünce bir dayak buna; eşek sudan gelinceye kadar. Kızın sakatlığı bu yüzden. Sonra çocuğu doğuruyor. Uzun zaman anlaşılmamış. ortaya çıkınca bir gece esrarı çekip takıyor herife bıçağı. Çocuğu da alıp vın Diyarbakır'a, Zagor'un peşine. Allahtan herif delikanlı çıkıyor da şikâyet etmiyor. Ben o ara İstanbul'da taksiden yolumu buluyorum. Epey bir zaman böyle geçti. Yine her gece rüyalarımda bu. Zagor'un Diyarbakır cezaevinde olduğunu duymuştum o sıra. Bir gece bir büyükle eve geldim, hepsini içtim, zurnayım tabii. Bir ara gözümü açıp baktım; karlı dağlar geçiyor. Bir daha açtım, başımda bir çocuk; kalk abi, Diyarbakır'a geldik diyor. Baktım, sahiden Diyarbakır'dayım. bir soruşturma: Kale mahallesi vardır oranın; bi gecekonduda buldum, malımı bilmez miyim? Görünce hiç şaşırmadı. Hiç bir şey demedik. O gece oturup düşündüm. 'oğlum Bekir' dedim kendi kendime, yolu yok çekeceksin. İsyan etmenin faydası yok, kaderin böyle, yol belli, eğ başını, usul usul yürü şimdi. O gün bugün usul usul yürüyorum işte."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-4790912542032709965?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/4790912542032709965/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/bekir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/4790912542032709965'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/4790912542032709965'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/bekir.html' title='Bekir'/><author><name>Machu Picchu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16857522173319437683</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-1901181352938734396</id><published>2012-03-16T11:23:00.004+02:00</published><updated>2012-03-16T11:27:58.054+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Machu Picchu'/><title type='text'>Sürgün</title><content type='html'>&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:trackmoves/&gt;   &lt;w:trackformatting/&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:donotpromoteqf/&gt;   &lt;w:lidthemeother&gt;TR&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:lidthemeasian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:lidthemecomplexscript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;    &lt;w:splitpgbreakandparamark/&gt;    &lt;w:dontvertaligncellwithsp/&gt;    &lt;w:dontbreakconstrainedforcedtables/&gt;    &lt;w:dontvertalignintxbx/&gt;    &lt;w:word11kerningpairs/&gt;    &lt;w:cachedcolbalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;m:mathpr&gt;    &lt;m:mathfont val="Cambria Math"&gt;    &lt;m:brkbin val="before"&gt;    &lt;m:brkbinsub val="&amp;#45;-"&gt;    &lt;m:smallfrac val="off"&gt;    &lt;m:dispdef/&gt;    &lt;m:lmargin val="0"&gt;    &lt;m:rmargin val="0"&gt;    &lt;m:defjc val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent val="1440"&gt;    &lt;m:intlim val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim val="undOvr"&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif][if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" defunhidewhenused="true" defsemihidden="true" defqformat="false" defpriority="99" latentstylecount="267"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="0" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Normal"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="heading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="35" qformat="true" name="caption"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="10" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" name="Default Paragraph Font"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="11" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtitle"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="22" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Strong"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="20" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="59" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Table Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Placeholder Text"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="No Spacing"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Revision"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="34" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="List Paragraph"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="29" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="30" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="19" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="21" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="31" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="32" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="33" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Book Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="37" name="Bibliography"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" qformat="true" name="TOC Heading"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif][if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable  {mso-style-name:"Table Normal";  mso-tstyle-rowband-size:0;  mso-tstyle-colband-size:0;  mso-style-noshow:yes;  mso-style-priority:99;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-parent:"";  mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt;  mso-para-margin-top:0cm;  mso-para-margin-right:0cm;  mso-para-margin-bottom:10.0pt;  mso-para-margin-left:0cm;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:"Times New Roman";  mso-fareast-theme-font:minor-fareast;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Önce zamanaşımı, hemen ardından gelen doğum günü derken; son birkaç günüm Metin Altıok’la doldu taştı. Bir şairi yâd etmenin en güzel yolu şiirlerinden geçer deyip daldım ustanın;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;acıyı, ölümü ve en çok da yalnızlığı kanatan dünyasına.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Yangınlardan geliyorum deyip, yangınlara yanık giden adam”ın dünyasından buraya bir şeylerin taşması da engellenemez oldu tabii ki:&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Sürgün*&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;kendine sürgün&lt;br style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;bir garip kişiyim;&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;sabah akşam imza veren.&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;bilmemem gereken&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;şeyler öğrendim;&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;taraf tutmaz&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;tanrı bilirim&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;kaybetmekten&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;korktuğu için.&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="background:#EFEFEF"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;word-spacing:0px"&gt; &lt;br style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;sorular sordum&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;sormamam gereken.&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;kendime bir&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;kefen biçtim&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;kendi tenimden.&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;sınırlarımı aşmak&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;yasaktır bana.&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;yoksul yüreğim&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;en kuytu kahvem.&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;br style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;acıya tezhibim,&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;hüzne redif.&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;yalnızlığın gözlerine&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;sürme çeken&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;öyle biriyim ki;&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;geceleri uykusuz&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;kuyuları dinleyen.&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;adım büyücüye&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;çıktı bu yüzden.&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;br style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;kendine sürgün&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;bir garip kişiyim;&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;kutsallığı zincir gibi&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;parmağında çeviren.&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;umudu depremden,&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;aşkı külden&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;bekleyen benim&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;aranızda&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;yerim yok zaten.&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="background:#EFEFEF"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;word-spacing:0px"&gt; &lt;br style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;heybesinde yılan&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;işaretleri,&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;baldıran zehiri&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;yüzüğünün içinde&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;ve yanında&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;kav taşıyan ben;&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;tekinsizim size göre&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;ibret için&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;yakılması gereken.&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="background:#EFEFEF"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;word-spacing:0px"&gt; &lt;br style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;merhabam kalmadı&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;kimseyle.&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;haç çıkardım&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;namaza dururken.&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;herkes tanır beni&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;alnımdaki döğmelerden.&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;inançsızım, dinsizim&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;yeminle yalan&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;ikiz kardeşken.&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;br style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;kendine sürgün&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;bir garip kişiyim;&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;bulanık sularda&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;yüzünü ararken sevda,&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;bir tutam saç derisiyle&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;uçuşurken rüzgarda.&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;her şey ne kadar&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;kendisidir düşünün&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;hızla kokuşurken dünya!&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="background:#EFEFEF"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;word-spacing:0px"&gt; &lt;br style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;rıh dökülürken&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;kan damlalarına,&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;cesetler gördüm&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;irmak boylarında&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;çalıların arasında.&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;faili meçhul&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;cinayetler bilen&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;çaresiz bir adamım&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;adını bile kekeleyen.&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;word-spacing:0px"&gt; &lt;br style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;bilmemem gereken&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;şeyler öğrendim.&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;sorular sordum&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;sormamam gereken.&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;gördüm apaçık&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;görmemem gerekeni.&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;söylenmezi söyledim.&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;suçum büyük&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="orphans: 2; text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto;-webkit-text-stroke-width: 0px; word-spacing:0px"&gt; &lt;span style="orphans: 2; widows: 2; float: none; word-spacing: 0px;"&gt;ve taammüden.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="orphans: 2;text-align:-webkit-auto;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;float:none;word-spacing:0px"&gt;* Nasıl bir dilimiz var ki aynı sözcükle hem yeni yeşeren/çoğalan bir yaşamı hem de kökünden koparılıp savrulan, yok edilen bir yaşamı tanımlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-1901181352938734396?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/1901181352938734396/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/normal-0-21-false-false-false-tr-x-none.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/1901181352938734396'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/1901181352938734396'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/normal-0-21-false-false-false-tr-x-none.html' title='Sürgün'/><author><name>Machu Picchu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16857522173319437683</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-7426304160503593125</id><published>2012-03-14T23:59:00.000+02:00</published><updated>2012-03-15T00:00:22.873+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ara Nubaryan'/><title type='text'>Alyanaklı Niko</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-a9Wwk-4rbdU/T2ET-4_k-mI/AAAAAAAAAnY/ZiLIRnKOrs4/s1600/ara+nubaryan.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-a9Wwk-4rbdU/T2ET-4_k-mI/AAAAAAAAAnY/ZiLIRnKOrs4/s1600/ara+nubaryan.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Niko Alyanak'la 2 sene önce bir sözlü tarih çalışması yapmıştık. Ben o zamanki heyecanımla konuyu "Heybeliada ve 6-7 Eylül"e getirmeye çalıştıkça o konudan kaçıyordu. En sonunda "Konuşturma beni, açtırma ağzımı şimdi; o pezevenk İnö..." dedi ve ağlamaya başladı (Üç noktayı ben koymadım, o koydu). Kamerayı kapattık, sustuk dakikalarca. Sonra hiçbir şey olmamış gibi "Ben aslında eve Beşiktaşlıları almazdım da seni severim" diye işi şakaya vurup konuyu değiştirmişti.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Kilisede zangoçtu. Kardeşi Yusuf gibi (adalılar Yusuf derdi) çok güzel sesi vardı. Onu kilisede de içki masasında da dinleme şansı buldum. Bu iki satır da onun adı 'Niko' olduğu için değil, adanın çok güzel insanlarından biri olduğu için kaleme alındı. Çok da uzatmaya gerek yok.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Niko Abimiz uzun süredir hastanedeydi, bugün haber göndermiş. Cuma günü Heybeliada Rum Ortodoks Mezarlığı'na bekliyormuş. Vedalaşmak için...&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-right: 1em; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-YpT8OELzBw8/T2EURh3o2ZI/AAAAAAAAAng/Q1XlTBHuL_c/s1600/ara+nubaryan+2.jpg" style="margin-left: auto; margin-right: auto;" /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: right;"&gt;Niko Alyanak'ın evinden&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-YpT8OELzBw8/T2EURh3o2ZI/AAAAAAAAAng/Q1XlTBHuL_c/s1600/ara+nubaryan+2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="text-align: left;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-7426304160503593125?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/7426304160503593125/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/alyanakl-niko.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/7426304160503593125'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/7426304160503593125'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/alyanakl-niko.html' title='Alyanaklı Niko'/><author><name>Ara Nubaryan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11381583684201697219</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-a9Wwk-4rbdU/T2ET-4_k-mI/AAAAAAAAAnY/ZiLIRnKOrs4/s72-c/ara+nubaryan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-505790453305722705</id><published>2012-03-14T19:25:00.002+02:00</published><updated>2012-03-15T09:54:14.801+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elev Theron'/><title type='text'>Oylum Y. Le Guin</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-b_VZWuSD9_4/T2GZz70fJCI/AAAAAAAAAJA/pwN8Ye_ryQg/s1600/CadiOylum.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="115" src="http://4.bp.blogspot.com/-b_VZWuSD9_4/T2GZz70fJCI/AAAAAAAAAJA/pwN8Ye_ryQg/s400/CadiOylum.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Edebiyat eleştirmeni Oylum Yılmaz, Cadı* isimli romanıyla yazarlığa adımını attı. Bir dönem kısa bir tanışıklığım ve hoş sohbetim olan yazara başarılar dilerim. Epeydir çeşitli dergi ve gazetelerde kritiklerine denk geliyor, içten içe yazdığı kıymetli eleştirilere ve bu eleştiriler üzerinden&amp;nbsp;edinilmiş yola, mesafeye seviniyordum ki, bu roman bendeki sevinci taçlandırdı, tekrar bu sefer bu araçla kendisine temas edeyim istedim. Elbette söz konusu olan bir "ada" çocuğu olunca bendeki algı ve kavrayış da başkalaşıyor ve beni bilinen benden başka bir 'ben'e götürüyor, bilenler bilir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Le Guin' "Yerdeniz Üçlemesi"nin üçlemeden sonra gelen 4. kitabı Tehanu'da (bir de 12&amp;nbsp;yıl sonra 5.si çıktı tabi)&amp;nbsp;diğer öykülerde de yer aldığı halde, ana karakterin kurugusunu&amp;nbsp;farklı olarak; büyü yapan&amp;nbsp;erkek olduğunda büyücü olarak isimlendirilirken, kadınsa cadı olarak adlandırılan Tehanu'yu anlatır. Ursula K. Le Guin, "Yerdeniz Üçlemesi" olarak adlandırılan ancak "Yerdeniz Öyküleri" çerçevesinde dördüncü ve beşincisini de çıkarmış olduğu öykülerde özetle hemen hemen her eleştirel alandan okunabileceği üzere doğum, büyüme/gelişme, olgunlaşma ve ölüm üzerine yazar, kadının toplumsal yeri ve algısı eleştirisini&amp;nbsp;tüm öykülerine yedirir. Fantastik kurgunun altında ve ötesinde olan budur, detay çok yerde var girmeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tehanu, yandığı şey olan ateşle yakan ve&amp;nbsp;bir cadıyken, asıl kimliğiyle ejderha olan (fantastik edebiyat düşkünü bilir ki, ejderha kadim dile doğuştan sahip olduğundan zaten&amp;nbsp;büyü(cü)lüdür) bir kadındır öncelikle. Yani bilinen görünümüyle insan (kadın), kadim dil ve görünümüyle muazzam bir güce sahip ejderha, bir ve aynıdır Tehanu'da. O büyücü insandır ama ejderhadır ve bu zaten olsa olsa bir kadın bedeninde var olur. Adil, cesur, güçlüdür, acılı geçmişi ona hem acı çekmeyi öğretir hem de nasıl acı verilebileceğini. O herkesin kadim dildeki asıl ismini bilir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cadı'da&amp;nbsp;da gerek karanlık lekeler, Eskiler, adadan bile eski adalılar, cadı Ümran'a el vermiş olarak öykülenmiş. Elbette büyü dünyasının dili, yukarıda şöyle bir geçtiğim üzere, bildiğimiz dillerden değil kadim dildedir ve kadim dilde tüm varlıkların bilinen isminden başka bir ismi vardır ki, bu kadim isim bilinirse o varlığa hükmetme gücü de ismi bilendedir artık. Dolayısıyla bir büyücü kadim dildeki gerçek ismini herkesten ve en çok da diğer büyücülerden saklamak ister. Hele ki, büyü yapan kadın yani dolayısıyla bir cadıysa, ismini saklaması gerekenin erkek olması durumunda&amp;nbsp;iş daha da zorludur. Gerçi bu zorluğun cadıya mı yoksa büyücüye mi zor olduğunu da belki ayrıca bir başka bağlamda tart(ış)mak gerekir.&amp;nbsp;Nitekim cadı, büyücüden ahlaki yönden ayrılır fantastik edebiyatta. Zaten isimlendirmeden de belli bu durum. Gündelik dilde de cadı, vicdanen bilinen ataerkil ahlaktan tümüyle yalıtık ve bu anlamda tekinsizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Cadı" hikayesindeki Ümran'dan ve Ümran'ın Oylum'un anneannesi olmasından yola çıkarak ve öykülemede anlatan ile alıntılayan arasındaki ayrımın yitirildiği noktalarda Oylum ile Ümran'ın ortaklaştığı bir olanak ortaya çıkıyor: Kadın olmak...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Keyifle okunuyor Cadı. Le Guin tadı veriyor, düşündürüyor insanı kendi üstüne...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Hoş geldin Oylum,&amp;nbsp;kadim dildeki&amp;nbsp;adını da öğreneceğiz elbet :)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;______________________________&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;*:&amp;nbsp;Cadı (Prinkipo'da Büyülü Bir Arayış), Oylum Yılmaz,&amp;nbsp;Sel Yayıncılık, 2012.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-505790453305722705?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/505790453305722705/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/oylum-y-le-guin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/505790453305722705'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/505790453305722705'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/oylum-y-le-guin.html' title='Oylum Y. Le Guin'/><author><name>Elev Theron</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-b_VZWuSD9_4/T2GZz70fJCI/AAAAAAAAAJA/pwN8Ye_ryQg/s72-c/CadiOylum.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-7404155054151473047</id><published>2012-03-14T11:27:00.004+02:00</published><updated>2012-03-14T11:53:11.081+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Machu Picchu'/><title type='text'>Çağrıştım</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-l-IJ8FG_RVI/T2Bp6krKP5I/AAAAAAAAACs/YJxH9jBAeWw/s1600/jrfilmcroseanna.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 233px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-l-IJ8FG_RVI/T2Bp6krKP5I/AAAAAAAAACs/YJxH9jBAeWw/s400/jrfilmcroseanna.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5719687981758562194" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kâbus gibi geçen dünden sonra okuduğum bir haber yüzümü bir lokmacık gülümsetti sonunda. Haber şu özetle: İtalya'da küçük bir kasaba, kasabanın mezarlığı dolmuş, bir kişi bile gömecek yer yok. Belli ki yeni mezarlık alanı açmak da çok kolay değil yerel yönetim için, bürokrasi mürokrasi durumları... Kasabanın belediye başkanı ÖLMEYİ YASAKLAMIŞ!!! Yetkililerin dikkatini çekmek için. Haberin linki bu:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25330342/#storyContinued"&gt;&lt;br /&gt;http://www.ntvmsnbc.com/id/25330342/#storyContinued&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzümü gülümseten doğrudan haberin kendisi değil beni götürdüğü film. Yıllaaar önce kendimi iflâh olmaz Jean Reno hayranı sandığım zamanlarda sinemalarda gösterilmiş, izlenilmiş, çok eğlenilmiş bir film... Roseanna's Grave. Bizde Roseanna adıyla gösterilmişti sanıyorum. Yine İtalya, yine küçük bir kasaba, yine dolu bir mezarlık. Konu mezarlıksa işin içinde ölüm de var ama film; sevimli mi sevimli bir komedi... Filmin kadın oyuncusu beni yine başka bir filme; Balıkçı Kral'a götürmüş olsa da bugünlük bu kadar çağrışım yeter deyip, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpüyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-7404155054151473047?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/7404155054151473047/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/cagrstm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/7404155054151473047'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/7404155054151473047'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/cagrstm.html' title='Çağrıştım'/><author><name>Machu Picchu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16857522173319437683</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-l-IJ8FG_RVI/T2Bp6krKP5I/AAAAAAAAACs/YJxH9jBAeWw/s72-c/jrfilmcroseanna.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-2669889089654187729</id><published>2012-03-13T23:51:00.000+02:00</published><updated>2012-03-13T23:51:32.750+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asim TOT'/><title type='text'>Bir film, bir roman, bir gönderme</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-q6GSGu-fVHw/T1--jJk4D6I/AAAAAAAAAJY/7dlbZerVxZk/s1600/1.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;img aea="true" border="0" height="238" src="http://2.bp.blogspot.com/-q6GSGu-fVHw/T1--jJk4D6I/AAAAAAAAAJY/7dlbZerVxZk/s400/1.JPG" width="400" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Friedrich Nietzsche, 3 Ocak 1889'da Torino'da, Via Carlo Alberto'daki 6 numaralı kapıdan sokağa adımını atar. Belki yürüyüş yapmak, belki de postaneden mektuplarını almaktır amacı. Kendisine uzak olmayan ya da fazlasıyla uzakta kalan bir fayton sürücüsü de inatçı atına söz dinletemiyordur. Faytoncunun tüm baskılarına rağmen, hareket etmeyi reddediyordur at. Akabinde ismi muhtemelen Giuseppe? Carlo? Ettore? olan faytoncunun sabrı taşar ve kırbacını eline alır. Nietzsche, kalabalığın yanına gelir ve o ana dek öfkeyle köpüren sürücünün acımasız sahnesini sona erdirir. Sağlam yapılı ve gür bıyıklı Nietzsche birden faytona atlar ve kollarını atın boynuna dolayıp hıçkırarak ağlar. Komşuları Nietzsche'yi evine bırakır. İki gün boyunca bir divanda hareketsiz ve sessizce dinlenir Nietzsche. Ta ki son sözlerini mırıldanıncaya dek:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;"Mutter, ich bin dumm," (“Anne, ne aptalım!”)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Ve yaşamının kalan son on yılını, uysal ve delirmiş bir şekilde annesinin ve kız kardeşlerinin himayesi altında geçirir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Atın akıbeti hakkında ise, hiçbir şey bilmiyoruz...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Macar yönetmen Béla Tarr’ın 2011 yılında yaptığı &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt1316540/"&gt;A Torinói ló&lt;/a&gt; (Bir Torino Atı) adlı film yukarıdaki girizgah ile başlıyor. Film, hakkında hiç bir şey bilinmeyen, akibeti tahmin edilen at ve onun sahiplerinin yaşamını anlatan bir hikaye üzerine kurulmuş. Yaklaşık 2.5 saat süren ve epeyce ağır ilerleyen film, baba, onun kızkardeşi ve attan oluşan bu ailenin hayatınının altı gününü anlatıyor. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Birbirini tekrarlayan ve kesintisiz beş dakika uzunluğunda çok az diyalog içeren sahnelerle izleyiciyi oldukça zorluyor. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Amacım filmi kritik etmek değil, fakat bir benzerlik dikkatimi çekti, onu paylaşmak istedim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Dostoyevski’nin 1866 yılında yayınladığı Suç ve Ceza romanında, Raskolnikov’un kabus gördüğü bir bölüm vardır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-vvniKs68Kzo/T1-_cDDsoUI/AAAAAAAAAJg/Y8JsSKcjkME/s1600/fyodor-dostoevsky.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img aea="true" border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-vvniKs68Kzo/T1-_cDDsoUI/AAAAAAAAAJg/Y8JsSKcjkME/s320/fyodor-dostoevsky.jpg" width="254" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Raskolnikov’un henüz çocuk olduğu yaşlarda, bir meyhanenin önünden babası ile birlikte geçerlerken, iri kadanaların koşulduğu, ağır yük ve şarap fıçıları taşımaya yarayan arabalardan birine, çelimsiz, acınası bir köylü beygiri koşulduğunu görürler. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Mikolka adında bir köylü ve arkadaşları sarhoş bir halde meyhaneden çıkarak bu arabaya binerler. 8 kişinin bindiği bu arabayı bu çelimsiz beygirin çekmesi zaten olanaksızdır, ama Mikolka elindeki kırbacıyla (bir süre sonra diğer yolcularda başlarlar atı kırbaçlamaya) atın burnuna, gözlerine vurmaktadır. Zavallı hayvan yediği kırbaçlardan kurtulmak ister gibi bir an için asılır arabaya, ama her seferinde yere kapanacak gibi olmakta ve arabayı hareket ettirememektedir. Kalabalığın içinden koşup gelen iki genç te ellerinde birer kırbaçla atın böğürlerine vurmaya başlarlar. Bir yandan da Mikolka “Suratına vurun, gözlerine gözlerine vurun” diye bağırmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Bu sahneyi gören Raskolnikov atın yanına koşup, öne geçer. Hayvanın gözüne nasıl vurduklarını görür. Ağlamaya başlar. Yüreği kabarır, gözlerinden yaşlar boşanır. Bu arada kamçılardan biri yüzüne çarpar; ama o hiç bir şey duymamıştır, ellerini ovuşturup, bağırmaktadır. Başını sallayıp, bütün bunları kınayan ak saçlı, ak sakallı yaşlı bir adama doğru koşar. Kalabalıktan bir köylü kadın elinden tutup onu uzaklaştırmak ister, ama o kadının elinden kurtulup yeniden atın yanına varır... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Sonrasında, Mikolka ve şürekasının darbelerine dayanamayan beygir ölür. Raskolnikov bir çığlık atıp, kalabalığı yarararak beygire doğru koşar, onun kan içindeki başına sarılıp, gözlerinden, dudaklarından öpmeye başlar. Sonra öfkeyle yerinden fırlayıp, küçücük yumrukları sıkılı, Mikolka’nın üzerine atılır. Epeydir oğlunun ardından koşup duran babası onu tam bu sırada yakalar ve çekip kalabalıktan çıkarır. “Gidelim artık oğlum, evimize gidelim”&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;diyerek evlerine götürür.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Dostoyevski’nin hayal ürünü olan bu olayın bir benzerinin Nietzsche’nin bizatihi başına gelmiş olması ilginç göründü bana. Daha da ilginç yanı, Nietzsche’nin, çok sevdiği ve kendisinden “düşün eşi” diye bahsettiği &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Lou Salome ve Paul Ree &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;ile birlikte 1882 yılında çektirdikleri aşağıdaki fotoğraftır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-tf-zuBydMes/T1-_kiJwT-I/AAAAAAAAAJo/49ao-REy5nM/s1600/Nietzsche_paul-ree_lou-von-salome.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img aea="true" border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-tf-zuBydMes/T1-_kiJwT-I/AAAAAAAAAJo/49ao-REy5nM/s400/Nietzsche_paul-ree_lou-von-salome.jpg" width="267" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Burada Salome, elinde bir kırbaçla bir at arabasına binmiş ve Nietzsche’yi kırbaçlıyor görünmektedir. Ona karşı çok derin duygular beslemiş olan Nietzsche, duygularını Salome’ye açıp red edilince ciddi bir düş kırıklığı yaşamış ve kadınlar hakkındaki düşünceleri daha da sertleşmiştir. Yukarıda bahsi geçen atın boynuna sarılarak ağlama vakasında aslında Nietzsche’nin at ile özdeşlik kurarak kendi haline ağladığı söylenir. Belki de bu yüzden "Mutter, ich bin dumm," demiştir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;A Torinoi lo’yu izlerken, bunlar geldi aklıma. Paylaşmak istedim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-2669889089654187729?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/2669889089654187729/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/bir-film-bir-roman-bir-gonderme.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/2669889089654187729'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/2669889089654187729'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/bir-film-bir-roman-bir-gonderme.html' title='Bir film, bir roman, bir gönderme'/><author><name>Asim TOT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10506718960833683667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_O_6PCHKPn5Q/TH5Xf5Ij33I/AAAAAAAAAAM/4xVErVfNN7A/S220/asimtot.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-q6GSGu-fVHw/T1--jJk4D6I/AAAAAAAAAJY/7dlbZerVxZk/s72-c/1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-5951898310376586067</id><published>2012-03-12T20:52:00.006+02:00</published><updated>2012-03-13T08:32:58.189+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Acemis Osyoloğ'/><title type='text'>Peki siz gelebilecek misiniz?</title><content type='html'>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-44t-i-YDi6s/T15Hw0HHUdI/AAAAAAAAACE/xTmUMtMSCaE/s1600/2tem.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 451px; HEIGHT: 318px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5719087480754885074" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-44t-i-YDi6s/T15Hw0HHUdI/AAAAAAAAACE/xTmUMtMSCaE/s320/2tem.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Yarın Ankara’da Sivas davasının belki de son duruşması var. Bir savcı ve üç yargıçtan ibaret değil dava hakkında yargıda bulunacak olanlar. Madımak Katliamı’nın yargıcıları kürsüde oturanlar dahil bütün bir toplum. O yüzden herkes bir yargıda bulunacak yarın.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Elbet biz orada olacağız; görmeseniz de duymasanız da olacağız. Yarın sabah Ankara Adliyesi’nin önünde Eren’in, Zeynep’in, Mazlum’un yanıbaşında bekleyeceğiz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Gülender de olacak bizimle; o hala 25 yaşında ve hep öyle kalacak. Tıpkı Belkis’in 18, Serkan’ın 19 yaşında kalmaları gibi. 35 güzel insan 19 yıldır yaşlanmıyorlar. Asım Bezirci 19 yıldır yeni bir inceleme yazamıyor, Muhlis Akarsu türkü söyleyemiyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Sizlerse yaş aldınız bu yıllar boyunca, çocuklarınız da büyümüştür mutlaka, büyüsünler tabi, uzun olsun ömürleri ve güzel geçsin her daim. Ama bazı güzelliklerden mahrum kalacakları kesin. Dinleyemeyecekler Hasret’in yeni bestelerini örneğin. 19 yıldır yeni beste yapamıyor Hasret.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Çocuklarınızın yükleri olacak ama taşımaları gereken. Oysa bir çocuğa ne büyük bir haksızlıktır, sorumlusu olmadığı yükler bindirmek. Babam diye düşünecek çocuklarınız, babam, annem, dayım, amcam, teyzem ortak olmuş bu insanlık suçuna, ne acı. Ne acı diye düşünecekler, körmüş vicdanları demek ki. Sizin yüzünüzden sizin adınıza utanıp, suçluluk duyacaklar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Siz zamanaşımına karar verdiniz diye bitecek, zamanaşımını engelleyecek yasayı çıkarmadınız diye kapanacak mı sanıyorsunuz bu yara. Gazetelerde, televizyonlarda derin derin analizler yapıp, komplo teorileri üzerinden katilleri kullanılmış, kışkırtılmış masumlar olarak meşrulaştırdınız diye, kendiniz temiz mi kalacaksınız?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Çocuklarınıza miras olarak suçluluk ve utanç bırakmayı göze aldığınızın farkında mısınız? Olan oldu kapatalım bu acı olay(lar)ın üzerini, önümüze bakalım demenin sorumluluğunu omuzlarına yıktığınız çocuklarınız, torunlarınız, onların çocukları sizin hakkınızda ne düşünecekler acaba?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Zalim mi yoksa korkak mı olduğunuza karar verecekler, ne dersiniz? Ama vicdansız olduğunuzu bilecekler, yüreğinizin kara olduğunu. İnsanlık suçuna ortak olmuş birinin evladı, akrabası, yakını olmanın suçluluğuyla bükülecek boyunları.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Zamanaşımı olmasın, Madımak katliamı insanlık suçu olarak kabul edilsin derken, sanmayın ki hukuki bir talepte bulunuyoruz ne de intikam duygusuyla doluyuz. Sizlerin ve sizden sonra gelecek kuşaklarınızın utançla yaşamanıza engel olmak istiyoruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Bizden ayrılmayın, yanımızda olun dememiz, yapayalnız kalmanıza gönlümüz razı gelmediğinden. Yapayalnız kalacaksınız çünkü, olmayan vicdanlarınızla.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Biz çokuz, sandığınızdan da çokuz ve biteviye çoğalıyoruz. Dersim’den Maraş’a, Çorum’dan Taksim’e bitmiyor çoğalıyoruz. Bütün o kıydıklarınız ve biz onların evlatları, anababaları, kardeşleri olarak biz hep çoğalıyoruz. Siz vurup kıydıkça, yakıp öldürdükçe biz bu toplumun ortak belleğinin koruyucuları olarak artıyoruz. Bu kara tarihin ülkeyi de karartmasına engel olmak için varız. Biz olmasak yarın insanlık içine çıkacak yüzü olmayacak bu topraklarda yaşayanların.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Sizlerden bir beklentimiz olduğunu düşünmeyin sakın. Sakın varolan hukuki düzenlemeler, zaten davada hüküm verildi vs vs gevelemeyin yarın. Bize muhtaç olduğunuzu unutmayın diye, belleklerimizi vicdanlarımızla beslemek için yarın Ankara Adliyesi’nin önünde bekleyeceğiz. Peki siz gelebilecek misiniz?&lt;br /&gt;(Selçuk Candansayar / Birgün)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe width="560" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/7bRnY53KSl0" frameborder="0" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-5951898310376586067?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/5951898310376586067/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/peki-siz-gelebilecek-misiniz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/5951898310376586067'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/5951898310376586067'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/peki-siz-gelebilecek-misiniz.html' title='Peki siz gelebilecek misiniz?'/><author><name>Acemis Osyologyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01322803049796695772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-ZcTdBQvLGcg/T15FaRF0KoI/AAAAAAAAABQ/cgfOd2r2sTU/s220/sm.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-44t-i-YDi6s/T15Hw0HHUdI/AAAAAAAAACE/xTmUMtMSCaE/s72-c/2tem.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-650305108334934755</id><published>2012-03-12T10:22:00.003+02:00</published><updated>2012-03-12T11:39:40.112+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Machu Picchu'/><title type='text'>Sıkıldıııımmm</title><content type='html'>Soğuktan, yağmurdan, çamurdan, üşümekten, Bünyamin Sürmeli kovalamaktan sıkıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mont giymekten, bot giymekten, bot temizlemekten, üst üste 2 çift çorap giymekten, çorap yıkamaktan, çorap teki aramaktan sıkıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çantamda şemsiye taşımaktan, şemsiye kaybetmekten, şemsiye almaktan sıkıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kel ağaçlar, ıslak yollar, mumya gibi sarmalanmış insanlar, üşümüş kediler, çamurlu arabalar görmekten sıkıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğalgaz faturası ne gelecek diye hayıflanmaktan, doğalgaz faturası ödemekten, 6 liralık faturaları özlemekten sıkıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göğün grisinden, denizin grisinden, siyahlardan, kahverengilerden sıkıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En çok da depresif halli kendimden sıkıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaz gelsin. YAZ GELSİN. y a z  g e l s i n .  Y-A-Z G-E-L-S-İ-N.  y*a*z  g*e*l*s*i*n.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-650305108334934755?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/650305108334934755/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/skldmmm.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/650305108334934755'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/650305108334934755'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/skldmmm.html' title='Sıkıldıııımmm'/><author><name>Machu Picchu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16857522173319437683</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-315441151537234732</id><published>2012-03-09T18:34:00.001+02:00</published><updated>2012-03-09T18:36:02.028+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elev Theron'/><title type='text'>Yemezler</title><content type='html'>&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="225" mozallowfullscreen="" src="http://player.vimeo.com/video/37660993?color=66CC00" webkitallowfullscreen="" width="400"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-315441151537234732?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/315441151537234732/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/yemezler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/315441151537234732'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/315441151537234732'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/yemezler.html' title='Yemezler'/><author><name>Elev Theron</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-3847044006581873606</id><published>2012-03-09T17:18:00.004+02:00</published><updated>2012-03-12T11:36:29.770+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Machu Picchu'/><title type='text'>İskeleden devam...</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/--elndzVPwTA/T1ogpllae7I/AAAAAAAAACU/6GedXTc1LZE/s1600/houseofsandandfog.png"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5717918575736028082" src="http://1.bp.blogspot.com/--elndzVPwTA/T1ogpllae7I/AAAAAAAAACU/6GedXTc1LZE/s400/houseofsandandfog.png" style="cursor: hand; cursor: pointer; display: block; height: 205px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 400px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 alttaki postta sorulan filmlerden birini bilemedim ama, bakalım bu iskele hangi filmden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İpucu: İskeledeki kadın iskelede durmayı çok seviyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-3847044006581873606?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/3847044006581873606/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/iskeleden-devam.html#comment-form' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/3847044006581873606'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/3847044006581873606'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/iskeleden-devam.html' title='İskeleden devam...'/><author><name>Machu Picchu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16857522173319437683</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/--elndzVPwTA/T1ogpllae7I/AAAAAAAAACU/6GedXTc1LZE/s72-c/houseofsandandfog.png' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-7229983241345016285</id><published>2012-03-09T09:04:00.003+02:00</published><updated>2012-03-09T15:30:43.159+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Machu Picchu'/><title type='text'></title><content type='html'>* Money Club ile Migros, 5M, MJet, Tansaş'ta &lt;b&gt;kadınlara özel&lt;/b&gt; 8-11 Mart'ta yüz temizleyici ve vücut-el bakım kremlerine %50, 7-9 Mart'ta ithal züccaciyeye %40 indirim!&lt;div style="font-weight: normal; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-weight: normal; "&gt;* &lt;/span&gt;&lt;b&gt;Kadınlar gününe özel&lt;/b&gt; Gold ve Platinum kartınızla bugün Suadiye Ziyade Fasıl/Rihan Kebap'ta %10, Etiler China Stix'de %15, Bebek/Şaşkınbakkal Casita'da %20 indirim!&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: normal; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-weight: normal; "&gt;* &lt;/span&gt;&lt;b&gt;Dünya Kadınlar Günü&lt;/b&gt;'nde ayrıcalıklısınız. TL'de %11.45, USD'de %4.50'ye varan vadeli mevduat oranlarıyla 8 Mart'ı Denizbank'ta kutlayın.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: normal; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Bunlar dün cep telefonuma gelen mesajlar...&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: normal; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: normal; "&gt;1 Mayıs'ı paraya çevirmeye ne zaman cesaret edecekler merak ediyorum. Hatta ettiler zaten de benim haberim mi yok acaba?&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: normal; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: normal; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: normal; "&gt;Hamiş: "Always sunny in the rich man's world." Bu cümle pek bilinen bir şarkının sözlerinden. İşbu pek bilinen şarkının adı da başlıksız yazımın başlığıdır efendim.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-7229983241345016285?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/7229983241345016285/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/money-club-ile-migros-5m-mjet-tansasta.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/7229983241345016285'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/7229983241345016285'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/money-club-ile-migros-5m-mjet-tansasta.html' title=''/><author><name>Machu Picchu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16857522173319437683</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-4380347436855982377</id><published>2012-03-08T13:45:00.004+02:00</published><updated>2012-03-09T09:00:01.036+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elev Theron'/><title type='text'>Emekçi Kadınlar İçin...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-k5_cbjDgElU/T1jJRnyrrUI/AAAAAAAAAIw/LZ5-wmk_J6o/s1600/YY.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="215" src="http://4.bp.blogspot.com/-k5_cbjDgElU/T1jJRnyrrUI/AAAAAAAAAIw/LZ5-wmk_J6o/s400/YY.jpg" width="383" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-4380347436855982377?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/4380347436855982377/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/emekci-kadnlar-gunu-icin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/4380347436855982377'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/4380347436855982377'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/emekci-kadnlar-gunu-icin.html' title='Emekçi Kadınlar İçin...'/><author><name>Elev Theron</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-k5_cbjDgElU/T1jJRnyrrUI/AAAAAAAAAIw/LZ5-wmk_J6o/s72-c/YY.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-8994401061096097532</id><published>2012-03-07T16:04:00.001+02:00</published><updated>2012-03-07T16:06:56.896+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asim TOT'/><title type='text'>Bir fotoğraf, bir benzerlik, bir gönderme</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-uSiUTZFWuuc/T1dkbOTbBgI/AAAAAAAAAJI/OQRE27907vc/s1600/22.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="283" src="http://1.bp.blogspot.com/-uSiUTZFWuuc/T1dkbOTbBgI/AAAAAAAAAJI/OQRE27907vc/s320/22.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-vy4KAqhumog/T1dkbyg4_TI/AAAAAAAAAJM/FTxzoQKF2O8/s1600/33.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-vy4KAqhumog/T1dkbyg4_TI/AAAAAAAAAJM/FTxzoQKF2O8/s1600/33.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-vy4KAqhumog/T1dkbyg4_TI/AAAAAAAAAJM/FTxzoQKF2O8/s1600/33.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-vy4KAqhumog/T1dkbyg4_TI/AAAAAAAAAJM/FTxzoQKF2O8/s320/33.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-vy4KAqhumog/T1dkbyg4_TI/AAAAAAAAAJM/FTxzoQKF2O8/s1600/33.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-vy4KAqhumog/T1dkbyg4_TI/AAAAAAAAAJM/FTxzoQKF2O8/s1600/33.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: right;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-RT4zQEVLcVo/T1dkaQEpQ-I/AAAAAAAAAJA/DEGkboHeGDE/s1600/11.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="244" src="http://1.bp.blogspot.com/-RT4zQEVLcVo/T1dkaQEpQ-I/AAAAAAAAAJA/DEGkboHeGDE/s320/11.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-vy4KAqhumog/T1dkbyg4_TI/AAAAAAAAAJM/FTxzoQKF2O8/s1600/33.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: right;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: right;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: right;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: right;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: right;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: right;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: right;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: right;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: right;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: right;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: right;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: right;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: right;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: right;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: right;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: right;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: right;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: right;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: right;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: right;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-8994401061096097532?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/8994401061096097532/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/bir-fotograf-bir-benzerlik-bir-gonderme.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/8994401061096097532'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/8994401061096097532'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/bir-fotograf-bir-benzerlik-bir-gonderme.html' title='Bir fotoğraf, bir benzerlik, bir gönderme'/><author><name>Asim TOT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10506718960833683667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_O_6PCHKPn5Q/TH5Xf5Ij33I/AAAAAAAAAAM/4xVErVfNN7A/S220/asimtot.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-uSiUTZFWuuc/T1dkbOTbBgI/AAAAAAAAAJI/OQRE27907vc/s72-c/22.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-1699549390278131164</id><published>2012-03-06T15:01:00.000+02:00</published><updated>2012-03-06T15:01:48.915+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asim TOT'/><title type='text'>İki film, bir benzerlik, bir gönderme</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;Hangi kare, hangi filme ait?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-mXsQW7XoNno/T1X3Y_bp_1I/AAAAAAAAAIo/4RDrN3Zc2ek/s1600/1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="217" src="http://2.bp.blogspot.com/-mXsQW7XoNno/T1X3Y_bp_1I/AAAAAAAAAIo/4RDrN3Zc2ek/s400/1.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-v6LWpMkgpBc/T1X3ZmZPznI/AAAAAAAAAIw/CwNh0KUl9As/s1600/2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="227" src="http://2.bp.blogspot.com/-v6LWpMkgpBc/T1X3ZmZPznI/AAAAAAAAAIw/CwNh0KUl9As/s400/2.jpg" width="400" /&gt;&amp;nbsp;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: right;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-byTVwjnZFA0/T1YJiETrnaI/AAAAAAAAAI4/1piUFySnTS8/s1600/3.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="250" src="http://4.bp.blogspot.com/-byTVwjnZFA0/T1YJiETrnaI/AAAAAAAAAI4/1piUFySnTS8/s400/3.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-1699549390278131164?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/1699549390278131164/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/iki-film-bir-benzerlik-bir-gonderme.html#comment-form' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/1699549390278131164'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/1699549390278131164'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/iki-film-bir-benzerlik-bir-gonderme.html' title='İki film, bir benzerlik, bir gönderme'/><author><name>Asim TOT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10506718960833683667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_O_6PCHKPn5Q/TH5Xf5Ij33I/AAAAAAAAAAM/4xVErVfNN7A/S220/asimtot.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-mXsQW7XoNno/T1X3Y_bp_1I/AAAAAAAAAIo/4RDrN3Zc2ek/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-1015292416401323848</id><published>2012-03-04T14:33:00.000+02:00</published><updated>2012-03-04T14:36:13.284+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ara Nubaryan'/><title type='text'>Sefa</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-4yK4WTQuG-w/T1Nf8oakInI/AAAAAAAAAnQ/o48Og7zRS0M/s1600/ara+nubaryan.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-4yK4WTQuG-w/T1Nf8oakInI/AAAAAAAAAnQ/o48Og7zRS0M/s1600/ara+nubaryan.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Heybeliada'nın sefa pezevenklerinden bir grup, kış ortası tekneyi Kaşıkadası önüne çekmiş rakı içiyor. Teknede canlı müzik olduğuna ve çalınan müzik aletinin keman olduğuna ayrıca dikkat çekerim. &amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-1015292416401323848?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/1015292416401323848/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/sefa.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/1015292416401323848'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/1015292416401323848'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/03/sefa.html' title='Sefa'/><author><name>Ara Nubaryan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11381583684201697219</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-4yK4WTQuG-w/T1Nf8oakInI/AAAAAAAAAnQ/o48Og7zRS0M/s72-c/ara+nubaryan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-2851827105290206922</id><published>2012-02-26T03:02:00.004+02:00</published><updated>2012-02-26T03:03:07.666+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ara Nubaryan'/><title type='text'>Neyse konumuza dönelim</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-43FrqkWKGho/T0mEftCuMcI/AAAAAAAAAnI/6Vn8tqaMAf8/s1600/ara+nubaryan.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-43FrqkWKGho/T0mEftCuMcI/AAAAAAAAAnI/6Vn8tqaMAf8/s1600/ara+nubaryan.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Heybeli vapur iskelesinden koşa koşa öyle bir atladım kidenize, Maltepe’deki çıkarma iskelesine burnumu vurdum. Artık denizin dibindennasıl gittiysem… Tabii iskeleye burnumu vurunca etraf bir anda kan gölüne döndüdesem de inanmayın siz. Malumunuz, Marmara bir denizdir ve etrafın döndüğü olsaolsa kan deryası olabilir. Yıllardır burnumdan boşa akan kanları bir kanbankasına bağışlayabilseydim kimleri kurtarırdım kim bilir kara toprağagirmekten. Övünmek gibi olmasın sıfır negatifimdir. En az bulunanı yani. Kim“yok o yalan” derse yüzüne tükürürüm. Adapazarı’nda içki masasından kalkıpİstanbul’a gelmişliğim vardır zamanında. Koskoca şehr-i İstanbul’da kanbulamamışlardı, aranan kan tabii ki sıfır negatifti ve tabii ki şimdi soranlarolacaktır “alkollü kan mı verdin” diye. Yok, masaya yeni oturmuştuk ve tekyudum almamıştım. Deli gibi karlı bir ada kışında, adanın en dik yokuşlarındanbirinden kaymaya kalkan 65 yaşındaki Semiha Teyzenin beli çıkmıştı ve kan onagerekiyordu. “Kaymak senin neyine Semiha Teyze” demedim tabii ki. İlk trenlekan vermeye geldim. Sonrasında iyileşen Semiha Teyze günde iki ada turu yapmayabaşlamıştı yürüyerek ve yolda beni gördüğünde “senin kanınla yürüyorum” dediyıllarca. Hâlâ da der. Neyse konumuza dönelim. Burnum oluk oluk dışavurumhalindeydi kanı ve Maltepe sahilinde bir Allah’ın kulu yardım etmiyordu. Üstüneüstlük, iskeleye vurmadan önce balık tutanlardan birinin iğnesi ayağımatakılmış ve kopmuştu, bir de fırça yemiştim bu yüzden. Fırça yediğim için çoksevindim tabii. Maltepe sahilinin tinercileri meşhurdur, bıçak da yiyebilirdimki yemişliğim çoktur. Tavsiye ederim, bıçak yemek güzeldir. Böyle dünyanın ensıcak kanıdır o akan kan. İçiniz gıcıklanır, gülmek istersiniz, neredeyse zevkalacaksınızdır, o derece ama işte akan kanın en güzel yerinde o ünlü bıçakkesiği acısı gelip beyninizi ele geçirir. Neyse konumuza dönelim. Çıkarmaiskelesi, adı üstünde araba taşıyan çıkarma gemilerini taşıdığı için, arabalıvapur iskelesi gibidir. Eğimlidir ve ucu denizin içindedir. O yüzden kolaycanaçıkabildim karaya. Kendimi kayıkçı barınaklarına zor attım. Kıçı kırık kendikırık ahşap iskelelerden birinin üzerinde bayılmışım. Ayıldığımda beş dakikageçmiş geçmemişti. Motorcu Salih, rakısını yudumlarken “nooldu lan” deyincefarkına vardım ki zil zurna sarhoş. Kendisini ayık görmüşlüğüm yoktur hiç vekendisinin bir çift küreği bile yoktur ama adı yıllardır Motorcu Salih’tir.Zamanında yat kaptanıymış. Hem de Kayahan’ın yatının kaptanı. Ne zaman kiKayahan kafayı sıyırıp kaptanlık belgesi almış ve kendi yatını kullanmayabaşlamış, o da Salih’in son işi olmuş. Dandik bir hikâye ben de farkındayım amabana da böyle anlatmıştı Popo Faruk. Popo Faruk’un hikayesi gerçekten acıklıdırama anlatmam, söz verdim. “Birine anlatırsan .mına korum” demişti bir içkimasasında. Anlattığını da hatırlamaz ya söz verdik işte. Sanki verdiğim bütünsözleri tuttum da şu hayatta. Neyse konumuza dönelim. Motorcu Salih’inkulübesindeki ecza dolabında pamuk bulup hemen tampon yaptım. Zaten dolaptabaşka bir tıbbi malzeme de yoktu. Tamponu yapıp oturdum ve başımı önüme eğerekbir süre bekledim. Burnu kanayanın, kafasını geriye atması söylenegelir,yanlıştır. Yanlışmış. Burnun kanarsa önüne eğecekmişsin, ne varsa akacakmış.Neyse konumuza dönelim. Kanama geçince Salih’in iskeleden tekrar atlayıp döndümadaya. Denizatına gidip çay istedim, adaçayı getirdiler. Olsun dedim, içtim.Kel Hüseyin geldi, “üçüncü ayak n’olur” dedi. “Mirhat geçilmez” dedim, gitti.Mirhat yarış hayatında ilk kez o yarışta geçildi. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Adanın bütün atçılarına, Maltepe’nin bütün tinercilerine…&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-2851827105290206922?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/2851827105290206922/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/02/neyse-konumuza-donelim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/2851827105290206922'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/2851827105290206922'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/02/neyse-konumuza-donelim.html' title='Neyse konumuza dönelim'/><author><name>Ara Nubaryan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11381583684201697219</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-43FrqkWKGho/T0mEftCuMcI/AAAAAAAAAnI/6Vn8tqaMAf8/s72-c/ara+nubaryan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-5223568311547847470</id><published>2012-02-25T14:59:00.001+02:00</published><updated>2012-02-26T02:59:14.706+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Maria Puder'/><title type='text'>...</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Son günlerde İstanbul Şehir Tiyatroları’nda oynanan bazı oyunlara yönelik bir karalama kampanyası başlatıldı. Bundan iki ay önce Yeni Akit gazetesinden Akif Çamlı, Mutfak Söyleşileri oyunu hakkında bir yazı kaleme almıştı. Bu oyunun ahlak dışı olduğunu, kırmızı noktalı filmleri aratmadığını, Türk halkına yakışmayan bir oyun olduğunu söylemişti. &amp;nbsp;Bu yazı sonrasında birçok yazı yayımlandı oyuna dair. Hemfikir olanlar çoğunluktaydı. Afişinde +16 ibaresi bulunan bu oyun bırakın gençleri yetişkinleri bile rahatsız edecek derecede cinsellik içeriyordu, bu oyunu sahnelemekle büyük bir hata işlemiş olan Şehir Tiyatroları’nın oyunu derhal kaldırması gerekliydi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Geçen haftalarda yeni bir oyun ele alındı. Günlük Müstehcen Sırlar. Bu oyunu izlemeden sadece isminden yola çıkarak ya da oyunun tanıtımını okuyarak eleştirenler oldu. oyunu ilk olarak ele alan Zaman gazetesi yazarı İskender Pala ‘İBB Şehir Tiyatroları, halkın vergileriyle bu tür oyunlar üretiyorsa tiyatro mu amacından sapmıştır, tiyatrocular mı kaliteli üretimden düşmüştür? ‘ gibi bir soru soruyor ve sanırım pek endişeleniyordu tiyatronun geleceği için.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Fitili iyice ateşleyen Pala’nın ardından Hadi Uluengin bu sefer başka bir oyunla çıktı karşımıza. Onun derdi cinsellik ya da ahlakımızın bozulması değil 60 yıl önce olup bitmiş, unutulmaya yüz tutmuş bir olayın yeniden gündeme getirilmeye çalışılmasıydı. O da derdini söyle anlatıyordu ‘Yurttaş vergileriyle finanse edilen bir belediye kurumu ipliği çoktan pazara çıkmış bir dezenformasyon abidesini bugün hâlâ ‘gerçek’ diye yutturmaya çalışıyor. Pes!’ Rosenbergler olayından ve Rosenbergler Ölmemeli oyunundan bahsediyor Uluengin. Yazı ilerledikçe salyalarını akıtarak daha da çirkinleşen Uluengin tek değil, bir de tabii Engin Ardıç gerçeği var. Oyun sahnelenmezden önce oyunun yönetmenini topa tutan bir yazı yazan Ardıç, sahnelendikten sonra da ‘Hay sizin Rosenberglerinize’ diyerek ondan beklenen performansı sergileyip bizi şaşırtmamıştır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Şehir Tiyatroları bu oyunların arkasında ne kadar durur bilmiyorum. Hatta gelecek sezon bu bahsedilen oyunlar repertuardan kalkar diye düşünüyorum, üzülerek.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Önceden Rosenbergler Ölmemeli oyunundan bahsetmiştim size. İzlemenizi önermiştim. Eğer fırsat bulup da gittiyseniz şanslısınız.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Rosenbergler Ölmemeli, Şehir Tiyatroları’nın resmi açıklamasına göre ‘telif’ nedeniyle programdan kaldırılmıştır. 6 aylık prova sürecinin ardından büyük bir zevkle, istekle, inançla oynanan ve son haftalarda kapalı gişe yapan, dünkü oyunda koltuk kalmayınca sandalyelerin ardından merdivenlerin seyirciyle dolduğu salonda oyun Pazar günü son kez sahnelenilecek.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Belki şu telif meselesi kötü bir zamanlamayla çıktı ortaya. Ancak şu kadarını söyleyebilirim tahmin edersiniz ki kulislerde konuşulanlar olayın sadece telif olmadığını gösteriyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Dün herkesin gözünde yaş, kalbi sıkışarak ama büyük bir coşkuyla sahnelenen oyun bugün ve yarın son kez Harbiye’de Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;Yukarıda bahsettiğim yazıların linkleri:&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;Mutfak Söyleşileri / Akif Çamlı:&lt;/i&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.habervakti.com/?page=news_details&amp;amp;id=59577" target="_blank"&gt;http://www.habervakti.com/?page=news_details&amp;amp;id=59577&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;Günlük Müstehcen Sırlar / İskender Pala:&lt;/i&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1244776&amp;amp;title=gunluk-mustehcen-sirlar" target="_blank"&gt;http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1244776&amp;amp;title=gunluk-mustehcen-sirlar&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;Rosenbergler Ölmemeli / Hadi Uluengin:&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/19945546.asp" target="_blank"&gt;http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/19945546.asp&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;Rosenbergler Ölmemeli / Engin Ardıç:&lt;/i&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://t24.com.tr/haber/rosenbergler-olmemeli-mi/195553" target="_blank"&gt;http://t24.com.tr/haber/rosenbergler-olmemeli-mi/195553&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;Rosenbergler Ölmemeli / Engin Ardıç&lt;/i&gt;:&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2012/02/02/hay-sizin-rosenberglerinize" target="_blank"&gt;http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2012/02/02/hay-sizin-rosenberglerinize&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;Yazılara cevap:&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;Mutfak Söyleşileri / Melih Anık&lt;/i&gt;:&amp;nbsp;&lt;a href="http://melihanik.blogspot.com/2011/11/mutfak-soylesileri-ibbst-uzerine-akif.html" target="_blank"&gt;http://melihanik.blogspot.com/2011/11/mutfak-soylesileri-ibbst-uzerine-akif.html&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;Rosenbergler Ölmemeli / Orhan Alkaya:&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;a href="http://t24.com.tr/yazi/hadi-ordan-engin-sen-de/4672" target="_blank"&gt;http://t24.com.tr/yazi/hadi-ordan-engin-sen-de/4672&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-5223568311547847470?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/5223568311547847470/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/02/blog-post_25.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/5223568311547847470'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/5223568311547847470'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/02/blog-post_25.html' title='...'/><author><name>Maria Puder</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05885026990263447820</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-6276657318755064136</id><published>2012-02-20T14:31:00.002+02:00</published><updated>2012-02-20T14:39:14.695+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Acemis Osyoloğ'/><title type='text'>"O güzel insanlar, o güzel katırlarla gittiler, dönmediler..."</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: blue; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Kaçakçılık&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: #060606; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&amp;nbsp;:&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;İng. smuggling &lt;br /&gt;1. Yasal olmayan gizli yollardan ve herhangi bir vergi ödemeden ülke dışından ülkeye mal sokulması. &lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;BSTS / İktisat Terimleri Sözlüğü 2004 (TDK Sözlük)&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-GZBkJ2hCGfY/TwQVaSz1CaI/AAAAAAAAAAc/T2vHrvLOQ8U/s1600/uludere.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="212" rea="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-GZBkJ2hCGfY/TwQVaSz1CaI/AAAAAAAAAAc/T2vHrvLOQ8U/s320/uludere.jpg" width="320" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Vergi kaçakçılığı :&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &amp;nbsp;İng. tax evasion &lt;br /&gt;Belgeleri değiştirmek, asıllarına uygun olmayan belge veya kopyalar düzenlemek, vergi yasalarına göre tutulması gerekli olan defter kayıtlarını değiştirmek ya da kayıtları eksik tutmak, tutulması gereken defter veya belgeleri gizlemek veya yok etmek, her türlü hesap ve muhasebe hileleri yapmak, elde edilen kazançları vergi bildirim belgesinde göstermemek gibi yollarla mükellefin ödediği verginin ödenmesi gerekenden daha az tahakkuk ettirilmesi ya da hiç tahakkuk ettirilmemesi.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;BSTS / İktisat Terimleri Sözlüğü 2004 (TDK Sözlük)&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-ZVbgq1P2L_o/TwQVfoil5xI/AAAAAAAAAAo/Nc96pMejBOk/s1600/vergi-aff%25C4%25B111.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="204" rea="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-ZVbgq1P2L_o/TwQVfoil5xI/AAAAAAAAAAo/Nc96pMejBOk/s320/vergi-aff%25C4%25B111.jpg" width="320" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-6276657318755064136?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/6276657318755064136/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/02/o-guzel-insanlar-o-guzel-katrlarla.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/6276657318755064136'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/6276657318755064136'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/02/o-guzel-insanlar-o-guzel-katrlarla.html' title='&quot;O güzel insanlar, o güzel katırlarla gittiler, dönmediler...&quot;'/><author><name>Acemis Osyologyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01322803049796695772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-ZcTdBQvLGcg/T15FaRF0KoI/AAAAAAAAABQ/cgfOd2r2sTU/s220/sm.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-GZBkJ2hCGfY/TwQVaSz1CaI/AAAAAAAAAAc/T2vHrvLOQ8U/s72-c/uludere.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-5760688600013118613</id><published>2012-02-20T14:21:00.000+02:00</published><updated>2012-02-20T14:21:05.441+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Acemis Osyoloğ'/><title type='text'>Millet Yutmuyor!</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-yMsfchxDW-w/T0I5Bi-z8YI/AAAAAAAAAIg/31zkQ6Ekd1I/s1600/boxkiz3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-yMsfchxDW-w/T0I5Bi-z8YI/AAAAAAAAAIg/31zkQ6Ekd1I/s320/boxkiz3.jpg" width="320" yda="true" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Sabahattin Ali’nin 1945 yılında yazdığı (yayınladığı) bir öyküsü vardır : “Millet Yutmuyor”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Büyük şehirlerden birinde kurulan bir panayırdan bahseder öyküsünde. Panayırda birbirinden farklı onlarca eğlence yeri vardır: Dönme dolaplar, atlıkarıncalar, esrarlı mağaralar, vücutsuz başlar, elli santimlik cüceler vb. Öykünün kahramanı, meşin bir topa vurarak pazı kuvveti denenen bir yerde durmuş, gerile gerile yumruk savuran, sonra da sırıtarak ibrenin kaça kadar çıktığına bakan delikanlıları seyrederken bir sesin homurdandığını fark eder:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;“Haydi bayanlar, baylar!... Görülmemiş numaralar burada. Bu panayırın en büyük hüneri içerde. Milli oyunlar, modern danslar, ağlatıcı dramlar, güldüren komediler... İspritizma, manyatizma, illüzyonizma numaraları... Dünyanın en büyük kadın ve erkek artistleri içeride... Görmeden geçmeyin!”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Lakin öykünün kahramanı daha önce bu salaş tiyatroyu görmüş ve hiç de çığırtkanın söylediği gibi bir eğlence olmadığını tecrübe etmiştir. Onun değişiyle “siyah gözlük takarak, hokkabazlık numaraları diye, ucuz eğlence kitaplarına geçmiş hünerler” gösterilmektedir içerde. Buna rağmen gişede oturup bir türlü gelmeyen müşterileri bekleyen patron başını dışarı uzatıp çığırtkanı :&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;“Bağırsana be!” diye uyarır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Çığırtkan, gişedeki patrona yandan bir göz atarak “Millet yutmuyor!” der.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Engin Ardıç’ın &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2012/02/15/yumurtasiz-eylemin-tadi-yok"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;tartışma yaratan makalesinden&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt; sonra aklıma Sabahattin Ali’nin bu hikâyesi geldi. “Gerile gerile yumruk savuran, sonra da sırıtarak ibrenin kaça kadar çıktığına bakan delikanlılar” gibi ortaya arada bir böyle makaleler yumurtluyor, çünkü biliyor ki sol/sosyalist yazar-çizerlerin bu topa çıkacağı garanti. “İçeride” ne gibi oyunların olduğunu bilen ve artık EA ve onun gibilerine aşina olup, görmezden gelenlerin dikkatini çekebilmek için ise tıpkı seyirci toplayamayan çığırtkan gibi dozu arttırdıkça arttırıyor. Biliyor ki ancak böyle gündemde kalabilir, adını duyurmaya devam edebilir. Bu sayede yazdığı her neyse, ağırlığından fazla gürültü koparacak, gündemi meşgul edecek. Arada bir patronu gişeden kafasını uzatıp : “Bağırsana be!” diye uyarıyor mudur bilmem, ancak “siyah gözlük takarak, hokkabazlık numaraları diye, ucuz eğlence kitaplarına geçmiş hünerler” sergilemekten başka bir şey yapmadığı aşikâr. Ama “Millet yutmuyor!”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-5760688600013118613?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/5760688600013118613/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/02/millet-yutmuyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/5760688600013118613'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/5760688600013118613'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/02/millet-yutmuyor.html' title='Millet Yutmuyor!'/><author><name>Acemis Osyologyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01322803049796695772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-ZcTdBQvLGcg/T15FaRF0KoI/AAAAAAAAABQ/cgfOd2r2sTU/s220/sm.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-yMsfchxDW-w/T0I5Bi-z8YI/AAAAAAAAAIg/31zkQ6Ekd1I/s72-c/boxkiz3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-1338583450337120503</id><published>2012-02-16T15:54:00.001+02:00</published><updated>2012-02-16T18:40:31.404+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Acemis Osyoloğ'/><title type='text'>Yazar ne yazar ne Yazamaz</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Fi5ta6PIRDA/Tz0F682gYQI/AAAAAAAAAIQ/1aGN6Gy6df4/s1600/yazar.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="276" src="http://1.bp.blogspot.com/-Fi5ta6PIRDA/Tz0F682gYQI/AAAAAAAAAIQ/1aGN6Gy6df4/s400/yazar.jpg" width="400" yda="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Benjamin Franklin’in biyografisinde, Dunkerler (Alman-Amerikan Baptistlerinin bir kolu) olarak bilinen dinsel bir mezhebin kurucularından olan Michael Walfare’e atfen çarpıcı bir alıntı yer alır. Adı geçen alıntıda Walfare’in, Franklin’e ilettiği ve diğer mezhep yandaşlarının Dunkerler hakkında bir sürü yalanlar yaydıkları; onları, aslında tamamen yabancısı oldukları iğrenç ilkelerle suçladıklarından şikayet ediliyordu. Franklin, eğer Dunkerler kendi inançlarını ve disiplin kurallarını madde madde yayımlarlarsa bu tür istismarların azaltılabileceğini söylemiş, Walfare de din kardeşleri arasında bu yaklaşımın tartışıldığını, ancak reddedildiğini iletmişti. Walfare bunu takiben, din kardeşlerinin nasıl bir akıl yürüttüklerini şu sözlerle açıklıyordu :&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;İlk defa bir cemaat olarak bir araya geldiğimiz zaman, bu durum Tanrı’ya, eskiden doğru saydığımız bazı doktirinlerin yanlış, yanlış saydığımız başka doktrinlerin ise asıl hakikat olduğunu görmemizi sağlayacak derecede zihinlerimizi aydınlatma zevkini tattırmıştır. Tanrı zaman zaman bize daha fazla ışık ihsan etme zevkini de tattırmıştır. İlkelerimiz gelişmekteyken, yanlışlarımız azalmaktadır. Şu anda bu ilerleme sürecinin sonuna varmış olup olmadığımızından, tinsel ya da teolojik bilgide mükemmelliğe erişip erişmediğimizden emin değiliz. Ve kendimizi bu noktaya erişmiş olmaktan dolayı elimiz kolumuz bağlı ve kısıtlı hissedersek, büyük ihtimalle başka yeni gelişmeleri benimsemeye yanaşmamaktan, dahası çocuklarımız ve torunlarımızın da bu yolda yürümelerinden, onların büyükleri ve ataları olan bizlerin yaptıklarını kutsal, bir milim dahi şaşılmayacak şeyler olarak kavramalarından korkuyoruz.(1)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Bir çok kutsal metin gerçeği, &lt;/span&gt;&lt;a href="http://birgunsonra.blogspot.com/2010/09/minare-ve-deniz-feneri.html"&gt;&lt;span style="color: blue; font-family: Calibri;"&gt;doğruyu hatta en doğruyu&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt; kendisinin bildiğini iddia etmesine rağmen Dunkerlerin durumu oldukça ilginçtir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Buradan hareketle şöyle bir çıkarımda bulunabiliriz. Herhangi bir kitap “bitmiş” bir iştir ve yazarı tarafından da artık değiştirilmesi olanaklı olmadığından Elevtheron’un da belirttiği gibi “&lt;/span&gt;&lt;a href="http://birgunsonra.blogspot.com/2011/12/ayn-kitab-tekrar-almak.html?showComment=1326901714594"&gt;&lt;span style="color: blue; font-family: Calibri;"&gt;yayından çıkmış bir ok&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;” gibidir. Bu noktadan itibaren o eser artık yaratıcısını da aşarak kamusal bir söyleme dönüşür. Dolayısıyla “ben bunu sırf eğlence olsun diye kendim için yazdım” şeklinde bir açıklama yapan yazar kendisiyle çelişiyordur. Umberto ECO “yazarların kendileri için yazdıkları tek şey market alışveriş listeleridir” diyerek konuya açıklık getirir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Hal böyleyken, eserin okur yönünden de nasıl algılanacağı yazar tarafından da dert edilir. Zira anlatmak istediği ifadeyi en iyi nasıl ve ne şekilde söyleyeceğine dair kaygıları vardır. (ya da olması gerekir) Yazar eserini oluşturuyorken hangi kavramsal çerçevede kalacaktır, kurduğu cümleler, kullandığı sözcükler, cümlelerin uzunluğu, kısalığı, örnekler, benzetmeler, referanslar vb. hangi potansiyel okura veya okur düzeyine hitap edecektir. Böyle bakılınca neredeyse sonsuz sayıda farklı ifade biçimleri kullanması zorunluğu ortaya çıkacağını varsayabiliriz. Her ne kadar gözle görülmeyen bir dinleyici kitlesine hitap ediliyor olsa da, yazarın eserini oluştururken kendisine seçtiği ortalama bir okur algı/bilgi düzeyi belirlediğini/varsaydığını, okurun kendisini onaylamayacağını ya da yanlış anlayacağını bilmekten ötürü yazdıklarına çekidüzen verdiğini iddia etmemiz çok da yanlış olmayacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Başladığımız yere dönersek, yazılı bir eser (ki burada kastedilen kitaptır) bitmiş bir iştir ve yazarın en azından o eser bağlamında söyleyeceklerini söylediği, noktayı koyduğu, gerisini okurun algısına ve beğenisine emanet ettiği bir nesnedir. (Kimi “çok satan” yerli romanlarda, yazarının kanal kanal dolaşıp, ‘ben aslında onu kastetmedim kitabımda, bunu kastettim’ diye ter ter tepinmesi bu kapsamda yazarın söyleyeceğini kitabında tam olarak söyleyemediğini, ya da “çok satar” olabilmek ve herkese hitap edebilmek için varsaydığı okur profili skalasını çok geniş tuttuğu sonucuna varabiliriz) &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;“Odanın iki duvarı boydan boya kitaplıktı. Yayınevinin bastığı binden fazla kitap raflarda muntazam bir şekilde sıralanmış, üzerlerine mart güneşi vurmuştu. Cemil bu mutlu aile tablosuna bakarken kitapların, kendisine güzel pek çok şeyin yanısıra hep bir eziklik de hissettirdiğini düşündü. Kitaplar bir bakıma başarılmış, tamamlanmış şeylerdir. Oysa hayat başarılamayan ve tamamlanamayan şeylerle doludur. Siz dalgaların arasında boğuşurken edebiyatçılar kıyıda güneşlenip Matélerini yudumlarlar. Maté, çünkü en iyi Güney Amerikalılar kıvırıyor bu edebiyat işini.” (2)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;1.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Neil Postman : Televizyon Öldüren Eğlence (Ayrıntı Yayınları)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;2.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Barış Bıçakçı : Sinek Isırıklarının Müellifi (İletişim Yayınları)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-1338583450337120503?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/1338583450337120503/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/02/yazar-ne-yazar-ne-yazamaz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/1338583450337120503'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/1338583450337120503'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/02/yazar-ne-yazar-ne-yazamaz.html' title='Yazar ne yazar ne Yazamaz'/><author><name>Acemis Osyologyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01322803049796695772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-ZcTdBQvLGcg/T15FaRF0KoI/AAAAAAAAABQ/cgfOd2r2sTU/s220/sm.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-Fi5ta6PIRDA/Tz0F682gYQI/AAAAAAAAAIQ/1aGN6Gy6df4/s72-c/yazar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-3863118958517495485</id><published>2012-02-13T09:28:00.002+02:00</published><updated>2012-02-13T09:30:17.153+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sava Sipataktikis'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://30.media.tumblr.com/tumblr_ly7eafY7Eq1qza249o1_500.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 500px; height: 667px;" src="http://30.media.tumblr.com/tumblr_ly7eafY7Eq1qza249o1_500.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-3863118958517495485?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/3863118958517495485/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/02/blog-post.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/3863118958517495485'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/3863118958517495485'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/02/blog-post.html' title=''/><author><name>Sava Sipataktikis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04085912747315308301</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-5107238252124993760</id><published>2012-02-13T01:17:00.001+02:00</published><updated>2012-02-13T01:18:02.683+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ara Nubaryan'/><title type='text'>Bu ne yaman çelişki böyle</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-EO52KrfqK54/TzhIdn37DiI/AAAAAAAAAm4/DAySRJOxgQw/s1600/ara+nubaryan.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="152" src="http://2.bp.blogspot.com/-EO52KrfqK54/TzhIdn37DiI/AAAAAAAAAm4/DAySRJOxgQw/s200/ara+nubaryan.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İMC TV’den bir haber…&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;…&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Ödev için film jeneriği yapan ‘Bahçeşehir Üniversitesi’ öğrencisi, yaptığı videoyu ‘bir video paylaşım sitesi’nde paylaştı, bilmem kaç yüz bin kişi videoyu seyretti&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;…&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İMC TV, bu haberde Youtube’un adını reklam olmasın diye söylemekten imtina ediyor ve Youtube yerine ‘bir video paylaşım sitesi’ demeyi tercih ediyor; ama eğitimin özelleştirilmesi için canla başla savaşan Enver Yücel’in sahibi olduğu Bahçeşehir Üniversitesi’nin adını zikretmemek için aynı özeni göstermiyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hatırlatmak gerek; Enver Yücel aynı zamanda TÖDER’in (Tüm Özel Dershaneler Birliği) başkanı. Aynı zamanda Uğur Dershaneleri ile Bahçeşehir Üniversitesi’nin kurucusu ve sahibi. Bu ülkede 40 yıldan fazla süredir eğitimin parayla satılması için çalışmakta kendisi. Bugün çocuklarımızın dershanelere ve özel üniversitelere bağımlı hale gelmesinin başlıca sorumlularından biri.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Televizyonumuzda birinci kanala (sıraya) koyduğumuz İMC’nin bu tavrını haber editörlerinin bir dikkatsizliği olarak değerlendirmek istiyorum. Umarım bu tavrın altında başka şey yoktur. Durup dururken bir hayal kırıklığı daha yaşamayalım ve artık bize yakın isimlerin samimiyetlerini sorgulamak zorunda kalmayalım.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-5107238252124993760?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/5107238252124993760/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/02/bu-ne-yaman-celiski-boyle.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/5107238252124993760'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/5107238252124993760'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/02/bu-ne-yaman-celiski-boyle.html' title='Bu ne yaman çelişki böyle'/><author><name>Ara Nubaryan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11381583684201697219</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-EO52KrfqK54/TzhIdn37DiI/AAAAAAAAAm4/DAySRJOxgQw/s72-c/ara+nubaryan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-1312101566779683419</id><published>2012-02-10T09:43:00.001+02:00</published><updated>2012-02-10T09:43:32.214+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ara Nubaryan'/><title type='text'>19Ocak2012</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="225" mozallowfullscreen="" src="http://player.vimeo.com/video/36491394?title=0&amp;amp;byline=0&amp;amp;portrait=0&amp;amp;color=287b85" webkitallowfullscreen="" width="400"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/36491394"&gt;19 Ocak 2012 - 19 January 2012&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/umitk"&gt;ümit kıvanç&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com/"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-1312101566779683419?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/1312101566779683419/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/02/19ocak2012.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/1312101566779683419'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/1312101566779683419'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/02/19ocak2012.html' title='19Ocak2012'/><author><name>Ara Nubaryan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11381583684201697219</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-2182593729534645970</id><published>2012-02-09T14:34:00.000+02:00</published><updated>2012-02-09T14:34:27.196+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asim TOT'/><title type='text'>Yeniden Doğuş</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-3Qq99xAKOy0/TzO8fIPUyxI/AAAAAAAAAII/7i5NqZJwggM/s1600/furug-ferruhzad.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" sda="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-3Qq99xAKOy0/TzO8fIPUyxI/AAAAAAAAAII/7i5NqZJwggM/s320/furug-ferruhzad.jpg" width="278" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;em&gt;İbrahim Golestan'a&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;tüm varlığım karanlık bir âyettir benim&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;seni&lt;/div&gt;kendinde tekrarlayarak&lt;br /&gt;yeşermenin ve çiçeklenmenin sonsuz gündoğumuna&lt;br /&gt;götürecek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben bu âyette senin için ah çektim, ah!&lt;br /&gt;ben bu ayetle&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;ağaçla ve suyla ve ateşle bütünleştirdim seni&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;hayat belki&lt;br /&gt;bir kadının her gün filesiyle geçtiği uzun bir caddedir&lt;br /&gt;hayat belki&lt;br /&gt;bir adamın kendini dala astığı iptir&lt;br /&gt;hayat belki&lt;br /&gt;okuldan dönen bir çocuktur&lt;br /&gt;hayat belki&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;iki sevişme arası rehavetinde yakılan bir sigaradır&lt;/div&gt;ya da&lt;br /&gt;yoldan geçen bir başkasına&lt;br /&gt;şapkasını kaldırarak anlamsız bir gülümseyişle&lt;br /&gt;"günaydın" diyen adamın&lt;br /&gt;şaşkınca karşıya geçişidir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayat, bakışlarımın&lt;br /&gt;senin gözbebeklerinde&lt;br /&gt;kendini paramparça ettiği&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;o tutuklu andır belki&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;ve bakışım kendisini&lt;/div&gt;aydınlığın ve karanlığın idrakiyle&lt;br /&gt;karıştıracağım duygusu içindedir&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;yalnızlık boyutlarındaki bir odada&lt;/div&gt;tek aşklık kalbim,&lt;br /&gt;kendi mutluluğunun yalın bahanelerine&lt;br /&gt;saksıdaki çiçeklerin güzelce soluşuna&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;evimizin bahçesine senin diktiğin fidana&lt;/div&gt;ve bir tek pencere için öten kanaryaların şarkısına&lt;br /&gt;bakıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ah!&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;bana düşen budur&lt;/div&gt;bana düşen budur&lt;br /&gt;bana düşen&lt;br /&gt;bir perdenin asılışının benden aldığı gökyüzüdür&lt;br /&gt;bana düşen terk edilmiş merdivenden inmek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve yalnızlık içinde çürümekte olan bir şeye ulaşmaktır&lt;br /&gt;bana düşen hatıralar bahçesinde hüzünle dolaşmaktır&lt;br /&gt;ve "ellerini seviyorum"&lt;br /&gt;diyen sesin kederinde ölmektir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ellerimi bahçeye dikiyorum&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;yeşereceğim biliyorum, biliyorum, biliyorum&lt;/div&gt;ve kırlangıçlar mürekkepli parmaklarımın arasına&lt;br /&gt;yumurtlayacaklar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;küpeler takacağım kulaklarıma&lt;br /&gt;kıpkırmızı kirazlardan&lt;br /&gt;ve tırnaklarıma yıldızçiçeği yaprakları yapıştıracağım&lt;br /&gt;çocukları bir zamanlar bana âşık&lt;br /&gt;bir sokak var orada&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;aynı dağınık saçları, ince boyunları ve sıska bacaklarıyla&lt;/div&gt;o çocuklar,&lt;br /&gt;bir gece rüzgârın alıp götürdüğü&lt;br /&gt;o küçük kızın masum tebessümünü düşünüyorlar hâlâ&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;bir sokak var&lt;/div&gt;kalbimin&lt;br /&gt;çocukluğumun mahallelerinden çaldığı&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;zaman çizgisinde bir oylumun yolculuğu&lt;/div&gt;ve bir oylumla gebe bırakmak zamanın kuru çizgisini&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;bir aynaya misafir gidip dönen&lt;/div&gt;bilinçli imgenin oylumuyla&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve işte böyledir&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;biri ölür&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;ve geride kalır biri&lt;/div&gt;hiçbir avcı&lt;br /&gt;çukura dökülen sığ derede&lt;br /&gt;inci avlayamaz&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;hüzünlü, küçük bir peri tanıyorum ben&lt;/div&gt;okyanusta yaşayan&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;ve yüreğini ahşap neyinde&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;usul usul çalan&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;hüzünlü, küçük bir peri&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;geceleri bir buseyle ölen&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;gün ağarırken bir buseyle yeniden doğacak olan...&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;Furuğ Ferruhzad&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-2182593729534645970?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/2182593729534645970/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/02/yeniden-dogus.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/2182593729534645970'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/2182593729534645970'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/02/yeniden-dogus.html' title='Yeniden Doğuş'/><author><name>Asim TOT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10506718960833683667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_O_6PCHKPn5Q/TH5Xf5Ij33I/AAAAAAAAAAM/4xVErVfNN7A/S220/asimtot.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-3Qq99xAKOy0/TzO8fIPUyxI/AAAAAAAAAII/7i5NqZJwggM/s72-c/furug-ferruhzad.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-1217071189512069116</id><published>2012-02-09T02:07:00.002+02:00</published><updated>2012-02-09T02:08:06.077+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ara Nubaryan'/><title type='text'>Nereye kadar</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-mWRsSgd4yxI/TzMOLOWg_-I/AAAAAAAAAmw/nW8QLd7EjYI/s1600/ara+nubaryan.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="165" src="http://1.bp.blogspot.com/-mWRsSgd4yxI/TzMOLOWg_-I/AAAAAAAAAmw/nW8QLd7EjYI/s200/ara+nubaryan.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Şu ülkede roman yazsın diye beklediğim yazar Vedat Türkali,şiir yazsın diye beklediğim şair Gülten Akın’sa; albüm çıkarsın da dinleyelimdiye beklediğim sanatçı da Leman Sam’dır. Sağ olsunlar, üçü de az yazar, azsöyler; bekletir de bekletir. Ama hep, beklediğimize değer.&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Leman Sam, son albümü İlla’dan 13 yıl sonra çıkardı yenialbümü ‘Nereye Kadar’ı. Yine az ve öz söylemiş. Üstelik tanıdık türküler dekoymuş albüme. İlla’daki gibi yepyeni şarkılar, albümün tamamını daoluşturmuyor üstelik. Yine de tatmin ediyor albüm. Belki Leman Sam’a olanzaafımdan, bilemiyorum. 13 yıldır söylediğim ‘Metris’i 13 yıl sonra çıkan LemanSam albümünde duymak beni üzmek bir yana mest etti açıkçası. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Kızlarının zorlamasıyla çıkarmış albümü ve yine Vedat Sakmandüzenlemeleri kendini hemen belli ediyor. Albüm tanıtımı, pek beceremediğim biryazı konusu. Daha fazla yağlamaya bağlamaya gerek yok, Leman Sam işte,bildiğiniz gibi…&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/374xboK1szw" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-1217071189512069116?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/1217071189512069116/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/02/nereye-kadar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/1217071189512069116'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/1217071189512069116'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/02/nereye-kadar.html' title='Nereye kadar'/><author><name>Ara Nubaryan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11381583684201697219</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-mWRsSgd4yxI/TzMOLOWg_-I/AAAAAAAAAmw/nW8QLd7EjYI/s72-c/ara+nubaryan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-7539907772135951048</id><published>2012-02-07T01:22:00.001+02:00</published><updated>2012-02-07T01:23:40.786+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ara Nubaryan'/><title type='text'>Halil Abi</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;Aşağıdaki videoyu seyredince aklıma geldi Halil Abi.&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;1994-95 sezonunda, İstanbul 2. Amatör Küme’de oynuyoruz, 14-16 yaş grubunda…&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Sporda amatörlük ruhunun çoktan bittiği yıllar. 14-16 yaş grubundayız ama rakiplerimizde neredeyse 16 yaşında hiç futbolcu yok. Takımların tamamı ‘kaçak oyuncu’ denilen, yaşları 16’dan büyük futbolculardan oluşuyor. 13-14 kişiden oluşan Heybeliadaspor’un kadrosunda 13 yaşında çocuk bile var. Ben de 14 yaşındayım bu arada. Takımımızın yaş ortalaması 14-15. Bizim de birkaç tane kaçağımız var ama tiplerini, fiziklerini görseniz 17 demezsiniz. Taş çatlasa 16. Öyle büyük futbol yetenekleri de yok hani. İlk 11 tamamlansın diye sağdan soldan zorla maça getirilmiş adamlar. ‘Kurtarıcı’ değiller yani. Tabii o birkaç tane kaçak oyuncu yüzünden karşı takımın kadrosuna da itiraz edemiyorsunuz. “Bu adamlar nasıl oynar?” dersen, “sen kendi takımına bak” diyecekler çünkü. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Yine de en insaflı takım bizimkisiydi. Derdimiz sadece futbol oynamaktı. Ama oynayamadık hiç. Rakip takımların bizden daha az teknik -o dönem için oldukça ileri düzeyde teknik topçulardık- ama vücutları bizim iki katımız olan kaçak futbolcularıyla mücadele edemiyorduk. Topla hızla gelen bu kaçakların önünden defalarca çekilip onlara yol vermişliğim vardır. Birkaç kere kendimi önlerine attım, onlarda da tellere yapıştım. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Maçlarımız genelde ‘Kartal Bulvar’ ya da ‘Ümraniye Çakmak’ statlarında oynanıyordu ki o statlar da ayrı birer yazı konusudur.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Konuya dönelim. O yaşlardaki çocuklarda bir yaş farkı bile fiziksel olarak çok fark ediyorken, biz kendimizden 3-4 yaş büyüklere karşı top oynamaya çalışıyoruz. Tahmin edersiniz ki her maçımız büyük farklarla bitiyor. Hafızam beni yanıltmıyorsa, en iyi maçımızda 6-2 yenilmiştik. Genelde 8-9 golden aşağı yediğimiz yoktu. Bir de 11-1 yenildiğimiz bir maçımızı hatırlıyorum, kalecimiz penaltı kurtarmış ve maçı kazanmış kadar sevinmemizi sağlamıştı. Sezon boyunca 90 civarı gol yemiş ve 10’yakın gol atmıştık.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bu maçlardan birinde, 7-0 yeniğiz bu arada, yerde sakat yatan biri nedeniyle hakem oyunu durdurdu. Tekrar başladı maç ve gelen ilk topta 8-0 oldu. Tam santra yapacağız, teknik direktörümüz olan rahmetli Halil Abi’nin bağırtılarını duymaya başladık. İlk önce ne dediğini anlamadık, kendisini yerden yere atmadığı kalmıştı bir, Yılmaz Vural yanında uysal kalırdı. Sonra işe uyandık. Futbol kurallarını iyi bildiğiyle övünen biz yeni yetmeler, Halil Abi’nin atlamadığı bir ayrıntıyı atlamış, belki de umursamamıştık. Yerde sakat yatan futbolcu nedeniyle duran oyunun hava atışıyla başlaması gerekirken taç atışıyla başlamıştı. Oysa top taca çıkmamıştı. Ortada bir kural hatası vardı ve Halil Abi’nin isyanı da bunaydı. Gol geçersizdi ona göre, tabii futbolun kitabına göre de. Lakin tahminen ya spor akademisinden yeni mezun ya da daha öğrenci olan genç hakem, yaptığı hatayı kendine yedirememiş ve golü iptal etmemişti. Maç 7-0 da olsa o yaşta birinin hatasını kabul etmesi bizde pek görünen bir şey değildir. Halil Abi uzun süre itirazlarına devam etti ve en sonunda Kartal Bulvar Stadı’nın dışına çıkartıldı. Oyundan atıldı anlayacağınız. Bir teknik direktörün kırmızı kart gördüğüne tanık olduğum ilk maç oydu hem de canlı tanıktım. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;O, tel örgülerin ardından maçı izlemeye devam ederken biz bir gol daha yedik ve maçı 9-0 kaybettik. Maç 9-0’ken bile Halil Abi tel örgülerin dışından taktik veriyordu, yerini kaybedeni uyarıyor, “bas bas bas” diye bağırıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;O gün çok üzülmüştüm Halil Abi’ye. Tek derdi kuralların doğru uygulanmasıydı ve bu derdi yüzünden sahadan atılmıştı. Dedim ya maç zaten 7-0’dı. O gol iptal olsa ne olurdu olmasa ne olurdu. Ama ona göre öyle değildi işte. Santra sırasında benle orta yuvarlakta duran arkadaşımın bile kendi kendine “amma uzattın abi” dediğini unutmam.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bu olaydan birkaç yıl sonra Halil Abi kalp krizinden öldü. Ben başka bir sporun yolcusu oldum. Yıllar sonra bir gün, Heybeliadaspor’un yine Kartal Bulvar’da oynanan bir maçına bu kez seyirci olarak gittim. Takımın tek seyircisi olduğum için takım minibüsünde onlarla birlikte gittim maça. Takım iyi durumdaydı ve şampiyonluğa oynuyordu. Minibüste o zamanki teknik direktör tarafından yapılan şu konuşmaya şahit oldum:&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;“Çocuklar, çıkın adam gibi oynayın. Kazanırsanız ……. Abi’niz size şu kadar prim verecek. Bu maçı kazanın ki parayı siz alın. Kaybederseniz haftaya bu parayı rakip takıma vermek zorunda kalacağız.” &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Halil Abi, güzel adamdı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="226" mozallowfullscreen="" src="http://player.vimeo.com/video/36136098?title=0&amp;amp;byline=0&amp;amp;portrait=0" webkitallowfullscreen="" width="400"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/36136098"&gt;minik takım (l'equip petit)&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/user8776233"&gt;newalaqasaba&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com/"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-7539907772135951048?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/7539907772135951048/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/02/halil-abi.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/7539907772135951048'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/7539907772135951048'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/02/halil-abi.html' title='Halil Abi'/><author><name>Ara Nubaryan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11381583684201697219</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-1812145914465783321</id><published>2012-01-27T17:15:00.000+02:00</published><updated>2012-01-27T17:15:51.899+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asim TOT'/><title type='text'>Yazgıların Tableti II</title><content type='html'>Yazgıların Tableti de ölmedi, yaşıyor hem de bir çizgiroman macerasında. (Ara Nubaryan'a nazire :) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce nerede geçiyordu, neredeydi diye düşünürken sonunda buldum.&amp;nbsp;Hem de hiç aklıma gelmeyecek bir yerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimilerine göre Sergio Bonelli yayınevinin çizgi romanları arasında&amp;nbsp;ikinci, benim gibi okumayı ondan öğrenmişler için ise tüm zamanların birincisi&amp;nbsp; Zagor'da rastladım Yazgıların Tableti'ne. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AD Yayıncılıktan çıkan Zagor serilerinin&amp;nbsp;1.sayısıyla başlayıp asıl düğümün çözüldüğü 5.sayıya&amp;nbsp;(Duman İşaretleri) kadar olan enfes macera serisinde&amp;nbsp;geçiyor Yazgıların Tableti. Finalin özeti şöyle : &lt;em&gt;"Şaman Chini'yi öldürmek ve kutsal tabletleri çalmakla haksız yere suçlanmalarının ardından, Zagor ve dostları Navajo köyünden kaçarlar. Ve büyücü kadın Mawanah'ı Sierra Negra'daki ininde bulmaya karar verirler. Askeh adındaki genç şefin liderliğinde bir grup Navajo savaşçısı peşlerine düşer. Gerçekte Nawanah'ın emrindeki değişken Yenaloslar olan Askeh ve sadık adamları geceleyin vahşi hayvan kılığına girerek kendi arkadaşlarına saldırırlar."&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Zagor, tabletleri çalmaya çalışan Nakai'yi konuşturur: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-tfR2YRBqXBo/TyKf1bv4MzI/AAAAAAAAAH0/AQUUGBEueCA/s1600/tablet4.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gda="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-tfR2YRBqXBo/TyKf1bv4MzI/AAAAAAAAAH0/AQUUGBEueCA/s1600/tablet4.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;ve neden çalmak istediğini sorar ona...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-fvsgjXovLZE/TyKf97OFQyI/AAAAAAAAAH8/XuPgzh3n3og/s1600/tablet3.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gda="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-fvsgjXovLZE/TyKf97OFQyI/AAAAAAAAAH8/XuPgzh3n3og/s1600/tablet3.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maceranın sonunda&amp;nbsp;Masewi tabletleri Nakai'ye hediye eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-xB7_fPfh5rY/TyKdkQUES3I/AAAAAAAAAHs/0CFD8xYqGi8/s1600/tablet2.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gda="true" height="186" src="http://4.bp.blogspot.com/-xB7_fPfh5rY/TyKdkQUES3I/AAAAAAAAAHs/0CFD8xYqGi8/s400/tablet2.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Derken Murat Davman﻿ ısıtıcıda kaynayan suyu fincanına boşaltıp üzerine bir miktar kahve ve konyak&amp;nbsp;ilave ederek&amp;nbsp;geniş koltuğuna yayılır...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-1812145914465783321?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/1812145914465783321/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/01/yazglarn-tableti-ii.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/1812145914465783321'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/1812145914465783321'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/01/yazglarn-tableti-ii.html' title='Yazgıların Tableti II'/><author><name>Asim TOT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10506718960833683667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_O_6PCHKPn5Q/TH5Xf5Ij33I/AAAAAAAAAAM/4xVErVfNN7A/S220/asimtot.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-tfR2YRBqXBo/TyKf1bv4MzI/AAAAAAAAAH0/AQUUGBEueCA/s72-c/tablet4.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-8156295586982408763</id><published>2012-01-26T21:02:00.001+02:00</published><updated>2012-01-26T21:27:37.916+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sava Sipataktikis'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://28.media.tumblr.com/tumblr_lmx09qNVzW1qz6f9yo1_500.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 499px; height: 384px;" src="http://28.media.tumblr.com/tumblr_lmx09qNVzW1qz6f9yo1_500.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-8156295586982408763?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/8156295586982408763/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/01/blog-post_26.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/8156295586982408763'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/8156295586982408763'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/01/blog-post_26.html' title=''/><author><name>Sava Sipataktikis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04085912747315308301</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-2686270223546504433</id><published>2012-01-26T00:51:00.003+02:00</published><updated>2012-01-26T00:56:32.089+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elev Theron'/><title type='text'>Otobiyografi</title><content type='html'>"gerçekçi olmayan ozan ölür ama yalnızca gerçekçi olan ozan da ölür yalnızca akla aykırı yazan kendisince bir de sevgilisince anlaşılır ancak bu da oldukça umut kırıcıdır yalnızca akılcı olanı ise eşekler bile anlar ama bu da epey hüzün vericidir"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;bazen düşünürüm&lt;br /&gt;aslında bazeni eksik oldu&lt;br /&gt;belki de bu yüzden yanlış oldu&lt;br /&gt;nedense ben sürekli düşünürüm&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;gayri yeter artık dinlediklerin&lt;br /&gt;gayri yeter artık edinilmiş bilgeliklerin showları&lt;br /&gt;bilmedin mi ki sen kendine sürgünsün&lt;br /&gt;yalanın geçmediği diyarlara sürgün&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;kaçmaktan değil kaçamamaktan yorgunsun&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;değerin pahayı aştığı yere&lt;br /&gt;gitmeye mahkum oldun&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;ne kaçacak bir mirasın var&lt;br /&gt;ne doyuracak bir hamin&lt;br /&gt;şimdi kendine sürgünsün&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;ben kendini dinlemeli ki "hayır diyebilsin"&lt;br /&gt;demem o ki yani ortak aklın olmadığı mekanlarda&lt;br /&gt;ortak istemlerde ortaklık kuruluyor&lt;br /&gt;nesnene ne kadar yaklaşırsan&lt;br /&gt;nesnenin ne kadar kıymetsiz olduğunu anlıyorsun&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;ne kendini dinlemeyi yücelttin&lt;br /&gt;ne bulacağın kendinden eminsin&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;açlığın başka türlü doymaz artık&lt;br /&gt;meydan okuyarak yola çıkmadın&lt;br /&gt;ama meydan okumadan yolunda gidemedin de...&lt;br /&gt;kendini ispatlamak zorunda değildin&lt;br /&gt;ama ispatsız da hiçbir şeye inanamadın&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;...hükmedenlerin hepsi de kendilerinden önce galip gelmiş olanların mirasçılarıdır...&lt;br /&gt;...varlıklarını sadece onları yaratan büyük dehaların çabalarına değil aynı zamanda o çağda yaşamış adı sanı bilinmeyen insanların katlandığı külfetlere de borçludurlar hiçbir kültür ürünü yoktur ki aynı zamanda bir barbarlık belgesi olmasın...&lt;br /&gt;ürktün inanmaz göründün...&lt;br /&gt;ellerim kanıyor&lt;br /&gt;toprağı avuçlamak için çırpınırken&lt;br /&gt;son tekmeyi de uzanmadan önce okuduğum sokratesten yiyişim aklıma geliyor...&lt;br /&gt;"...sorgulanmayan hayatın yaşamaya değmez olduğu..."&lt;br /&gt;sokratese yanıtı da her zaman akılda tutmalıyız: yaşanmamış hayat da üzerinde düşünmeye değmez...&lt;br /&gt;yitir ki yanıtlarını&lt;br /&gt;sorularını anlayabilesin!&lt;br /&gt;o gece sabaha kadar kan ter içinde döşeğimde gecenin güneşinde seferi oldum...&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;sorularından bir sığınak yapmak&lt;br /&gt;ve bütün sığınakları yıkmak&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;ilk galibiyet soruların olacak&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;"istediğince yalın görünsün göze&lt;br /&gt;kuşkuyla bakın&lt;br /&gt;en küçük olaya bile!..."&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;babamın öldüğünü bilmeden&lt;br /&gt;babasızlığın acısını çekerek&lt;br /&gt;ve baba özlemi içinde...&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;bilmediğim ve bilinemez olduğunu sandığım kurtarıcıların ahlakına sarılmak&lt;br /&gt;uzak geldi bana&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;ötekinin kötülüğünü kendine mazaret yapacak kadar küçülmedim&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;yitirdiğim değil kazandığım oldu varoluşumla barıştım&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;coşkularım titrek hislerim derin olsun diye &lt;br /&gt;gerçekliğin karşısına çıplak çıkma gücüne tutkunum ben&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;bildim ki şeyh uçmaz müritleri uçurur&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;dilim berrak aklım keskin olduğunda yakın hissettim insanlara&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;kimsenin öfkesinin önünde diz çökmedim&lt;br /&gt;gördüklerimin altında da kalmadım&lt;br /&gt;belki de tek çıkış yoluma sığındım&lt;br /&gt;yolumu ayırmayı bildim gerektiğinde&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;gelgitlerimin içinde boğulmadım sarsılmadım desem yalan olur&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;gerektiğinde sığındım şairin "umutsuz yaşanmıyor" sözüne&lt;br /&gt;ama aptalca umutlarla da kendimi kandırmadım&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;bir adım daha atma gücüne dayanmaktı elimden gelen&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;hani insanlara düşeş attıkları için imrenmedim&lt;br /&gt;ama alınterine de hep saygı duymayı bildim&lt;br /&gt;baş tacı ettim kutsal kitabın&lt;br /&gt;"ve alnının teriyle ekmeğini yiyeceksin" sözünü&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;ama garip bir şekilde&lt;br /&gt;insan ezildikçe güçleniyor&lt;br /&gt;diyalektik garip bir şey yani&lt;br /&gt;yokluğu çeke çeke büyüyor insan insan olma mücadelesinde&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zahit Atam&lt;br /&gt;Yakın Plan Türkiye Sineması&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-2686270223546504433?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/2686270223546504433/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/01/otobiyografi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/2686270223546504433'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/2686270223546504433'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/01/otobiyografi.html' title='Otobiyografi'/><author><name>Elev Theron</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-984606737384500151</id><published>2012-01-23T03:00:00.001+02:00</published><updated>2012-01-23T03:00:40.769+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ara Nubaryan'/><title type='text'>Murat Davman ölmedi!</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;Tan, Son Telgraf, Cumhuriyet, Tasvir, Yeni Sabah ve Milliyet gazetelerinde muhabir ve yazar olarak çalışan, aynı zamanda birkaç filmde rol alıp birçok filmde seslendirme yapan Ümit Deniz'in yarattığı hayali bir roman karakteridir Murat Davman. Ümit Deniz, 15 yıl boyunca bu karakter üzerinden maceradan maceraya koşar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-KZ3eNebGHMI/Txyuh-WMuPI/AAAAAAAAAmU/Z-80EWJaU08/s1600/ara+nubaryan.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="191" src="http://1.bp.blogspot.com/-KZ3eNebGHMI/Txyuh-WMuPI/AAAAAAAAAmU/Z-80EWJaU08/s200/ara+nubaryan.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Murat Davman ayrıca bazı filmlerde de karşımıza çıkar. Ömer Lütfi Akad'ın yönettiği 1961 yapımı "Sessiz Harp" filminde Müşfik Kenter canlandırır Murat Davman'ı. Atıf Yılmaz'ın yönettiği 1963 yapımı "Azrailin Habercisi"nde Orhan Günşiray hayat verir Murat Davman'a. Son olarak Nejat Saydam'ın yönettiği 1966 yapımı Ölüm Perdesi'nde yine karşımıza çıkar Murat Davman. Bu sefer Cüney Arkın tarafından canlandırırlır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğumundan yıllar yıllar sonra bu kez Reha Mağden'in enfes kitabı "Yazgıların Tableti"nde bir kez daha çıkar karşımıza Murat Davman. Kendisi hiç yaşlanmamıştır ve hâlâ sıkı bir dedektiftir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak Murat uyurkulak'ın öykü kitabı Bazuka'da karşılaşmıştık Murat Davman'la. Uyurkulak, "Tutkular Kitaplığı" adlı öyküsünün "Yazgıların Tableti"ne bir nazire olduğunu söylüyordu kitabın sonunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünlerde düzeltmenliği yaptığım bir kitapta, bir kez daha karşıma çıktı Murat Davman. Yalnız kitapta Murat Davran olarak geçiyordu ama birebir Murat Davman tasvir ediliyordu. Acaba o olabilir mi diye araştırınca, yazarın Davman'dan bahsettiğini ama -yaşlılığından olsa gerek- soyadını yanlış hatırladığını fark ettim. Kitaptaki hatayı düzeltmesine düzelttim ama yaptığım düzeltme, kitabın ikinci baskısı için olacak. Başka örneği var mıdır bilmiyorum; bir karakter, aynı kitabın iki baskısında farklı adlarla yer almış olacak böylece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;60-70 yıllık geçmişi olan Murat Davman'ı bir yazarla editör el ele öldürür, işi olmadığı halde bir düzeltmen de şans eseri diriltir; Türkiye'de yayıncılık böyle sürer gider...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-984606737384500151?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/984606737384500151/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/01/murat-davman-olmedi_23.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/984606737384500151'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/984606737384500151'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/01/murat-davman-olmedi_23.html' title='Murat Davman ölmedi!'/><author><name>Ara Nubaryan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11381583684201697219</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-KZ3eNebGHMI/Txyuh-WMuPI/AAAAAAAAAmU/Z-80EWJaU08/s72-c/ara+nubaryan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-8019146074823827678</id><published>2012-01-23T02:52:00.000+02:00</published><updated>2012-01-23T02:52:43.708+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Acemis Osyoloğ'/><title type='text'>Taylorizm - Fordizm nasıl bir şeydir?</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span style="text-align: left;"&gt;1870'li yıllarda başlayan ilk büyük kriz, 19. yüzyılın sonlarına doğru yaygın bi­rikim rejimini (Yaygın birikim rejimi sanayi devrimini izleyen dönem­de ortaya çıkmıştır. 19. yüzyılın ortalarından Birinci Dünya Savaşı'na kadar olan kapitalist gelişme yaygın birikim rejimi olarak isimlendirilmektedir) derinden etkilemiştir. Bu dönemden sonra, "sermaye birikimi gide­rek daha çok nispi artık değer üretimine dayanmaya" (Arın, 1986, s.121) başlamış­tır. Nispi artı değer üretimi, emek sürecinin örgütlenmesinde meydana gelen bazı değişimlerle sağlanmıştır. Emek sürecinin bu yeni örgütlenmesinin adı Taylorizm'dir. Özellikle Amerika'da, geçiş dönemindeki birikim rejiminin temel özelliği Taylorizm'dir. İki savaş arası geçiş ve kriz aşaması olarak tanımlanmaktadır. (Arın, 1986; Şahin, 2000)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Taylorizm, Amerika Birleşik Devletleri'nde 1880-1890 yıllarında; sistematik yö­netim hareketinden ortaya çıkmıştır. Kapitalist üretimin örgütlenmesinde oldukça etkili olan Taylorizm, Frederick Winslow Taylor tarafından geliştirilmiştir. Taylor "Bilimsel Yönetimin İlkeleri" (1911) adlı kitabında Taylorizm'in temel ilkelerini kaleme almıştır. Ona göre, insanlar doğuştan günahkâr ve aptaldır. İnsan doğal içgü­dülerinden kaynaklı olarak, yaptıkları işi kolaya alma ve kaytarma eğilimi içine gi­rerler. Bundan dolayı da işçilerin işlerini aksatmadan ve yavaşlatmadan yapmaları­nı sağlayan koşulların yaratılması gerekmektedir. Taylor'un yaklaşımının fabrika­larda uygulanması sonucunda işçiler, tamamen pasif ve makinenin basit bir uzan­tısı haline getirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;div align="justify" class="WordSection1"&gt;&lt;br /&gt;Taylor'a göre, üretim süreci sistematik olarak analiz edilmeli ve yapılacak her bir iş daha önceden en ince ayrıntısına kadar belirlenmelidir. Üretim sürecinin sis­tematik bir analizi yapılmakta ve yapılacak iş küçük parçalara ayrılmaktadır. Yapı­lacak her parça iş için nasıl ve ne kadar zaman harcanacağı standart hale getiril­mektedir. Buna bağlı olarak çalışanları teşvik eden bir ücret sistemi oluşturulur. Taylorizm uygulamasıyla, kapitalist emek sürecinde işçi her türlü beceriden, üretim bilgisinden ve zihinsel faaliyetten koparılmakta, vasıfsızlaştırılmakta, her türlü küçük parça işi yapan işçiler değersizleştirilmektedir. (Braverman, 1974 akta­ran; Ansal, 1999, s.9-10).&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Emek sürecinde ortaya çıkan bu yeni Taylorist örgütlenme biçimiyle, yaygın bi­rikim rejiminde verimlilik artışı sağlanmış, üretim araçları üreten sektörlerde ortaya çıkan teknolojik yenilikler zaman içinde tüketim malları üreten sektörlerde de kullanılmaya başlanmıştır. Yaygın birikim rejiminde başlayan bu değişmeler rekabetçi düzenleme biçimi altında gelişmektedir. Ancak 1930'lu yılla­rın büyük bunalımı yaygın birikim rejiminin üretim, bölüşüm ve dolaşım ilişkileri arasındaki çelişkileri derinleştirmiştir (Arın, 1986, s.121-122). Yaygın birikim re­jiminin krizi, aşırı üretimden kaynaklanan ve tüketim eksikliği olarak ortaya çı­kan bir mutlak artı değer krizi olarak tanımlanmaktadır. Kriz, aşırı üretime karşı ol­ması beklenen talebin olmaması ve hatta talebin düşme eğiliminde olmasıdır. Lipietz'e göre (1993 aktaran, Şahin, 2000, s. 208), 1930'ların krizi yaygın birikim rejimi­nin ilk krizidir ancak rekabetçi düzenlemeninse son krizidir. Sonuç olarak, "iki sa­vaş arasında ortaya çıkan büyük bunalım mevcut birikim rejiminin değişmeye baş­laması sonucunda artık eski düzenleme tarzının var olan üretim, dolaşım ve bölü­şüm ilişkileri arasındaki çelişkileri çözecek düzenlemeleri yapamaması, gerekli ku­rum ve mekanizmaları sağlayamaması sonucu ortaya çıkmıştı" (Şahin, 2000, s.208).&lt;br /&gt;&lt;div align="justify" class="WordSection1"&gt;&lt;br /&gt;Taylorizm'i takip eden ve kapitalizmin İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki gelişme aşaması (birikim rejimi) ise Fordizm'dir. Yoğun Birikim Rejimi olarak ta adlandırılır. Bu kavram, (fordizm) ilk kez Gramsci tarafından kullanmıştır. Onun kullanış biçimiyle fordizm, ABD'de Ford otomobil fabrikalarında uygulanan üretim tekniklerini ifade etmektedir. Oysa Düzenleme Kuramı, "fordizm" kavramıyla İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki kapitalizmin kapsamlı dönüşümünü anlatmaktadır. Kavram, "yoğun birikim rejimi kavramını ve buna tekabül eden tekelci düzenleme biçimi kavramını beraberce içerir" (Arın, 1986, s.122). Diğer yandan fordizm, ABD'nin dünya kapitalist ekonomisinde hegemonya kurmasını ifade etmektedir. Kitlesel üretim teknolojileri ABD'nin hegemonyası altında ileri kapitalist ülkelere yayılmaktadır. Ancak üretim esas olarak ulusal temelde gelişmiştir. Fordist dönemde kitlesel üretim ve kitlesel tüketim arasındaki eklemlenme sonucu, artı değer üretimi, dolaşım, bölüşüm ve tüketim ilişkileri özgül biçimler almıştır. Düzenleme kuramına göre, fordizm sadece kapitalist emek sürecinde bir üretim organizasyonu değil esas olarak sermaye birikim rejimidir (Arın, 1986, s.122; Ansal, 1999, s. 12).&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Yoğun birikim rejimi olarak fordizm'in özü, yoğun sermaye birikiminde muazzam bir genişlemenin sağlanmasıdır. Yaygın birikim rejiminden farklı olarak bu dönemde (yoğun birikim rejimi: fordist) birçok şey değişmiştir. Yaygın birikim rejiminde üretim ve tüketimin toplumsallaşma derecesi düşüktür. Teknolojideki gelişmeler düşüktür ve üretim sürecinde yoğun teknoloji kullanımı yaygın değildir. Emeğin yeniden üretiminde sanayi mallarından daha çok, tarımsal ürünlerin önemi daha fazladır ve belirleyicidir. Ücretler seviyesinin belirlenmesi rekabetçi bir ortamda işçi ve işverenin yüz yüze görüşmesiyle gerçekleşmektedir. Bu dönemde henüz sendikalar güçlü değildir. Banka ve kredi sistemi yeterince gelişmemiştir. Devletin ekonomiye müdahalesi oldukça sınırlıdır ve rekabetçi koşullar güvence altına alınmaktadır (Şahin, 2000, s.207).&lt;br /&gt;&lt;div align="justify" class="WordSection1"&gt;&lt;br /&gt;Yoğun birikim rejiminin emek sürecinin örgütlenmesi Taylorizm'in ilkelerine ve akan hızlı montaj hattına dayanmaktadır. Taylorizm'in denetleyici ve kontrol edici mekanizmalarıyla emek süreci tam bir denetim altındadır. Üretim sürecinde üretimin akışı ve her bir işçinin üretim sırasında yaptığı iş ve hareket en üst düzeye çıkarılarak sistematikleştirilmiştir. Büyük fabrikalarda üretim kitlesel olarak gerçekleştirilmektedir. Üretim hızlı montaj hattıyla (akan band) düzenlenmekte ve nispi artık değer çalışma yoğunluğuyla artırılmaktadır (Arın, 1986, s.123). Aglietta (1979 aktaran Şahin, 2000, s.217-218) Taylorist örgütlenmeyi şöyle ifade etmektedir: "Bu dönem, kapitalist üretim tarzının, mutlak ve nispi artı değeri bir araya getirebilecek üretim güçleri sistemlerini, sistematik olarak oluşturduğu dönemdir. Bu sistemlerin temeli, daha önce çalışanların ustalığıyla yapılan somut işlerin niteliklerini işlevsel olarak içeren makineleşme ilkesidir. Makine sistemi, uygun bir geçiş yoluyla mekanik enerji kaynağına dönüşen, yani motor tarafından harekete geçirilen bir grup araçtan oluşan üretici güçler kompleksidir. Çalışanlar araçları kullanmak yerine kendileri makinelerin bir parçası haline gelmişlerdir. Makineleşme, emeğin vasıflarını makineye geçirerek, emeği sadece dayanıklılığı ve çıktı normuyla tanımlanan, tekrarlanan hareketler döngüsüne indirgemiştir.“&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoğun birikim rejiminde emek, niteliğine bağlı olarak, hiyerarşik kategorilere ayrılmıştır. Nitelikli işgücü, üretimin bilgi ve tasarım aşamasında yer alırken niteliksiz işgücüyse rutin ve tekrarlanan işlerde, yoğun olarak kullanılmaktadır. Bu hiyerarşik yapılanmada esas amaç emek sürecini tam olarak denetlemek ve üretimin etkinliğini arttırmaktır. Bütün bu uygulamalarla üretim hızının düşürülmesinin önüne geçilmektedir. Yoğun birikim rejiminde, çalışma disiplini ve emek yoğunluğu, emek sürecinin en önemli özellikleridir. Emek sürecindeki bütün bu uygulamalarla sermaye, işgücü üzerinde tam anlamıyla egemenliğini sağlamaktadır (Arın, 1986, s.123).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoğun birikim rejiminde yükselen teknoloji ve üretimin artması emek talebini artırmıştır. Toplumda insanların önemli bir kısmı ücret karşılığı çalışmaya başlaması metalaşan emek oranını artırmıştır. Yoğun birikim rejiminde, üretimin (metalaşma) en yüksek düzeye ulaşması ve emeğin yaygın bir şekilde ücretli emeğe dönüşmesi (emeğin metalaşması) üretimin toplumsallaşması için önemli gelişmelerdir. Yani, "meta ilişkileri ne derece gelişirse, işgücü ne kadar yaygın bir şekilde ücretli emek haline gelirse, üretim ilişkileri de o derece yaygınlaşacak, üretimin toplumsallaşma düzeyi o derece yükselecektir" (Şahin, 2000, 219-220).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumda çalışanların sayısının artması, toplumsal tüketimde ciddi artışlara neden olmuştur. Toplumsal üretim ve tüketimin dengelenmesi yoğun birikim rejiminin istikrarlı hale gelmesini sağlamıştır. Emeğin genel olarak toplumsal konumunda iyileşmeler yaşanmıştır. Yaygın birikim rejiminde iş güvenliğinden yoksun, sigortasız çalışan, ücret seviyesini işverenle yüz yüze görüşme yoluyla sağlayan emek, yoğun birikim rejiminde (fordist), güvenceli, sosyal haklara sahip, sendikalı ve örgütlü bir güce dönüşmüştür. Emeğin örgütlü gücü (sendikalaşma) sayesinde, işçiler daha iyi koşullarda çalışabilecek olanaklara ulaşmıştır. Ücretler seviyesinin artırılmasına yönelik talep ve mücadele, bir anlamda, üretilen ürünlerin tüketilmesine yönelik taleplerin de yükselmesini sağlamıştır. Bütün bu gelişmeler, toplumsal talebi artırmış, tüketim düzeyini yükseltmiş ve aşırı üretimden kaynaklanabilecek krizlerin de aşılmasına neden olmuştur (Şahin, 2000, s.215).&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bu dönemde tüketim eksikliği sorunu, makro ölçekte talep yaratıcı Keynesçi iktisat politikalarıyla aşılmaya çalışılmış ve üretimin artışına bağlı toplumsal tüketim desteklenmiştir. Keynesçilik, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yoğun birikim rejimin sağladığı üretim artışına karşılık; gerekli tüketim talebi yaratmak için uygulanan politikalar (tüketim artırıcı) için kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;div align="justify" class="WordSection1"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em style="font-size: 85%; text-align: left;"&gt;Ansal, H.(1999) Esnek Üretiminde İşçiler ve Sendikalar (Post-Fordizm'de Üretim Esnekleşirken İşçiye Neler Oluyor)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: 85%;"&gt;&lt;em&gt; Arın, T. (1986). "Kapitalist Düzenleme, Birikim Rejimi ve Kriz (I):Gelişmiş Kapitalizm", Onbirinci Tez, No.3, Uluslararası Yayıncılık, s.86-125.&lt;br /&gt;Arın, T. (1986). "Kapitalist Düzenleme, Birikim Rejimi ve Kriz (II): Azgelişmiş Kapitalizm ve Türkiye", On-birinci Tez, No.3 75, Uluslararası Yayıncılık, s.5-25.&lt;br /&gt;Şahin, Ç. (2000). Kapitalizm ve Yoksulluk. İstanbul: Çivi Yazıları.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-c789d0c3677e65dd" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v3.nonxt3.googlevideo.com/videoplayback?id%3Dc789d0c3677e65dd%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1334249393%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D1FE097061734B69AE5C395F41FF2A6C2ABC4F9AF.44596CF8E24AB1D951AC96A9BBF047297DA3F675%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Dc789d0c3677e65dd%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DOc9-1AGclPNutCdF9QsS2NKYUow&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v3.nonxt3.googlevideo.com/videoplayback?id%3Dc789d0c3677e65dd%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1334249393%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D1FE097061734B69AE5C395F41FF2A6C2ABC4F9AF.44596CF8E24AB1D951AC96A9BBF047297DA3F675%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Dc789d0c3677e65dd%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DOc9-1AGclPNutCdF9QsS2NKYUow&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;(Charlie Chaplin - Modern Zamanlar)&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-8019146074823827678?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/8019146074823827678/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/01/taylorizm-fordizm-nasl-bir-seydir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/8019146074823827678'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/8019146074823827678'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/01/taylorizm-fordizm-nasl-bir-seydir.html' title='Taylorizm - Fordizm nasıl bir şeydir?'/><author><name>Acemis Osyologyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01322803049796695772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-ZcTdBQvLGcg/T15FaRF0KoI/AAAAAAAAABQ/cgfOd2r2sTU/s220/sm.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-2979484832523270125</id><published>2012-01-19T09:37:00.000+02:00</published><updated>2012-01-19T09:37:35.574+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asim TOT'/><title type='text'>Havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-n-OKBGjn2H8/TxfG1V7JZMI/AAAAAAAAAHU/HPj3hRFJZLo/s1600/hrant.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="249" nfa="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-n-OKBGjn2H8/TxfG1V7JZMI/AAAAAAAAAHU/HPj3hRFJZLo/s320/hrant.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Yağmur çiseliyor, &lt;br /&gt;korkarak &lt;br /&gt;yavaş sesle &lt;br /&gt;bir ihanet konuşması gibi. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Yağmur çiseliyor, &lt;br /&gt;beyaz ve çıplak mürted ayaklarının &lt;br /&gt;ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Yağmur çiseliyor, &lt;br /&gt;Serezin esnaf çarşısında, &lt;br /&gt;bir bakırcı dükkânının karşısında &lt;br /&gt;Bedreddinim bir ağaca asılı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Yağmur çiseliyor. &lt;br /&gt;Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir. &lt;br /&gt;Ve yağmurda ıslanan &lt;br /&gt;yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin&amp;nbsp;çırılçıplak etidir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Yağmur çiseliyor. &lt;br /&gt;Serez çarşısı dilsiz, &lt;br /&gt;Serez çarşısı kör. &lt;br /&gt;Havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü &lt;br /&gt;Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Yağmur çiseliyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"&gt;(Nazım Hikmet - Şeyh Bedrettin Destanı) &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-2979484832523270125?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/2979484832523270125/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/01/havada-konusmamann-gormemenin-kahrolas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/2979484832523270125'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/2979484832523270125'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/01/havada-konusmamann-gormemenin-kahrolas.html' title='Havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü'/><author><name>Asim TOT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10506718960833683667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_O_6PCHKPn5Q/TH5Xf5Ij33I/AAAAAAAAAAM/4xVErVfNN7A/S220/asimtot.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-n-OKBGjn2H8/TxfG1V7JZMI/AAAAAAAAAHU/HPj3hRFJZLo/s72-c/hrant.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-175040211230292319</id><published>2012-01-17T12:38:00.001+02:00</published><updated>2012-01-18T09:05:42.978+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sava Sipataktikis'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://26.media.tumblr.com/tumblr_lnec4gF6K21qza249o1_500.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" src="http://26.media.tumblr.com/tumblr_lnec4gF6K21qza249o1_500.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 362px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 500px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-175040211230292319?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/175040211230292319/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/01/blog-post.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/175040211230292319'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/175040211230292319'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/01/blog-post.html' title=''/><author><name>Sava Sipataktikis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04085912747315308301</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-6896967780744525510</id><published>2012-01-11T14:27:00.001+02:00</published><updated>2012-01-12T08:53:24.742+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Maria Puder'/><title type='text'>Rosenbergler'in Suçu Ne?</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-0mixXj3Nu0M/Tw1_ddgpFvI/AAAAAAAAACg/QNW44-XBhNs/s1600/ros.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="236" src="http://3.bp.blogspot.com/-0mixXj3Nu0M/Tw1_ddgpFvI/AAAAAAAAACg/QNW44-XBhNs/s320/ros.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;1950’li yıllar. Amerika’da McCarty rüzgârı esmekte. Bu rüzgâra kapılması istenen iki insan. Ethel ve Julius Rosenberg. &amp;nbsp;Hikayeyi bilirsiniz, 1950’nin temmuzunda Julius Rosenberg Rus ajanı olduğu gerekçesiyle tutuklanır. Atom bombası sırlarını Ruslara sattığı iddia edilir. Çok geçmeden ağustos ayında ise Ethel Rosenberg’i de alırlar evinden, iki çocuğundan ayırarak. Ve bir yargılama süreci başlar. Bu aslında sonu belli olan bir süreçtir. Formaliteden mahkemeler yapılır. İtiraf ettikleri taktirde her şeyin onlar için daha iyi olacağı söylenir. İtiraf etmezlerse zaten bellidir ne olacakları. McCarty meydanlarda ‘bu iki casusun, bu iki komünistin derhal elektrikli sandalyede ayak parmak uçlarından kulaklarına kadar elektrik verilerek idam edilmelerini’ ister. &amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Julius Rosenberg hakkında belli belirsiz birkaç delil bulunsa da bu süreçte tek bir delil yoktur Ethel Rosenberg’in Rus ajanı olduğuna dair. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Yargılama süreci sonunda bu iki insana yargının yapacağı bir şey olmadığına ve onları sadece tanrın bağışlayabileceğine karar verilerek &amp;nbsp;idam edilecekleri söylenir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Elektrikli sandalyeye oturacakları odada bir telefon bulunmaktadır. O telefon onların hayatını kurtaracak olan telefondur ama ne Ethel ne de Julius elini sürer telefona, zaaf göstermedikleri için birbirleriyle gurur duyarlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Arkalarında -sonradan zor günler geçirdikleri için soyadlarını değiştirecek olan- iki çocuk ve onlara inanan insanlar bırakırlar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Aradan geçen 60 yıla rağmen hâlâ Rosenberg çiftinin casus olup olmadığı tartışılmakta. Muhtemelen daha uzun yıllar tartışılacak bu durum. Gerçekten atom bombasının sırlarını Ruslara verdilerse eğer bu vatana ihanet midir değil midir, vatan hainliği nedir, bu sırların başka bir ülkeye verilerek dünya barışına bir katkısı olduğunu söyleyen Ethel ya da Julius’un böyle bir durumda neyi önde tutması gerekirdi insanlığı mı yoksa ülkesini mi? Bunun gibi daha birçok soruyla tartışılabilir bu durum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Rosenbergler’i yeniden gündeme getirecek olan bir oyun var bu sezon İstanbul Şehir Tiyatroları’nda. Fransız yazar ve tarih araştırmacısı Alain Decaux tarafında yazılan, Orhan Alkaya’nın rejisiyle ’70 yılında Dostlar Tiyatrosu’nun ardından tekrar sahnelenen Rosenbergler Ölmemeli oyunu 11 Ocak’tan itibaren Şehir Tiyatroları sahnesinde olacak. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;‘Böylesine bir diktatörlükle yönetilen ülkemde bireyler üzerinde baskı kurularak, toplumda korku yaratılmak isteniyor’ diyen Julius Rosenberg’i ve onu yalnız bırakmayan eşi Ethel Rosenberg’i, Ethel Rosenberg’i gözü kapalı satan kardeşi David Greenglass’ı ve onları idama götüren hükümeti, yargıcı, savcıyı oyunun çalışma sürecinde bulunan biri olarak gidip görmenizi, hatırlamanızı, anlamanızı ve unutmamanızı isterim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-6896967780744525510?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/6896967780744525510/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/01/rosenberglerin-sucu-ne.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/6896967780744525510'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/6896967780744525510'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/01/rosenberglerin-sucu-ne.html' title='Rosenbergler&apos;in Suçu Ne?'/><author><name>Maria Puder</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05885026990263447820</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-0mixXj3Nu0M/Tw1_ddgpFvI/AAAAAAAAACg/QNW44-XBhNs/s72-c/ros.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-5958166935825793000</id><published>2012-01-10T18:02:00.001+02:00</published><updated>2012-01-11T10:21:14.237+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ara Nubaryan'/><title type='text'>Müftü</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-imgMf22w9QA/TwxgsiKPr8I/AAAAAAAAAmE/3tGi6grh9Ug/s1600/ara+nubaryan.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="640" src="http://1.bp.blogspot.com/-imgMf22w9QA/TwxgsiKPr8I/AAAAAAAAAmE/3tGi6grh9Ug/s640/ara+nubaryan.jpg" width="321" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-5958166935825793000?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/5958166935825793000/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/01/muftu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/5958166935825793000'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/5958166935825793000'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/01/muftu.html' title='Müftü'/><author><name>Ara Nubaryan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11381583684201697219</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-imgMf22w9QA/TwxgsiKPr8I/AAAAAAAAAmE/3tGi6grh9Ug/s72-c/ara+nubaryan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-4231049275482552711</id><published>2012-01-02T16:52:00.001+02:00</published><updated>2012-01-04T11:04:47.275+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asim TOT'/><title type='text'>Yazgıların Tableti</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;“Bu hikâyeler, bir çaresizlik ifadesiyse, aynı zamanda bir amaç arayışını ve bazıları da başka tür kader dolanımlarını ifade etme kaygımdan yazıldı. Hepsinin ortak yanı, Yusuf'un kuyusu kadar derin iç dünyalarına nüfuz etme çabasından ibarettir, bunun için yazıldı. Kötü bir insan olmayabileceğimi anlatmanın bir yolu olarak seçildi bu yazı macerası. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Burada kendim neredeyim? Murat Davman mı benim, yoksa adı söylenmiş ya da söylenmemiş Yusuflardan biri mi? Beni tanırlar... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Hem sanat, arınma olduğu kadar kandırma çabası değil mi? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Hikâyelerimi üzüntüyle okumanızı dilerdim; &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;üzülmekten korkmayarak. Hem Andre Gide’nin söylediği gibi 'Hüzün dinmiş bir coşkudur.' &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Değil mi? Böylece avunalım...”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Yukarıdaki alıntılar 25 Temmuz 2006 tarihinde aramızdan ayrılan Reha Mağden’in “Yazgıların Tableti” kitabından.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Elev Theron’un “&lt;a href="http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/yaratc-okuma-atoylesi-1.html"&gt;Yaratıcı Okuyuculuk&lt;/a&gt;” alıntılarından birinde görmüştüm ilk kez Reha Mağden adını:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;"İyi edebiyatçıların değeri er geç bilinir, bunun böyle olacağını da her iyi edebiyatçı bilir... Asıl vahim ve acı olanı, değeri bilinmemiş okuyucuların durumudur... Edebiyatçının eseri kalır, okuyucu ise ölür... Okudukça zevkler incelir, daha tuhaf daha rafine kitaplara, yazarlara el atmaya başlarsınız, bu meşgale sırasında muhtemelen hayat gailesi bakımından dibe doğru batmaktasınızdır. Okuduklarınızı, müstesna olduğunu düşündüğünüz satırları birilerine anlatmak istersiniz, zira şahsa mahsusun hazzı kısa sürer, ömrü uzun olan paylaşmaktır. Fakat ortalığı her zamanki gibi kaba saba kelimeler, düşük cümleler işgal etmiştir, o gürültüde sizi kimse duymaz. Okumak hem bir hayat başarısızlığının, ki unutmayın okumak mağlupların işidir, hem de derin bir yalnızlık hissinin sebebi olup çıkmıştır. Okuduğunuz onca kitabı, hayatınızı yatırdığınız o zorlu ve hassas meşgaleyi mezara götüreceğinizden korkmaya başlarsınız. Ve siz de bilirsiniz ki yalnız ölmek zordur, arkanızda mutlaka birkaç müttefik, birkaç şahit bırakmak istersiniz..."&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;(Murat Uyurkulak - Bazuka, "Tutkular Kitaplığı"ndan. "Yazgıların Tableti" naziresi. Reha Mağden'e sevgiyle...)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Haliyle ilk önce Murat Uyurkulak’ın “Bazuka” kitabını alıp “Tutkular Kitaplığı” nı okumakla başladım merakımı gidermeye. Nazire yapılan kitap “Yazgıların Tableti” olduğuna göre, ona da ulaşmak gerekiyordu. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;İlk kez Avesta Yayınları tarafından basılmış, ancak baskısı çoktan bitmiş, sahaflarda bile neredeyse bulunması olanaksız bir kitaptı Yazgıların Tableti. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Dedektif Murat Davman gibi ben de “Okunmayı isteyen kitap, kendisini de buldurtur bir şekilde” gibi bir aforizma yapayım. Kitap fuarında Avesta Yayınları standının önünden geçerken olmazya, hani belki bir ihtimal vardır diye sorasım geldi. Tezgâhtar çocuk ilk önce bi durdu, düşündü, galiba bir iki tane kaldı elimizde dedi. Kitapların arasından sanki bir tozlu kütüphane rafından alınmış görünümünde, yaprakları iyice sararmış “Yazgıların Tableti” ni buldu getirdi. Kitabı bulup kendimi garantiye almıştım artık. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Bir ara okurum deyip bir yerlere kaldırdığım Yazgıların Tableti’ni yılın son günü okumak niyetiyle sayfalarını çevirirken kendi kaleminden biyografisini okuyunca Reha Mağden’in daha bir merak sardı beni. (Kitaptaki biyografisini buraya alıntılamayacağım. Merak eden kitabı bulup okusun) &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Okurken ” Murat Davman mı benim, yoksa adı söylenmiş ya da söylenmemiş Yusuflardan biri mi? Beni tanırlar...” cümlesi aklımdan hiç çıkmadı. Her öyküde Yusuf’lardan, Murat Davman’lardan kendime bir Reha Mağden yarattım. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Yusuf Üçgül kimdi? Üçgül Üçgül kimdi? Adı “Açmakta Olan Gül” anlamına gelen kadın kimdi? “Senin on dört yaşın” öyküsündeki Rana ile biyografisindeki &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;“zahiri ya da hakiki -yani sanki- kırk yıl Rana'yla evliydi” cümlesinde geçen Rana aynı kişiler miydi?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Sorulara yanıtlar bulabileceğimi sanarak merakla okuduğum kitap bittiğinde onlarca başka soru ve kocaman bir boşluk bıraktı bende. Murat Davman’ın dediği gibi, “karşımda hazır kimse de yokken”, rahat rahat kederlendim… Bunları yazmasam olmayacaktı, yazıp bakınca şimdi, gene olmadığını görüyorum… Dursun şimdilik, silinceye kadar…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-4231049275482552711?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/4231049275482552711/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/01/yazglarn-tableti.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/4231049275482552711'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/4231049275482552711'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2012/01/yazglarn-tableti.html' title='Yazgıların Tableti'/><author><name>Asim TOT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10506718960833683667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_O_6PCHKPn5Q/TH5Xf5Ij33I/AAAAAAAAAAM/4xVErVfNN7A/S220/asimtot.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-870418384071720004</id><published>2011-12-28T17:45:00.001+02:00</published><updated>2011-12-28T17:47:33.134+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Acemis Osyoloğ'/><title type='text'>Küreselleşme Nedir?</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-Y-PN6JgF97Y/Tvs5toi5eMI/AAAAAAAAAAQ/KBTh3dqPHcY/s1600/Mehmet_Zeber.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 374px; height: 542px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-Y-PN6JgF97Y/Tvs5toi5eMI/AAAAAAAAAAQ/KBTh3dqPHcY/s320/Mehmet_Zeber.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5691206010253441218" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(Mehmet Zeber)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-870418384071720004?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/870418384071720004/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/12/kuresellesme-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/870418384071720004'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/870418384071720004'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/12/kuresellesme-nedir.html' title='Küreselleşme Nedir?'/><author><name>Acemis Osyologyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01322803049796695772</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-ZcTdBQvLGcg/T15FaRF0KoI/AAAAAAAAABQ/cgfOd2r2sTU/s220/sm.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-Y-PN6JgF97Y/Tvs5toi5eMI/AAAAAAAAAAQ/KBTh3dqPHcY/s72-c/Mehmet_Zeber.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-6386163870536625714</id><published>2011-12-21T18:02:00.003+02:00</published><updated>2011-12-21T18:18:48.378+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elev Theron'/><title type='text'>Aynı Kitabı Tekrar Almak!..</title><content type='html'>Mutlaka başımıza gelmiştir. Ya okumadığımızdan hatırlamadığımız için veya çok eskiden okuduğumuz ve unuttuğumuz için ya da eldekini birine hediye olarak (hacılanmış da olabilir) verdiğimizden, cildi dağıldığı için, "gözden geçirilmiş" yeni baskısı çıktığı ve bu baskıda öncekinde yer almayan "ilave"ler olduğu için, karton değil bez ciltlisini bulduğumuz, babamızdan kalmış ama tozdan, böcekten yıprandığı için (misal Sol Yayınları)&amp;nbsp;vb. nedenlerle bazen, aynı kitabı ikinci kez aldığımız olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi aldığımız&amp;nbsp;bu ikinci (belki üçüncü, dördüncü...&amp;nbsp;bilemiyorum) kitap aynı kitap mıdır acaba? Varsayalım ki, bu ikinci kez alınmış olan kitap ilkinin gerçekten aynısı olsun... Yani eskisine bakıldığında, "gözden geçirilmiş" ilaveler taşımadığı, cilt farkı olmayan, şununcu değil bununcu baskı yazmayan&amp;nbsp;bir kitap olduğunu varsaysak bile bu kitap öncekinin aynısı olabilir mi? Kitap dediğin yalnızca kendinde olanı karşısındakine sunan bir olgu mudur ki, bu onun aynısı olsun, olabilsin. O kitapta, benim onu almış olmam&amp;nbsp;ve aldığım o zaman, mekan, duygu&amp;nbsp;vb. ilgili olarak bana değgin hiçbir şey yok mudur diyeceğiz?..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözgelimi kitabı ilk kez aldığımızdaki referansımız; örneğin bir bilenin tavsiyesi, satıcıda dolaşırken gözümüze çarpmış olması, belki kapak veya içindekiler'in bizi cezbetmesi veya herhangi bir sayfasını rastgele okuduğumuzda kullanılan dilin akıcılığı, konusu, tarzı, tavrı, kapağı, yazarı, çevirmeni, yayınevi, malzemesi, kokusu, konusu ve bir bütün olarak tüm bunları içeren kendisi ile ikinci kez aldığımızdaki bu ve benzeri değişkenler aynı mıdır ki, kitap ikinci kez alındığında aynı kitabı tekrar almış olalım?.. Bunlar değişmezler mi bende...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herhangi bir yazılı metin ile kurulan ilk ilişki ile ondan sonra kurulacak ilişkiler arasında gerçekten epeyce fark var (mı?). Meta'nın kendisi aynı olsa bile. Pante rhei...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-6386163870536625714?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/6386163870536625714/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/12/ayn-kitab-tekrar-almak.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/6386163870536625714'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/6386163870536625714'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/12/ayn-kitab-tekrar-almak.html' title='Aynı Kitabı Tekrar Almak!..'/><author><name>Elev Theron</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-7558565030990460591</id><published>2011-12-19T10:31:00.000+02:00</published><updated>2011-12-19T10:31:57.561+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asim TOT'/><title type='text'>Hayata Dönüş...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://icmihrak.blogspot.com/2010_06_01_archive.html"&gt;&lt;img border="0" height="340" src="http://1.bp.blogspot.com/-L5VZWMdVoH8/Tu716VKVVxI/AAAAAAAAAHM/DE_LPfOlD24/s400/hayatadonusoperasyonu.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Yıllar akıp gidiyor fakat acılar her yeni yıla kendisini devrederek,  insanın kendi kendisine verdiği bir emanet gibi saklı kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aramızda olması gerekenlerin yokluğuna dair çok az şey söyledik. Zafer  sloganlarıyla örülen sığınakların arkasından tok sesli yoldaş sohbetleri  duyulmuyor olsa da var birileri ve hep olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Var olmanın uç sınırlarında o kadar çok dolaştık ki şimdi her şey yaban geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Binler gömdük toprağa ve daha binler gömeceğiz bu çok açık. Hep ölen  bizimkiler. Tarihin muhalif yanında durmak kelle koltukta gezmeyi göze  almayı gerektiriyor ve o yürek sadece açlığın, adaletsizliğin,  yoksulluğun içinde, bunun kader olmadığının bilen bir avuç insanda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O bir avuç çoğalmak istedikçe tüketiliyor. İnfazlar, kayıplar, işkenceler, gözaltılar ve cezaevleri…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu direnenlerin payına düşen bir bedel olmuştur hep.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun kanıksandırılmış olması da yok edilenlerin unutulmasını  kolaylaştırıyor aslında. Kahramanlar yaratmanın günümüzde henüz bir  karşılığı yok. “Yirminci asırlarda en fazla bir yıl sürer ölüm acısı”  derken Nazım; unutulmanın, unutmanın daha acı olduğu gerçeğine içsel bir  not düşüyordu çok muhtemelen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hayata Dönüş” operasyonunun ardından izlediğim bir belgeselde,  insanlara tüm cezaevlerinde yapılan operasyona dair sorulan sorulara  verilen “hatırlamıyorum” cevabı bir tokat gibi çarpmıştı yüzüme. En acı  kısmı bu olmalıydı yaşananların. Tutsakların diri diri yakılmış,  kurşunlanmış, onlarca mahkûmun operasyon sırasında, F-tipi hücrelerde,  ölüm oruçlarında yitirilmiş, sakat kalmış olmasınına, operasyon  görüntülerinin günlerce görsel medyada dönüp durmasına rağmen topum  belleğinde kendine yer bulamayacak kadar önceliksiz kalması açıklanır  elbet birçok teoriyle fakat bu bellek ne kadar güvenilirdir tartışılır.&amp;nbsp;  Bu güven ve güvensizlik duygusunun bize düşen yanını konuşmak da  gerekir ki biz bunu çok sevmiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bize işkencecilerimizi sevmemizi öneren bir yüzleşmekten bahsetmiyorum.  Yüzleşmek affetmek değil, unutmamaktır. Yaşananların bir daha  yaşanmaması için bir toplumsal müdahaledir yüzleşmek. Devletin ve  bugünki iktidar kesimlerinin ‘affedelim, sevelim, sevdirelim..’  tarzındaki söylemi, bir yüzleşmeymiş gibi pazarlayarak içini boşaltmaya  çalışmaları boşuna değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ayın, her mevsimin katliamlarla anıldığı bir ülke Türkiye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acıları emanet olmaktan çıkarıp onunla yüzleşmediğimiz sürece doğru bir  bellek oluşturamayacağız. Toplum hatırlamak istemediği her şeyi  belleğinin kör noktasına atarak hiç yaşanmamış, hiç olmamış gibi yaparak  kurtulmaya çalışıyor yükümlülüğünden. Devlet yüzleşmeyi kendini inkâr  etmek olarak algılıyor ve daha çok bastırmak için zor’a sarılıyor.  Yapılar kendi paylarına düşen sorumluluğu konuşmak, tartışmak ve  sonuçlar çıkarmak yerine, tartışılmaz kutsaliyetler yaratıp tüm  politikalarını, taktik ve stratejilerini tabulaştırarak kendilerine  düşen kısmın üstünü kapatıyor. Herkes hatırlanmasını istediği kadarını  sunuyor topluma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19 Aralık Katliamının sorumlularını ısrarla koruyan devlet bu cesareti  bölük, pörkçük belleksizlikten alıyor. Neyi hatırlatmak, neyi konuşmak  istiyorsa onu atıyor ortalığa. Kendi yaptığı katliamları iç politikada  kullanacağı bir meze haline getirmekten bile çekinmiyor. Halkın  acılarından iktidar nemalanmak tam da burjuva siyasetinin özünü  oluşturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakikatler komisyonu kurulmasından ısrarla kaçan iktidarın yüzleşmek  gibi bir derdi, tasası yoktur bu çok açık. Yüzleşiyormuş gibi yapıp,  bunun toplumun üzerinde yarattığı etkisini seyredip, acıların üzerinde  ip atlayarak ve bir gün sonra her şeyin unutulacağını bilerek konuşuyor  iktidar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hayata Dönüş” operasyonu adı altında yaptıkları katliamın her anını  kameraya alan devlet şimdi “kayıt yok” diyor. Operasyona katılan  askerlerin yaka numaraları bile iç edilmiş.&amp;nbsp; Eşeğini bile kayıt altına  alan devlet, söz konusu kendi suçları olduğunda kayıt dışı oluveriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet için hak edilmiş ölüler içerideki siyasi tutsaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokrasimizi “vatan ve millet” düşmanlarından korumaya dönük  operasyonlar ise hız kesmeden sürüyor. Ecevit de “ içlerine şeytan  girmişleri, şeytandan kurtarma operasyonu” demişti ‘Hayata Dönüş’ için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cezaevlerinde hasta tutsaklar bu anlayışın ürünü olarak ölüme terk  ediliyor, tedavileri engelleniyor. Yazdıkları mektuplardan, şiirlerden,  yazılardan korkuyor olmaları şeytanın bulaşıcı olduğunu düşünmelerinden.  “Görülmüştür” damgalı zarfların içinden çıkan mektupların karalanmış  tüm kelimeleri, karalanmamış olanlarla bir araya getirip kendinizce  anlamlar yaratmaya çalışmanızda içeride mektubu yazan için suç teşkil  edebilir. Bu suçun karşılığı mutlaka ağırlaştırılmış izolasyon olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm toplumun birbirinden izole edilerek malum demokrasimiz için tehdit  oluşturmayacak bir hale getirilmesi ve bunun olması gerektiğine dair  inancın genel kabul görmesi, bir iki unsur dışında halledilmiş  gözüküyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha somut olarak Filistinli çocuklar denilince gözleri dolanların, Kürt  çocukları deyince “ Ne çocuğu kardeşim koca koca adam onlar” diyebilen  bir vicdansızlığın tam ortasındayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayata Dönüş adı altında tüm cezaevlerindeki siyasi tutsaklara yönelik  yapılan katliam bugünki dönüşümü sağlamanın önemli bir adımıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumun en örgütlü kesimi cezaevinde sağ kaldıkça, izole edilmedikçe bugünki ortamı yaratmak zor olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden her kesimin yüzleşmesi gereken bir gerçek var ortada. Hayatını  kaybeden onlarca insanımız bunu her şeyden daha çok hak ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akın OLGUN&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-7558565030990460591?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/7558565030990460591/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/12/hayata-donus.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/7558565030990460591'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/7558565030990460591'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/12/hayata-donus.html' title='Hayata Dönüş...'/><author><name>Asim TOT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10506718960833683667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_O_6PCHKPn5Q/TH5Xf5Ij33I/AAAAAAAAAAM/4xVErVfNN7A/S220/asimtot.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-L5VZWMdVoH8/Tu716VKVVxI/AAAAAAAAAHM/DE_LPfOlD24/s72-c/hayatadonusoperasyonu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-1543770674978682503</id><published>2011-12-16T10:43:00.000+02:00</published><updated>2011-12-16T10:43:11.449+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asim TOT'/><title type='text'>Teşekkürler Türkiye...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-dyhAj9gXBG4/TusEdbB_fKI/AAAAAAAAAHE/yUhuau83En8/s1600/festus.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="202" src="http://2.bp.blogspot.com/-dyhAj9gXBG4/TusEdbB_fKI/AAAAAAAAAHE/yUhuau83En8/s320/festus.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-1543770674978682503?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/1543770674978682503/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/12/tesekkurler-turkiye.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/1543770674978682503'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/1543770674978682503'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/12/tesekkurler-turkiye.html' title='Teşekkürler Türkiye...'/><author><name>Asim TOT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10506718960833683667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_O_6PCHKPn5Q/TH5Xf5Ij33I/AAAAAAAAAAM/4xVErVfNN7A/S220/asimtot.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-dyhAj9gXBG4/TusEdbB_fKI/AAAAAAAAAHE/yUhuau83En8/s72-c/festus.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-901664213157140021</id><published>2011-12-06T15:24:00.000+02:00</published><updated>2011-12-06T15:24:17.440+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asim TOT'/><title type='text'>Türkiye'nin Batılılaşma / Modernleşme Krizi (Derya ERDEM)</title><content type='html'>&lt;div class="manset"&gt; &lt;div class="yazar"&gt;&lt;div class="isim"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;Türkiye'nin geçmişte olduğu gibi günümüzde de Batılılaşma/modernleşme  sancısını derin bir biçimde yaşadığı söylenebilir. Gecikmiş bir modernleşmenin  getirdiği sorunlarla, iddialı bir varsayım olmakla birlikte, "belki de çok uzun  bir süre, hatta (belki de) hep yaşayacak" olduğu da söylenebilir. &lt;/div&gt;&lt;div class="item"&gt; Ok yaydan (çoktan) çıktı. Belki de üç-dört yüz yıl önce. Hedef ise, özellikle  Cumhuriyet tarihi boyunca, ne kadar tartışmalı, ne kadar sorunlu olursa olsun  "Batılılaşma/modernleşme/çağdaşlaşma" olarak kondu. Ancak ok bunca zamandır  hedefine, yani Batıya ulaşamadı. Batıya gözlerini çevirmiş Türkiye, Cumhuriyetin  yönetici seçkinlerinin uyguladığı Batılı olmaktan çok "Batıcı" politikalar ve  çizgisellik sütunu üzerine kurulmuş bir aydınlanma/modernleşme projesi ve bu  projenin niteliğinin henüz (pek) aşıl(a)mamış olduğu gerçeğinin, bir başka  deyişle hedefin konmasında ve bu hedefe ulaşmada yaşadığı sorunlarının  ferasetiyle her defasında ister istemez kendi realitesiyle yüzleşmek, kendini  tanımlamak, kendi birikimini yoklamak, kendini anlamaya çalışmak zorunda  kalıyor. &lt;br /&gt;&lt;h2&gt;&lt;strong&gt;Batı kendi projesini dağıtıyor&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;/h2&gt;Bu sorunun hep varolmakla birlikte, 1980'lerden sonra daha sıklıkla gündeme  geldiğini görüyoruz. Bunun en önemli nedeni ise, Batının kendi yarattığı ve pek  çok ülkeye dayattığı modernleşme projesini uzun zamandır yine kendisinin  dağıtıyor olması. Başka bir deyişle modernleşme projesi içinden okunabilecek  siyasete, kültüre, topluma dair tüm pratikler ve düşünsel ifadelerin yapısöküme  uğratıldığı bir süreçte, Türkiye gibi pek çok ulus-devletin modern pratiklerinin  de sorunsallaştığını görüyoruz. &lt;br /&gt;Dolayısıyla günümüzde kuramsal tartışmaların çoğunun temelinde yer alan  Batının modernleşme projesinin eleştirisi, yalnızca Batı için değil, siyasal,  kültürel, ekonomik ve sosyal yaşantısını bu projeyle biçimlendiren Türkiye için  de geçerli bir eleştiri olarak karşımıza çıkıyor. Benhabib'e göre, Batıda genel  olarak hissedilen Aydınlanma düşüncesinin krizi ile Türkiye'de yaşanan Kemalist  düşüncenin krizi aynı etmenlerin oluşturduğu durumlar olarak beliriyor. &lt;br /&gt;Aklın egemenliğindeki bir projenin farklılıkları bastıran, dışsallaştıran,  yabancılaştıran, sömüren, yerinden eden niteliğiyle içselleştirilmiş kötücül bir  iktidar biçimi olarak yayılması Batının olduğu kadar elbette Türkiye'nin de  sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Yine Benhabib'e göre, Türkiye'de Batılı  Aydınlanma felsefesinin en önemli uzantılarından birinin de modern Türkiye  Cumhuriyeti'nin temelinde yatan Kemalizm ideolojisi olduğunu düşündüğümüzde,  Aydınlanma düşüncesinin bir uzantısı olarak kabul edilebilecek Kemalizm'in hukuk  devleti, laiklik, toplumsal ve politik eşitlik kavramlarının ya da ilkelerinin  uzun zamandır Türkiye'de de krize girmiş olduğunu görüyoruz. &lt;br /&gt;Hukuk sisteminin, suçları adil ve zamanında cezalandırmaktan uzak olması,  laiklik tartışmaları, yaşanan ekonomik krizlerin gelir dağılımında yarattığı  sorunlar ve yine politik temsil sorunları vs. Türkiye'de yaşanan bu krize örnek  olarak gösterilebilir. &lt;br /&gt;Batı toplumlarının düşünsel gelişimini ve modernliğin geldiği son aşamayı  Ulrich Beck'in "düşünümsellik" (reflexivity) kavramsallaştırmasıyla açıklamak  mümkün: Düşünümsellik, bireylerin içinde yaşadıkları toplumda, yapılarla  girdikleri ilişkide tek yönlü bir belirlenme ve boyun eğme pratiğinden çıkıp,  yapı-eylem diyalektiğinin karşılıklı kurulma mantığının ayırdına varmaları ve  araçsal rasyonalitenin hakimiyetinde dayatılan toplumsal, bilimsel ve teknolojik  yapıları sorgulamaları olarak tanımlanıyor. &lt;br /&gt;&lt;h2&gt;&lt;strong&gt;Düşünümsel modernlik&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;/h2&gt;Ulrich Beck, "düşünümsel modernlik" olarak adlandırdığı modernleşmenin  gelinen bu son aşamasında, birbiriyle bağlantılı iki önemli gelişmeye dikkat  çekiyor: &lt;br /&gt;&lt;ol&gt;&lt;li&gt;Basit modern toplum içinde geleneği rasyonelleştiren ve gelenekselleşen  yapıların tasfiyesine gidilmektedir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Risk dağılımının belirlediği toplumda, toplumsal aktörlerin niteliği de  değişmektedir.&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;Buna göre, toplumsal eylemin faili, kaynakların eşitsiz dağılımından şikayet  eden toplumsal sınıflardan çok "birey"lerdir. Özellikle son 30 yıldır Batıda,  daha önceki modern teori içinde vurgulanan özne kimliklerinin önceden verili  birer öz olduğunu belirten görüşler ve bu görüşlerle bağlantılı olan sınıf,  parti gibi kolektif kimliklerin zayıfladığı, öznelliğin çeşitli toplumsal  ortamlar içerisinde toplumsal olarak inşa edildiği yolundaki görüşten hareketle  toplumsal cinsiyet, ırk, cinsel tercihler, etnik statüler, marjinal bireyler ve  gruplar gibi kültürel kimliklerin ağırlık kazanmaya başladığı görülüyor. &lt;br /&gt;Nilüfer Göle'ye göre, Batı modernizmi, bireye dayalı liberal değerleri de  oluşturarak, dinsel ve geleneksel inançların yoğurduğu cemaat ilişkilerini  dönüştürmüş, daha heterojen, farklılaşmış, çoğulcu bir toplumsal yapıya  ulaşmıştır. &lt;br /&gt;Batı toplumlarının geldiği bu aşama düşünümsel modernlik tartışmaları içinden  değerlendirilir ve özellikle bireylerin mevcut yapıları sorgulamalarından ve  kendi özgüllüklerini ortaya koymalarından kaynaklı olarak bireyselleşme  üzerindeki tonlama artarken, Türkiye gibi ülkelerin ise kendi iç dinamiklerinden  ve olumsuz küresel etkilenimlerden kaynaklı olarak bu süreçten, bir başka  deyişle, Nalçaoğlu'na göre, "düşünümsel bir toplum olmaktan uzak olduğu"  görülüyor. &lt;br /&gt;&lt;h2&gt;&lt;strong&gt;"Basit-modern"&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;/h2&gt;Kısacası, Türkiye, Kemalist modernleşme projesinin yarattığı açmazlarla (bu  açmazları tanımlamaya çalışsa da) başedebiliyor olduğu izlenimini vermiyor.  Geleneksel ulusalcı, muhafazakar söylemlerin ağırlıklı olarak dolaşımda olduğu,  geleneğin rasyonelleştirildiği, yapının katı ve bireyselleşmenin henüz çok zayıf  olduğu Türkiye'de mevcut yapıyı halen yine Beck'in kavramlarından yararlanarak  "yarı-modern", ya da "basit-modern" olarak tanımlamak mümkün. &lt;br /&gt;Başka bir deyişle, Türkiye'de hem katı yapının dağılmaktan, hem de bireylerin  kendi varoluşları için, içinde yaşadıkları toplumun yapılanmasını  sorgulayabildiği bir sorumluluk üstlenmeden ve kendi özgüllüklerini ortaya  koyabilecekleri bir retorik geliştirmeden henüz uzak oldukları gözlemlenmekte.  &lt;br /&gt;Günümüzde, kitle iletişim araçlarındaki pek çok tür de, geleneksel ulusalcı,  muhafazakar söylemi yeniden üretmekte, gelenekselliği rasyonelleştirmektedir.  Yapılan pek çok televizyon programına, geleneksel milliyetçi/ulusalcı  muhafazakar söylemin izdüşümleri yansımaktadır. Bu türlerde, etnik ayrımcılık,  cinsel ayrımcılık, toplumsal cinsiyet rolleri, vs... yeniden üretilmekte, kadın,  erkek gibi özne konumlarının ve devlet, polis, bayrak, vatan, millet vb. gibi  kavramların çerçevesi çoğu kez hiçbir esnekliğe ve farklı/marjinal görüşlere yer  verilmeksizin geleneksel muhafazakâr söylemle katı bir biçimde  çerçevelenmektedir. (DE/GG)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;* Derya Erdem,&lt;/strong&gt; Ankara  Üniversitesi, Gazetecilik Ana Bilim Dalı, Doktora &lt;br /&gt;Kaynakça &lt;br /&gt;Beck, Ulrich (1992), Risk Society: Towards a New Modernity, Çev. Mark Ritter,  London: Sage.&lt;br /&gt;Benhabib, Seyla (1999), Modernizm Evrensellik ve Birey Çağdaş  Ahlak Felsefesine Katkılar, İstanbul: Ayrıntı.&lt;br /&gt;Göle, Nilüfer (2001), Modern  Mahrem, Medeniyet ve Örtünme, İstanbul: Metis.&lt;br /&gt;Nalçaoğlu, Halil (2000), "Risk  Society: Towards a New Modernity", Kültür ve İletişim, 3/1, 124-127.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: &lt;br /&gt;http://bianet.org/bianet/biamag/106715-turkiyenin-batililasma-modernlesme-krizi&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-901664213157140021?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/901664213157140021/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/12/turkiyenin-batllasma-modernlesme-krizi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/901664213157140021'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/901664213157140021'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/12/turkiyenin-batllasma-modernlesme-krizi.html' title='Türkiye&apos;nin Batılılaşma / Modernleşme Krizi (Derya ERDEM)'/><author><name>Asim TOT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10506718960833683667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_O_6PCHKPn5Q/TH5Xf5Ij33I/AAAAAAAAAAM/4xVErVfNN7A/S220/asimtot.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-6742456258159411615</id><published>2011-12-01T01:35:00.002+02:00</published><updated>2011-12-01T09:19:30.573+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Maria Puder'/><title type='text'>Bir PuCCa Kolay Yetişmiyor</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Muhtemelen 90’larda ergenlik çağında olan birçok kız İpek Ongun’un o meşhur ‘Bir Genç Kızın Gizli Defteri’ serisine rastlamış ve o seriden en az bir kitap okumuştur. Kitap, ergenlik çağındaki bir kızın (Serra) ilk aşkını anlatır ardından aldatmalar, ihanetler, arkadaşlıklar, erkekler diye uzar mevzuu ta evlenmeye kadar getirmiştir Ongun Serra’nın hayatını. Büyük bir merakla okunmuştur o dönem bu kitaplar. Çünkü adından da belli ‘gizli’dir. Gizli bir şeyin ortaya çıkması için her şeyi yapan kişileriz. Bu yüzden birisinin günlüğünü okumanın verdiği hazla bir solukta okundu kitaplar ve sanırım hala okunmaya devam ediyor genç kızlar tarafından.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Ne yararı oldu diye sorarsanız hiçbir yararı olmadığını söyleyeceğim size. Hatta aklımda şu yukarıda anlattıklarımdan başka bir şey de kalmamış. O dönem etkilemiş miydi peki? Sanırım beni etkilemedi ama mutlaka etkilenenler olmuştur. Bir de o zamanlar bile bir şeyler gizli kalabiliyordu, şimdiki gibi herkes her şeyini sermiyordu gözler önüne bu yüzden belki de bir genç kızın gizleri daha da merak edilir oluyordu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Şimdi tabii ki farklı her şey. Sosyal medya denilen şeyle birlikte kimsenin gizi kalmadı. Nerede kiminle olduğumuzdan tutun da ne yediğimize kadar her şeyi ‘paylaşıyoruz’. Tercih meselesi tabii ki bu ama 10 kişiden 9’u bunu yapmayı tercih ediyor. Tabii burada ufak bir nokta var. Her şeyi ‘paylaşmak’tan kastım aslında güzel şeyleri paylaşmak. Kendimizi en güzel bulduğumuz fotoğraf, kendimizi en iyi bulduğumuz ortam. Buralarda paylaşılanlar aslında ne olduğumuz değil ne olmak istediğimizse o. Böylece hep yapmaya çalıştığımız şey olan olduğumuz kişiden utanma durumunu kendi lehimize çevirip süsleyip sunuyoruz insanlara.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;En klişe söylemiyle maskelerimizi daha rahat takıp çıkarabiliyoruz bu ortamda.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-nlwA-cFN6FY/Tta9BWSXXUI/AAAAAAAAACY/VoncnisYmtY/s1600/pcca.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-nlwA-cFN6FY/Tta9BWSXXUI/AAAAAAAAACY/VoncnisYmtY/s320/pcca.jpg" width="178" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Ama bir de maskelerinden sıyrılıp gelmiş ‘kendi gibi olan’lar da var. PuCCa denilen blog yazarı mesela. Herkes duymuştur onu. Kendi halinde takılan bir blog yazarıydı kendisi. Hala yazıyor ama diğer blog yazarlarından farklı olarak onun yazıları kitap haline getirildi, milyonlar aldı okudu kitabını. Ayrıca sadece blogda da değil bir gazetede de köşe yazıyor sanıyorum. Gazeteciler röportajlar yaptılar. Twitter’da 200bini aşkın takipçisi var. Sonunda kimliğini açıklamak zorunda kaldı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;PuCCa’nın çok konuşulduğu dönemde açıp okumamıştım ne yazmış diye. Bu yaz Uykusuz dergisinin ‘yaz’ ekinde ona da bir köşe ayırmışlar. Çok tartışıldı, ne işi var onun dediler, bazıları çok sevindi. O zaman okudum yazısını. Tatilde başından geçen bir olayı anlatıyordu. Sakınmadan, her düşündüğünü – tabii ki gerçekten düşündükleri mi yoksa onu üne kavuşturan şeyden kopmamak için uydurduğu düşünceler miydi anlattıkları bilemiyorum ve maalesef şüpheyle yaklaşıyorum bu samimiyete- anlatmış. Bir arkadaşına anlatır gibi, defterine yazar gibi. Aklımdan geçen tek şey ‘e bu muymuş’ oldu. Kız kıza gittikleri tatillerinde bir erkeği beğenmiş, &amp;nbsp;adamın da onu beğendiğini sanmış ama sonunda anlamış ki adam gay. Neden bütün yakışıklılar gay gibi bir soru sormuş, üzülmüş bu duruma. Bu hikayenin arasına da tatilde giydiklerinden, kaldıkları odadan, o bir yatakta uyurken diğer yatakta kız arkadaşının odaya attığı adamla sevişmesinden falan bahsetmiş. Komik bir dili olduğu söyleniyor. Çok samimi olduğu söyleniyor. Komiklikten ve samimiyetten kasıt küfürse biliyorum ki alasını yapacak insan var. Salt kendini anlatmaksa eğer mevzuu benim gözümde İpek Ongun’dan bir farkı yok kendisinin. Belki ben ünlü olayım diye oturup yazmadı bunları ki geçen gün denk geldiğim bir röportajında blogda yazmaya başladığı dönem sevgilisinden ve işinden yeni ayrılmış olduğunu ve kendisini böyle bir şeyle oyalamaya başladığını söylemiş. Bir de hayat hikayesini anlatmış ucundan.‘Hani ailelerin dolaşmasını istemediği kızlar vardır ya’ onlardanmış kendi deyimiyle. Annesiz, babalı ve babasının sevgilileriyle dolu bir çocukluk geçirmiş. Yani onun anlattığından benim çıkardığım örnek gösterilenlerdenmiş ama olumsuz örnek. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Ve şimdi de yattığı erkekleri, giydiği kıyafetleri, başına gelen önemli önemsiz her olayı ‘samimi’ bir dille kaleme aldığından özellikle genç kadınlar tarafından beğenilen biri. Her şeyi bir sır gibi saklamayı seven, başkasının evinde olanları hep merak eden bu yüzden BBG evlerini senelerce reyting rekortmeni yapan, kimin kiminle evleneceğine karar verme hakkını kendinde bulan ve bunu televizyonlarda tartışan bir millet olarak PuCCa’yı da bağrımıza basmamız kaçınılmazdı doğrusu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Yanlış yapan onlar mı biz mi? Şuraya iki tane ‘samimi’ şey yazsanız alemin kralı olursunuz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-6742456258159411615?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/6742456258159411615/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/12/bir-pucca-kolay-yetismiyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/6742456258159411615'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/6742456258159411615'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/12/bir-pucca-kolay-yetismiyor.html' title='Bir PuCCa Kolay Yetişmiyor'/><author><name>Maria Puder</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05885026990263447820</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-nlwA-cFN6FY/Tta9BWSXXUI/AAAAAAAAACY/VoncnisYmtY/s72-c/pcca.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-4100499349589430195</id><published>2011-11-29T09:47:00.005+02:00</published><updated>2011-11-29T13:45:06.573+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Machu Picchu'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-6FWT9FCEISQ/TtSQFNlC_6I/AAAAAAAAABw/dRfX6tE7hpc/s1600/cup.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 181px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-6FWT9FCEISQ/TtSQFNlC_6I/AAAAAAAAABw/dRfX6tE7hpc/s320/cup.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5680323449239830434" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dedem annemi götürmüş elinden tutup, annem beni götürdü sonra, ben de oğlumu götürdümdaha ufacıkken... Bu dört kuşak fırsat buldukça, yolları düştükçe, canları çektikçe gitmişler ve gitmeye devam ediyorlar.  Merak ediyorum; oğlum da çocuğunu elinden tutup götüre-bile-cek mi Baylan'da Kup Griye yemeye?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-4100499349589430195?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/4100499349589430195/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/11/dedem-annemi-goturmus-elinden-tutup.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/4100499349589430195'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/4100499349589430195'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/11/dedem-annemi-goturmus-elinden-tutup.html' title=''/><author><name>Machu Picchu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16857522173319437683</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-6FWT9FCEISQ/TtSQFNlC_6I/AAAAAAAAABw/dRfX6tE7hpc/s72-c/cup.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-5201460416176888825</id><published>2011-11-27T02:37:00.001+02:00</published><updated>2011-11-28T08:49:57.235+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ara Nubaryan'/><title type='text'>Vapurumu aldın, bari şarkıma dokunma!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-0pRFyyRKlI8/TtGEz9jcDoI/AAAAAAAAAl8/YvMKpH7w_xQ/s1600/ara+nubaryan.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="137" src="http://2.bp.blogspot.com/-0pRFyyRKlI8/TtGEz9jcDoI/AAAAAAAAAl8/YvMKpH7w_xQ/s200/ara+nubaryan.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;17.15 Kadıköy-Beşiktaş vapurundayım. Vapurun adı İsmail Hakkı Durusu. 16.45’i kılpayı kaçırmanın siniri var tepemde. Eski tatları vermeyen mizah dergilerinden birini aldım yarım saatlik yolu tüketebilmek için. Sayfaları hızlı hızlı ve her zamanki gibi en küçük bir tebessüm etmeden çevirirken ilk önce bir klarnet, ardından da gitar sesi duyuldu. Derken gitar çalan çocuk şarkıya girdi: "Ben kuşlardan da küçüktüm, bir gece vaktiydi…" Dergiyi bırakıp şarkıya girmem bir oldu. Derken biri daha, biri daha derken vapurda hafiften bir koro oluştu. Sonra bir anda vapur görevlilerinden biri bitti müzisyenlerin yanında: "Şikâyet var". Müzisyenler kesmedi müziği ve çevreden görevliye tepkiler yükselmeye başladı. Görevli hızla uzaklaştı ve iki dakikaya kalmadan daha kallavi olduğu belli bir başka görevli geldi. Fiziksel müdahalede bulunmadı ama gitaristin dibine kadar girdi. Gayet yüksek bir tondan çalmayı bırakmalarını söyledi. Çocuklar oralı olmadı ve çalmaya devam ettiler. Bu sırada şarkı değişmişti ve kesinlikle alkışla tempo tutulmayacak, eşlik edilmeyecek bir şarkı olduğu halde insanlar görevliye olan tepkilerini göstermek için şarkıya alkışlarla eşlik etmeye başladılar. Sezen Aksu'dan "Ah İstanbul İstanbul olalı", hep bir ağızdan ve çılgın alkışlarla sürerken görevli neye uğradığını şaşırdı ve eline telefonu arayıp bir yerleri arıyormuş gibi yaparak belki de gerçekten arayarak gitti. Şarkı bittiğinde vapur alkıştan ve “bravo” seslerinden inliyordu. Bu sırada bir yolcunun da elindeki fotoğraf makinesiyle gazeteci pozlarında, görevlinin fotoğraflarını çekmeye başladığını da söylemeden geçmeyeyim. Vapur Beşiktaş’a yaklaştığında klarnetçi ufaktan bir solo atarak mini konseri tamamladı. Vapur yanaştığında yolculardan 8-10 kişi müzisyenleri çevreleyerek, ne olur ne olmaz diye vapurdan birlikte inmeyi teklif ettiler. İnişte bir şey olmadı, görevliler ortalıkta gözükmedi. Olaya dair vapurda onlarca yorum yapıldı. Aklımda kalan iki yorumu da yorumsuz paylaşayım: “Şimdi burada ney üflenseydi, seslerini çıkarmazları” ve “Adamların müziğe bile tahammülleri yok”&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-5201460416176888825?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/5201460416176888825/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/11/vapurumu-aldn-bari-sarkma-dokunma.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/5201460416176888825'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/5201460416176888825'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/11/vapurumu-aldn-bari-sarkma-dokunma.html' title='Vapurumu aldın, bari şarkıma dokunma!'/><author><name>Ara Nubaryan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11381583684201697219</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-0pRFyyRKlI8/TtGEz9jcDoI/AAAAAAAAAl8/YvMKpH7w_xQ/s72-c/ara+nubaryan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-5014918552909456909</id><published>2011-11-24T17:07:00.002+02:00</published><updated>2011-11-24T17:10:55.651+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elev Theron'/><title type='text'>Dersim, Dersin, Dersi</title><content type='html'>Dersim olayları dersin; özür dilerim, dilemem, dilersin, dilemezsin dersi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-5014918552909456909?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/5014918552909456909/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/11/dersim-dersin-dersi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/5014918552909456909'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/5014918552909456909'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/11/dersim-dersin-dersi.html' title='Dersim, Dersin, Dersi'/><author><name>Elev Theron</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-9183282165954302374</id><published>2011-11-24T13:49:00.000+02:00</published><updated>2011-11-24T13:49:50.106+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asim TOT'/><title type='text'>Çocuk, adam, terörist...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-4SEn4mM1Heo/Ts4umco2QtI/AAAAAAAAAGc/FUoVyERPK5U/s1600/cocuk.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="233" src="http://1.bp.blogspot.com/-4SEn4mM1Heo/Ts4umco2QtI/AAAAAAAAAGc/FUoVyERPK5U/s320/cocuk.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-dEsZyixQNP0/Ts4u56aft0I/AAAAAAAAAG4/_ncA5-Spy9M/s1600/za.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="304" src="http://3.bp.blogspot.com/-dEsZyixQNP0/Ts4u56aft0I/AAAAAAAAAG4/_ncA5-Spy9M/s320/za.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-sUK3ihxp4vk/Ts4unfXNp4I/AAAAAAAAAGk/D7eOKPONrzc/s1600/zr.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-sUK3ihxp4vk/Ts4unfXNp4I/AAAAAAAAAGk/D7eOKPONrzc/s320/zr.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-9183282165954302374?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/9183282165954302374/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/11/cocuk-adam-terorist.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/9183282165954302374'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/9183282165954302374'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/11/cocuk-adam-terorist.html' title='Çocuk, adam, terörist...'/><author><name>Asim TOT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10506718960833683667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_O_6PCHKPn5Q/TH5Xf5Ij33I/AAAAAAAAAAM/4xVErVfNN7A/S220/asimtot.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-4SEn4mM1Heo/Ts4umco2QtI/AAAAAAAAAGc/FUoVyERPK5U/s72-c/cocuk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-6085159846770049292</id><published>2011-11-16T01:22:00.002+02:00</published><updated>2011-11-16T09:11:50.018+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Maria Puder'/><title type='text'>İki saat</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Öğrencilik hayatında son 100’e girmişti. Yeni senenin ilk sınavları başlamış, vize haftası dayanmıştı kapıya. Hep olduğu gibi kâh internette amaçsızca dolaşarak kâh dizi/film izleyerek kâh derslerinden bağımsız kitaplar okuyarak hazırlanmıştı ilk sınavına. Zaten ilk olacağı sınav, taa 1. sınıf dersi olan bu sene yükseltmek amacıyla aldığı ve bunun çok saçma bir fikir olduğunu sınavdan bir önceki gece notlarını bulamadığında anladığı derstendi. Güvendiği Türk Tiyatrosu bilgisiyle yattı sabah 10.30’da olan sınavına gidebilmek için.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-fDe4LUKAA2I/TsLyqePVU4I/AAAAAAAAACQ/goUrv7y6_UA/s1600/18156_b.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="184" src="http://4.bp.blogspot.com/-fDe4LUKAA2I/TsLyqePVU4I/AAAAAAAAACQ/goUrv7y6_UA/s320/18156_b.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Sabah gözünü açtığında önce kendisine güzelce küfür etti çünkü saat 10’u 10 geçiyordu. Ardından adada oturduğu için lanetler yağdırdı. &amp;nbsp;Adada oturmanın verdiği son dakika çaresizliği ile yüz yüzeydi. En kötü Tarabya’da oturuyor olsaydı geç de olsa girme ihtimali olan sınava imkânı yok yetişemezdi bu durumda. Üstüne ne giydiğini bilmeden ilk vapura koştu çaresiz. Bineceği vapur onun en erken 12.30’da okulda olmasını sağlayacaktı.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Vapura koşarken saçma sapan bir dersi yükseltme uğruna yarım dönem okulu uzatabilme ihtimalini düşünmek bile istemiyorken tütününü evde unuttuğunu fark etti. Bir küfür daha savurdu. Vapura binmeden o pahalı sigaraların birinden bir paket aldı, bindi vapura. Sakin olmaya çalıştı. Okula gider hocaya durumu anlatırdı. Uyuyakaldığını değil sadece vapuru kaçırma kısmını anlatırdı, işe yarardı, nasılsa adayı ve adadan ulaşımı pek bilmeyen insanlardı. Ya işe yaramazsa? Bunları düşünürken aç olduğun fark etti, tost yaptırdı, bir de büyükçe çay aldı yanında, vapurun kıçına gitti oturdu, iyice soğuğu yiyip maksat kendini cezalandıracaktı.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Tostu bittikten sonra sigarasını yakmak için çakmak aramaya başladı çantasında. Bir umut, aradı. Belki göremiyorum dedi, çantasında bulunan iki kitabı çıkardı öyle bakmaya başladı. Çakmak ararken daha bir yudum almamış olan çayı kitapların üzerine devrildi. Çakmak falan da bulamadı çantasında. Tekrar büfeye dönüp peçete, bir büyük bardak çay daha alıp gayet sakin olmaya çalışarak çıktı dışarı. O sırada başka adadan biriyle karşılaşıp ondan çakmağını istedi, adam kızın halini tavrını görüp ona acıdı olacak ki çakmağını kıza verdi, senin olsun dedi. Dışarı çıktı, kitaplarını sildi, çayıyla sigarasını içti.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;1’e doğru okuldaydı. Hocanın odasına girdi, gayet pişkin pişkin ‘ben giremedim vizeye’ dedi. Kadın bir an durup sonra ‘haa doğru’ dedi. Vapuru kaçırdığını, diğer vapurla da ancak bu saatte gelebildiğini anlattı bir yandan da acıklı gözlerle al beni şu an sınava dedi. Kadın önce olmaz dedi, sonra rapor al dedi, sonra alamazsın gerçi bu saatten sonra dedi, başka soru sorarım dedi, bir kâğıt uzattı, yan odaya geç &amp;nbsp;1 saatin var yalnız dedi. Bol bol teşekkürle sınavını yaptı, sınav sorularını değiştirmemişti hocası. &amp;nbsp;Vize haftası başlamıştı.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-6085159846770049292?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/6085159846770049292/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/11/iki-saat.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/6085159846770049292'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/6085159846770049292'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/11/iki-saat.html' title='İki saat'/><author><name>Maria Puder</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05885026990263447820</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-fDe4LUKAA2I/TsLyqePVU4I/AAAAAAAAACQ/goUrv7y6_UA/s72-c/18156_b.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-2448681490889747825</id><published>2011-11-15T23:35:00.003+02:00</published><updated>2011-11-16T10:02:54.359+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ara Nubaryan'/><title type='text'>Sıradan bir akşam</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-qCIp-dCg6DQ/TsLfCJf3PvI/AAAAAAAAAl0/ntHdOqEyA3I/s1600/ara+nubaryan.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-qCIp-dCg6DQ/TsLfCJf3PvI/AAAAAAAAAl0/ntHdOqEyA3I/s200/ara+nubaryan.jpg" width="186" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Hacıosman metrosundan çıkınca her zamanki gibi ilk önce otobüslere baktı. Oturduğu semtten geçen tek otobüsün seyrek seferi yine denk gelmediği için minibüsün duracağı yere yöneldiğinde, sarı şapkasıyla kornanın dibine vuran minibüsü görüp koşmaya başladı. Belki de aylardır ilk defa metrodan çıkar çıkmaz minibüs beklememişti. Koşmasa da beklerdi minibüs hatta yüz metre beriden el etse de. O yine de koştu. Hep dediği laftı, “Ben kimseyi bekletmeyeyim de sabahlara kadar beklemeye razıyım.” &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Yokuş aşağı giden minibüste, şoförün yanındaki koltuğun demirinden destek alıp cebinden parayı çıkardı. Bir şey söylemeden uzattı. Bu mesafeden sonra indi-bindi parası olduğu için ineceği yeri söylemesine gerek yoktu. Söyleyenlere de uyuz olurdu. Sanki ona inat edercesine şoför sordu bu kez, “Tarabya mı?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Yendiğini, yenmese de epey üstesinden geldiğini iddia ettiği asosyal kendine güvensiz tavrı nedeniyle minibüse hızlı bir göz atıp kafasını çevirdi. Sanki içerdeki dört yolcunun da işi gücü yok, onu süzüyordu. Yola bakarken, nerelerin boş olduğunu hatırlamaya çalıştı. Bir kez daha minibüse bakacak cesareti yoktu. Bomboş minibüste, ikinci sıradaki kızın yanına oturmaya karar verdi. Ülkesinde uzun yıllardır âdetti; bir erkek, toplu taşıma aracında bir kadınla bir erkeğin yanı boşsa, mutlaka erkeğin yanına oturmalıydı. Aynı şekilde kadın da kadının yanına. O ise böyle durumlarda inatla kadının yanına otururdu. Kendince bu bir ‘insanları normalleştirme’ çabasıydı. İnsanlar ne derse desindi ama yine de oturduğu kadına neredeyse sırtını dönmeyi de ihmal etmezdi. Bu normalleştirme bir anda olmazdı çünkü; ürkütmenin de anlamı yoktu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Minibüsten indiğinde artan yağmur nedeniyle başına montunun şapkasını geçirirken, yanında oturan kızın, kendisinin de gireceği bakkala girdiğini fark etti. Arkasından o da girdi. Girmesiyle kızın ters bakışlarını yakalaması bir oldu. Tokadı basası geldi anında. Kızın alış-verişi bitince sigarasını istedi bakkaldan. Bu bakkala da girmeyi hiç istemiyordu ama içtiği sigara da bir burada satılıyordu. Sigaraya zam geldiğinde beş buçuk lira olan sigarasını yedi liradan verdiği için sevmiyordu gerdanları sarkan ve uzun saçlarını arkaya yapıştıran bakkalı, bir de bakkalın duvarına başbakanla çektirdiği fotoğrafı astığı için ya da o fotoğrafı zaten çektirmiş olduğu için.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Dışarı çıktığında yanında oturan kızın da kendisinin gideceği istikamete gittiğini fark edince “Bu kadarı da fazla” dedi, araları açılsın diye mecbur sigarasının paketini açtı ağırdan alarak, özenle. Bir tane de yaktı üstüne. İki dakika içinde varacağı iddaa bayiinin kapısına geldiğinde yere atacaktı yarım sigarayı ama o yine de yakmıştı. Buradan kaçıncı sigara alışı ve iddaa bayiine gelince yarım sigarayı kaçıncı söndürüşü olacaktı, düşündü, “şimdiye kadar bir karton sigara böyle böyle götüme kaçtı” diye hesapladı, yürümeye başladı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Köşeyi döndüğünde kızın uçar adım gittiğini fark edip hem rahatladı hem kızdı. Kendisi de iddaacının önüne gelmiş ve her zamanki gibi sigarayı sonuna kadar içmeye davranmış ama yine dayanamayıp yarısına gelmeyen sigarayı atmıştı yere. Çünkü yağmur da hızını artırmıştı ve sigara içtiği saçak altı, tek kişinin yürüyebileceği bir kaldırım olduğu için gelen geçene yol vermek amacıyla sürekli yola iniyor, ıslandıkça ıslanıyordu. "Sikerler sigarasını" dedi, içeri girdi.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Neyse ki iddaa boştu ve kendisine bakan kimse yoktu. Boşluktan istifade, kendinden emin adımlarla yürüyüp iki tane kupon aldı ve bir masaya geçti. İçinden de “Senin yürüyüşünü, çalımını sevsinler; içerde iki adam olsaydı görürdüm ben seni” dedi. Çok güvendiği maçlara yine bir dünya para basıp çok kazanmayı düşündü ama her zamanki gibi yapmadı. Zaten gündüzden baktığı program üzerinde fazla düşünmedi ve maçlarını yazdı hızla. Oynanmış kupon makineden çıkıp da eline geldiğinde bu kez o bile utanmıştı oynadığı kupona. Kupon bedeli üç, kazanacağı ikramiye on iki liraydı. Harca harca bitmezdi. Ama o da böyle mutluydu işte.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bayiden çıkıp evin yolunu tuttuğunda her akşam yaşadığı gibi yanından polis arabası geçmiş ve bu kez geçer geçmez önünde durmuştu. “Bu sefer alacaklar galiba” dedi. Sonra kendine kızdı, “Ulan salak, otuz senelik hayatında bir gözaltın var, kendini örgüt lideri mi sanıyorsun?” Yol dar olduğundan, karşıdan gelen çöp kamyonuna yol vermek için durduğunu anladı polisin. Karşıdan gelen kamyondan önce geçmek için sıkışık kaldırım yerine polis arabasını sağına alacak şekilde yolun ortasından hızla yürüdü. Kamyon geçince polis arabası da yanından geçip gitti. Tamam, bir bok değildi ama yine de geçmişi, düşünceleri, çalıştığı yerler belliydi. “Zaten polis çoktan şeceremizi çıkarıp bir bok olmadığımızı anlamıştır” diye düşündü. Üstelik yeni taşındığı evin beş yüz metre yakınında cumhurbaşkanının köşkü vardı. “Polis mezardaki dedemi bile araştırmıştır…”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Eve yaklaştığında yağmur da hızını artırdı. Montunun cebine sığdırmaya çalıştığı ama ucu dışarıda kalan kitabı ıslanmasın diye elini zar zor cebine soktu. Okuduğu kitabı düşündü. Yazarını çok severdi hiçbir kitabını okumadığı halde. Artık okumanın vakti gelmişti. Dizisi de vardı kitabın ama seyretmiyordu. Seyretmesi için o kadar baskı gelmişti ki çevresinden, belki de çok seveceği diziden sırf bu yüzden soğumuştu. Seyret seyret diye başının etini yemeselerdi… Sonra düşündü,&amp;nbsp;“Ulan karım bile çok seviyor bu polisi. Amına kodumunun işkencecisi”&amp;nbsp;dedi, evin kapısına vardığında.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Sabah işe vardığında anahtarlığı anahtarlarından kurtulduğunda anlamalıydı, anahtarların yeri değişmişti. Her zamanki sıraya göre elini attığı anahtarla kapıyı açamadı uzun süre. “Ulan!” dedi, acaba karısı uyku sersemi evden çıkarken kapının üstünde mi bırakmıştı anahtarı? Bir an “yarraa yedik” dedi ve diğerlerini denemeye koyuldu. İkinci seferde denediği anahtar kapıyı açınca rahatladı. “Maşallah! Üç kere kilidi döndürmenin ne anlamı var?” diye karısına söylendi. Sanki çalınacak bir şey vardı evde. Ev boştu ama yine de birilerini girmesi hoş değildi tabii. Evin içindeki ikinci kapıya geldiğinde onun da sonuna kadar kilitlendiğini fark edince “yuh artık” dedi. Üstelik salonun ışıkları da yanıyordu. Karısının, olası hırsızlık girişimlerine karşı giriş ışıklarını açık bıraktığını biliyordu da daha önce salonu hiç bırakmamıştı açık. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Eve girince her zamanki rutin sırasını takip etti. Montunun ceplerini boşalttı, montunu çıkarıp astı, petekten akan suyun doldurduğu leğeni boşalttı. Telefonu çalınca bıraktığı yerden aldı, iş yerindendi. Yarınki sunumu yollamışlardı, Türkçesine bakıp düzeltecekti. İki yüz milyarlık teklifmiş. “Sanki bana bir hayrı var pezevenk” dedi, içinden. Eşofmanlarını giydikten sonra -hiç de içinden gelmiyordu ama- hızla okumaya başladı teklifi. Gayet güzel bir dille yazılmış, aralara atılan gereksiz İngilizce sözcükler de olmasa tadından yenmeyecek bir sunumdu. Birkaç hata bulup düzeltti. Yazı tam bitmişti ki sokaktan gelen öksürüğe kulak kesildi, karısının öksürüğüne benzetip balkona çıkmış, kimseyi görememişti. İçeri girdiğinde kapı çaldı. “Ulan ne hızlı yürüyor bu karı da…”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Genelde mutfakta yardım ederdi karısına ama bugün kırk yılın başı gelen ilham sayesinde başladığı yazıyı bitirmek istiyordu. Bitiremeden “masayaaaa” uyarısı geldi. Eve girince yıkamadığı ellerini yıkayıp masaya oturdu. Haberleri seyrediyorlardı. “Bugün Semra geldi bize” dedi, karısı. Anlamsız, boş boş baktı karısına. Evden bir dosya alınması gerekiyormuş da vakti yokmuş da Semra demiş “Ben gidip alırım” diye. O zaman taşlar oturdu yerine. İki kapıyı defalarca kilitleyen de salonun ışığını açık bırakan da o salak karıydı. Aklı yine neredeydi kim bilir…&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Yazısını bitirip demlediği çayı koymaya gitti. Karısı çay bekliyordu, yorgundu. Bu kadarını da istesindi artık. “Nasıl olmuş çay?” sorusuna, başını iki yana sallayan karısının tavrıyla aldı cevabını. Yine fazla demli koymuştu çayı, yoksa iyi çay yapardı aslında…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-2448681490889747825?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/2448681490889747825/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/11/sradan-bir-aksam.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/2448681490889747825'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/2448681490889747825'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/11/sradan-bir-aksam.html' title='Sıradan bir akşam'/><author><name>Ara Nubaryan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11381583684201697219</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-qCIp-dCg6DQ/TsLfCJf3PvI/AAAAAAAAAl0/ntHdOqEyA3I/s72-c/ara+nubaryan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-2241556724692125735</id><published>2011-11-15T15:17:00.000+02:00</published><updated>2011-11-15T15:17:42.016+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elev Theron'/><title type='text'>Bu Senfoni Bitmez</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir sanayi şirketinin genel müdürü ve aynı zamanda bir kültür vakfınca kurulan senfoni orkestrasının yönetim kurulu başkanı, o ayın konseri olan&amp;nbsp;Schubert'in “Bitmemiş Senfonisi”ne gidemediğinden, yerine şirketin verimlilik uzmanını gönderir. Ertesi hafta verimlilik uzmanından bir teşekkür&amp;nbsp;ve değerlendirme raporu alır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sayın Genel Müdürüm, &lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;4&amp;nbsp;obuacı, konserin önemli bir zaman diliminde boş oturmuşlardır. Bunların sayısı azaltılarak, diğerlerinin konsere daha çok katkısı sağlanmalıdır. &lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;12&amp;nbsp;kemancı aynı anda, aynı hareketi yapmakta, aynı notaları seslendirmektedir. Burada da personel tasarrufu yapılmasını şiddetle tavsiye ediyorum.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Özellikle&amp;nbsp;16'lık notaların çalınması oldukça gereksizdir. Çünkü izleyiciler&amp;nbsp;8'lik notalarla&amp;nbsp;16'lık notalar arasındaki farkı anında hissedememektedirler. Dolayısıyla&amp;nbsp;8'lik notalarla eser icra edilmeli, yüksek ücretli keman ustaları yerine stajyerler kullanılarak masraflar düşürülmelidir. &lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yaylı sazlarla işlenen pasajların, nefesli sazlarla aynen tekrarının yol açtığı gereksiz duplikasyonlar önlenebilir. Böylece iki saatlik konser yirmi dakikaya iner. &lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eğer Schubert bütün bunları dikkate almış olsaydı “Bitmemiş Senfoni” bitmiş olurdu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Saygılarımla&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;(Üçüncü Bin Yıla Girerken Değişim 97, MESS Yayınları, İstanbul, 1997, s. 222.)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ben böyle ucube sanat eserlerinin içine tükürürüm.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-2241556724692125735?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/2241556724692125735/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/11/bu-senfoni-bitmez.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/2241556724692125735'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/2241556724692125735'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/11/bu-senfoni-bitmez.html' title='Bu Senfoni Bitmez'/><author><name>Elev Theron</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-6167690046088754721</id><published>2011-11-15T09:22:00.001+02:00</published><updated>2011-11-15T10:45:47.296+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asim TOT'/><title type='text'>Esin Afşar (1936-14 Kasım 2011, İstanbul)</title><content type='html'>&lt;iframe width="420" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/JG9fxYHc10k" frameborder="0" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-6167690046088754721?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/6167690046088754721/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/11/esin-afsar-1936-14-kasm-2011-istanbul.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/6167690046088754721'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/6167690046088754721'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/11/esin-afsar-1936-14-kasm-2011-istanbul.html' title='Esin Afşar (1936-14 Kasım 2011, İstanbul)'/><author><name>Asim TOT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10506718960833683667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_O_6PCHKPn5Q/TH5Xf5Ij33I/AAAAAAAAAAM/4xVErVfNN7A/S220/asimtot.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/JG9fxYHc10k/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-8776065626695402181</id><published>2011-11-04T11:29:00.000+02:00</published><updated>2011-11-04T11:29:33.259+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elev Theron'/><title type='text'>Robin Hood Vergisi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.adbusters.org/" target="_blank"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-Nhu_Z5tqh7o/TrOvjURVYCI/AAAAAAAAAHU/Gd0aosae2VQ/s1600/adbusters.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://occupywallst.org/" target="_blank"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-8CI_uBZsZ7M/TrOwIEX4ppI/AAAAAAAAAHs/ZCSPZVB79sw/s1600/OWS.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://robinhoodtax.org/" target="_blank"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-7kbMCSKi9Fk/TrOvoC4tnGI/AAAAAAAAAHk/4p-09-NgHAI/s1600/rbtax.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-8776065626695402181?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/8776065626695402181/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/11/robin-hood-vergisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/8776065626695402181'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/8776065626695402181'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/11/robin-hood-vergisi.html' title='Robin Hood Vergisi'/><author><name>Elev Theron</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-Nhu_Z5tqh7o/TrOvjURVYCI/AAAAAAAAAHU/Gd0aosae2VQ/s72-c/adbusters.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-1438749708459469455</id><published>2011-11-02T16:15:00.001+02:00</published><updated>2011-11-02T17:56:09.804+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ara Nubaryan'/><title type='text'>Kişi başı 1.25 örgüt</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0pt;"&gt;Samsun’daki “Özgürlükçü Düşünce Derneği”nin beş üyesi, dört ayrı örgüte üyelikten içeri alınmış. Nasıl olur diye düşünüyorum sabahtan beri. İki tanesi KCK’den alınsa, diğerleri de örneğin ÖDP, Halkevleri ve DHKP-C üyeliğinden…&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0pt;"&gt;Zaten içeri alınma gerekçeleri oldukça saçma. Piyasada legal satılan kitaplar, üzerinde Deniz Gezmiş fotosu olan kitap ayraçları ya da afişler… Hadi burayı geçtik; sonuç olarak demokrat bir ülkede yaşamıyorsak bu kitapları bulunduranlar 2011 Türkiye’sinde hâlâ gözaltına alınabilir, normal karşılıyorum. Ama ben ciddi ciddi beş kişinin dört ayrı örgüte üye olmasına takıldım. Bu insanlar gerçekten bizim sol geleneğe hiç uymayan insanlarmış. Düşünsenize hem ayrı ayrı örgütlere üyeler ama diğer taraftan da aynı çatı altında bir dernek kurup buluşabilmişler. İşte onları içeri alan zihniyetin asıl saçmalığı burada. Türkiye’de iki ayrı fraksiyondan solcu, bir araya gelmez gelse de birbirlerini yer bitirir. Bunu herkes bilir. Bence içeri alınan arkadaşlar da savunmalarını sırf buradan yapsa, yine beraat ederler. Bunlar bir dernek kurmuşlar ama hepsi de ayrı ayrı örgütlerden. Üstelik 250 kişinin dört örgüte üyeliğinden bahsetmiyoruz, sadece beş kişi dört ayrı örgüte üye. Kişi başı 1.25 örgüt düşüyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0pt;"&gt;Bu arada suç delili sayılan kitapların hepsi benim de gidip bir dünya para vererek Alkım’dan, Kabalcı’dan aldığım kitaplar. Bazılarını da Milliyet kuponla vermişti hatta. Suç duyurusunda bulunuyorum, beni de alabilirsiniz. Hatta Alkım, Kabalcı ve Milliyet'e de kapatma davası açabilirsiniz; elinizi ardınıza koymayın!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-1438749708459469455?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/1438749708459469455/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/11/kisi-bas-125-orgut.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/1438749708459469455'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/1438749708459469455'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/11/kisi-bas-125-orgut.html' title='Kişi başı 1.25 örgüt'/><author><name>Ara Nubaryan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11381583684201697219</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-5709554032770438664</id><published>2011-10-27T17:44:00.001+03:00</published><updated>2011-10-27T18:19:04.543+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asim TOT'/><title type='text'>ANAYASO</title><content type='html'>Gul, gurban olduğum Hökümet Baba!&lt;br /&gt;Baa bir alfabe veremez miydin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gara dağlar gar altında galanda&lt;br /&gt;Ben gülmezem&lt;br /&gt;Dil bilmezem&lt;br /&gt;Şavata'dan Hakkari'ye yol bilmezem&lt;br /&gt;Gurban olam, çaresi ne, hooy babooov ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebek yanir, bebek hasda, bebek ataş içinde&lt;br /&gt;Ben fakiro,&lt;br /&gt;Ben hakiro&lt;br /&gt;Dohdor ilaç, çarşı bazar tam - takiro&lt;br /&gt;Gurban olam bu ne işdir hooy babooov !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoçiğ ağliir,  çoçiğ öliir, geçit vermiy Zap suyu&lt;br /&gt;Parasizo,&lt;br /&gt;Çaresizo&lt;br /&gt;Ben halsizo, ben dilsizo, şeher uzah, yolsizo&lt;br /&gt;Bu ne haldır, bu ne iştir hooy babooov !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gara dağda, gar altında ufağ ufağ mezerler&lt;br /&gt;Yeddi ceset hetim hetim Zap Suyunda yüzerler&lt;br /&gt;Hökümata arz eylesem azarlar&lt;br /&gt;Ben ketimo&lt;br /&gt;Ben hetimo&lt;br /&gt;Ben ne biçim vatandaşım hooy babooov ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şavata'tan Angara'ya ses getmiir&lt;br /&gt;Biz getmeğe guvvatımız hiç yetmiir&lt;br /&gt;Malımız yoh&lt;br /&gt;Yolumuz yoh&lt;br /&gt;Angara'ya ses verecek dilimiz yoh&lt;br /&gt;Ganadımız, golumuz yoh&lt;br /&gt;Bu ne biçim memlekettir hooy babooov ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerin, yurdun adresesin bilmirem&lt;br /&gt;Angara'da: Anayasso !&lt;br /&gt;Ellerinden öpiy Hasso&lt;br /&gt;Yap bize de iltimaso&lt;br /&gt;Bu işin mümkini yoh mi hooy baboov ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şemsi BELLİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-ikJlJdGN4jk/TqluPBlgK5I/AAAAAAAAAGU/1pzce4WIr2E/s1600/yunus1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-ikJlJdGN4jk/TqluPBlgK5I/AAAAAAAAAGU/1pzce4WIr2E/s1600/yunus1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-5709554032770438664?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/5709554032770438664/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/anayaso.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/5709554032770438664'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/5709554032770438664'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/anayaso.html' title='ANAYASO'/><author><name>Asim TOT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10506718960833683667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_O_6PCHKPn5Q/TH5Xf5Ij33I/AAAAAAAAAAM/4xVErVfNN7A/S220/asimtot.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-ikJlJdGN4jk/TqluPBlgK5I/AAAAAAAAAGU/1pzce4WIr2E/s72-c/yunus1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-4711457234377884013</id><published>2011-10-27T16:05:00.001+03:00</published><updated>2011-10-27T16:06:20.415+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asim TOT'/><title type='text'>Yunus'a ...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-76b8d4b5d5f3b0a1" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v19.nonxt5.googlevideo.com/videoplayback?id%3D76b8d4b5d5f3b0a1%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1334249393%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D7643D93B3942D27AFC8264AE758BE20A8D5911C6.1E0C30580D1D87B25BC4B4E0E21DDEB82771AD63%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D76b8d4b5d5f3b0a1%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DCDf8EIJ3P68KSkUmjRgfavOGYpo&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v19.nonxt5.googlevideo.com/videoplayback?id%3D76b8d4b5d5f3b0a1%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1334249393%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D7643D93B3942D27AFC8264AE758BE20A8D5911C6.1E0C30580D1D87B25BC4B4E0E21DDEB82771AD63%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D76b8d4b5d5f3b0a1%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DCDf8EIJ3P68KSkUmjRgfavOGYpo&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span id="contextual" style="display: inline ! important;"&gt;Çıkardılar sonra. Onu kurtaran ağabeylerine &lt;b&gt;‘Saat kaç’&lt;/b&gt; diye sormuş. &lt;b&gt;‘Akşam 10’&lt;/b&gt; cevabını alınca da endişelenmiş çocuk, &lt;b&gt;‘Eyvah’&lt;/b&gt; demiş &lt;b&gt;‘Çok geç olmuş, babama sakın söylemeyin’.&lt;/b&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-4711457234377884013?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/4711457234377884013/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/yunusa.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/4711457234377884013'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/4711457234377884013'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/yunusa.html' title='Yunus&apos;a ...'/><author><name>Asim TOT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10506718960833683667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_O_6PCHKPn5Q/TH5Xf5Ij33I/AAAAAAAAAAM/4xVErVfNN7A/S220/asimtot.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-4147216499423331662</id><published>2011-10-26T11:56:00.004+03:00</published><updated>2011-10-26T12:09:39.693+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elev Theron'/><title type='text'>Mehter Temposu Siyaseti</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İki ileri bir geri yani. Örneğin, emekçilerin kıdem tazminatını kaldırmak üzere&amp;nbsp;iki adım atıp sonra konuyu ileri bir tarihe erteleyip bir geri adım atarsınız. Bunun iki yanı (yönü) vardır. İlki, tepkileri ölçersiniz, tartışmaları gözlemlersiniz ki, buradan neyi ne kadar yapabileceğinizi anlarsınız. Elbette bu ölçmeler sonrası işi gerektiği gibi bitirirsiniz. İkinci yönü ise konu hakkında bir alışıklık, bağışıklık sağlarsınız. Ya da örneğin, ÖTV'ye bazı ürünlerde zam yaparsınız, sonra bunu bir miktar düşürüp rahatlama sağlarsınız. Buna&amp;nbsp;"ölümü gösterip sıtmaya razı etmek" de&amp;nbsp;derler. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Demek ki, bu mehter temposu siyaseti iki şekilde yapılabiliyormuş. Bir,&amp;nbsp;yapacağını yapıp sonra bir miktar geri adım atmak ve razı etmek. İki; yapacağını ifade etmek, bir süre yapmayıp soğutarak ama bir yandan da bağışıklık sağlayarak ileride yapmak. Bu ikinci tarzda tabi şu da var, "e bu konu yeni değil ki kardeşim, 2 yıldır bunu konuşuyoruz" diyebilmek. Sanki 2 yıl veya kaç yılsa konuşmak, gündeme getirmek konunun haklılığına bir gerekçeymiş gibi. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yani sanatı(!) siyasete(!) bu kadar alet etmemek lazım. Yoksa içine tükürülecek ucubeler laf-ı güzaf.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-4147216499423331662?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/4147216499423331662/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/mehter-temposu-siyaseti.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/4147216499423331662'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/4147216499423331662'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/mehter-temposu-siyaseti.html' title='Mehter Temposu Siyaseti'/><author><name>Elev Theron</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-4416480426259916180</id><published>2011-10-26T11:37:00.001+03:00</published><updated>2011-10-26T11:37:42.301+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elev Theron'/><title type='text'>Kızılayı Özelleştirin</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-XaJU1tHByUo/TqfGpQgjzdI/AAAAAAAAAHM/-I9E6X-zMbg/s1600/Kizilay.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-XaJU1tHByUo/TqfGpQgjzdI/AAAAAAAAAHM/-I9E6X-zMbg/s1600/Kizilay.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bu Kızılayı özelleştirip Deniz Feneri'ne satmak lazım, kâr etmiyor. Her felakette zarar eden bir kurum neden devletin elinde olsun anlamıyorum. Zaten ismi de kızıllı mızılllı. Yok yok kesin özelleştirmek lazım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-4416480426259916180?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/4416480426259916180/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/kzlay-ozellestirin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/4416480426259916180'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/4416480426259916180'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/kzlay-ozellestirin.html' title='Kızılayı Özelleştirin'/><author><name>Elev Theron</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-XaJU1tHByUo/TqfGpQgjzdI/AAAAAAAAAHM/-I9E6X-zMbg/s72-c/Kizilay.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-7927065343708158091</id><published>2011-10-20T12:16:00.001+03:00</published><updated>2011-10-26T10:58:40.079+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ara Nubaryan'/><title type='text'>Bu neyin kafasıdır arkadaş?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-1IYiSwMRyhM/Tp_leQVzxzI/AAAAAAAAAlc/N47BJ020iDQ/s1600/ara+nubaryan+1.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="196" src="http://3.bp.blogspot.com/-1IYiSwMRyhM/Tp_leQVzxzI/AAAAAAAAAlc/N47BJ020iDQ/s400/ara+nubaryan+1.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;Bugünün gazete manşetlerinde intikam ve savaş çığırtkanlığından geçilmiyor yine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* En sönük manşeti atan Radikal, tirajının 30 binlere düşmesini hak ettiğini gözümüze gözümüze sokuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Posta ile Takvim'in verdiği Türkiye nüfusunda 4 milyon fark var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Zaman'ın söylediği ile söylemek istediğinin maşallahı var. Ben faşist olsam soluğu Zaman'da alırım. Neyse ki bizim faşistlerimizin zekâ ortalaması da dünya faşizmi seviyesinde, hiçbirinin sorgulama derdi yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Böyle zamanlarda her zaman en iyi manşeti atan ve kapağı yapan gazetenin de "emek hırsızı"nın önde gideni olduğu aklıma geldikçe üzülüyorum, sinirleniyorum.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-TfSHD-4EZfk/Tp_l1OBDovI/AAAAAAAAAlk/Ca324pOKexc/s1600/ara+nubaryan+2.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="192" src="http://1.bp.blogspot.com/-TfSHD-4EZfk/Tp_l1OBDovI/AAAAAAAAAlk/Ca324pOKexc/s400/ara+nubaryan+2.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sözcü çalışanları ne kullanıyorsa aynısından ben de istiyorum. Leyla ile Mecnun'da, Mecnun'un dediği gibi; "Bu neyin kafasıdır arkadaş?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sabah'ın manşetinde tashih var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bu arada Taraf gazetesinin yırtıldığı şov görüntülerinin sosyal medyaya tekrar servis edildiğini görüyoruz. Yeni bir şeymiş gibi oradan oraya geziyor. Taraf'ı tuvalet kâğıdı olarak bile kullanmam ki acıtır zaten; asıl garibime giden, çevremdeki birçok insanın, arkadaşımın, eşimin dostumun, bu videoyu elden ele "takdir eder" şekilde dolaştırması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okumak cehaleti alıyor, faşizm bâki kalıyor demiş Afrika'nın büyük düşünürü Fani Madida. Doğru demiş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-7927065343708158091?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/7927065343708158091/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/bu-neyin-kafasdr-arkadas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/7927065343708158091'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/7927065343708158091'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/bu-neyin-kafasdr-arkadas.html' title='Bu neyin kafasıdır arkadaş?'/><author><name>Ara Nubaryan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11381583684201697219</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-1IYiSwMRyhM/Tp_leQVzxzI/AAAAAAAAAlc/N47BJ020iDQ/s72-c/ara+nubaryan+1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-3786439771201473989</id><published>2011-10-19T18:46:00.003+03:00</published><updated>2011-10-26T10:58:27.445+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asim TOT'/><title type='text'>Her savaş, bir iç savaştır..</title><content type='html'>"İnsanları öldüren kader, onları görebilmemiz ve gözlerimizi bu cesetlerle doldurabilmemiz için bizi de sorumlu kılıyor. Korku, alışılagelmiş korku, kaçış değil. İnsan, gerçeği kavradığı için utanıyor -işte gerçek önümüzde: Her ceset sen, ben ya da biz olabiliriz. Arada hiç bir fark yok. Eğer yaşıyorsak, bunu bir başkasının kirletilmiş cesedine borçluyuz. Bu nedenle her savaş bir iç savaştır. Her şehit, yaşayan canlıya benzer ve ondan ölümün hesabını sorar" (C.Pavese)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-3786439771201473989?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/3786439771201473989/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/her-savas-bir-ic-savastr.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/3786439771201473989'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/3786439771201473989'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/her-savas-bir-ic-savastr.html' title='Her savaş, bir iç savaştır..'/><author><name>Asim TOT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10506718960833683667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_O_6PCHKPn5Q/TH5Xf5Ij33I/AAAAAAAAAAM/4xVErVfNN7A/S220/asimtot.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-1555106300794578472</id><published>2011-10-05T23:59:00.007+03:00</published><updated>2011-10-26T10:58:15.623+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elev Theron'/><title type='text'>"Yaratıcı Okuyuculuk" Atölyesi -7-</title><content type='html'>Sigmund Freud - Bir Yanılsamanın Geleceği,&lt;br /&gt;Kaynak Yayınları (1994),&lt;br /&gt;İdea Yayınevi (2000),&lt;br /&gt;Alter Yayınevi (2011),&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrı ve din yanılsamalarını yaratıp, onu savunmaya iten ana neden ölüm korkususudur (bkz. atölye 6). Bilinçdışı (burada kültür), ölüm karşısındaki çaresizliğin kaygısını ortadan kaldırmak için tanrı/baba figürü yaratır. Tanrı (nın kendisine) ve tanrının ebedi yaşam vaadine inanmak, ölümün gölgesinden kaçmak için tasarlanmış kültürel bir peri masalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Freud, (kaçmak şeklinde olsa bile) ölüme yönelik güdünün ("todtriebe")&amp;nbsp;temel insalık güdüsü olduğundan yola çıkarak; yaşamı, aşkı, hazzı&amp;nbsp;ve üreticiliği ortaya çıkaran "haz" illkesine doğru yol alır ve bu ikisinin dengesini "sağlıklı" bulur.&amp;nbsp;&amp;nbsp;Ölüme yönelik güdü kendini; savaş ve yıkımları ortaya çıkarmaktan başka bunlar olmasa bile en yalın haliyle bireyin&amp;nbsp;kendini tüm uyaranlardan soyutlama, huzur ve barış arama arzusunda var eder. Freud bunu "nirvana ilkesi" olarak adlandırır ve nirvana ilkesi aslında bir tür ölüm provasıdır (günümüz kentli bireyin bir anlamlandırmayla kırsalda bulacağını sandığı ve bu sanı üzerine kurduğu&amp;nbsp;kenti terk etme arzusu da bundan kaynaklanır). Ancak bu tür soyutlama kurgusu, içe dönük bireyde (kendini aklın sınırlarında) intihar ve/veya mazoşizme doğru sürükleme potansiyeli taşır. Dışa çevrilirse eğer,&amp;nbsp;cinayet, savaş ve en nihayetinde yıkıma götürür. İşte yaşamın amacı (veya felsefi düzeyde tartışmalı olacaksa da dengeli bir yaşam)&amp;nbsp;son kertede ölüm güdüsü ile haz ilkesini uyumlu hale getirebilmektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(parantezler orijinal metne ilavedir).&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-1555106300794578472?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/1555106300794578472/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/yaratc-okuyuculuk-atolyesi-7.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/1555106300794578472'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/1555106300794578472'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/yaratc-okuyuculuk-atolyesi-7.html' title='&quot;Yaratıcı Okuyuculuk&quot; Atölyesi -7-'/><author><name>Elev Theron</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-8652952671332933533</id><published>2011-10-05T22:07:00.013+03:00</published><updated>2011-10-26T10:58:05.097+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elev Theron'/><title type='text'>"Yaratıcı Okuyuculuk" Atölyesi -6-</title><content type='html'>Ölüm... akla gelecek her türlü varoluş biçiminde var olmanın sonlanmasıdır... Burada (bu dünyada) geçici bir süre bulunulduğu ve ölündüğünde ebediyen gidilmiş olacağı gerçeği korkutucudur.. Örgütlenmiş din, uygar toplumların (bu korkutucu) ölümlülüğü inkarına yarayan en inatçı ve en müthiş yollardan biridir... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bu nedenle) neredeyse her uygarlıkta bir ölümsüzlük sistemi gelişmiştir. Çünkü ölümün inkarı uygarlığın ayakta kalma stratejisidir. Ölümsüzlük sistemi kültürün temel işlevidir. Bu işlevi olmasaydı, bireyler akıl sağlığını yitirir, toplumsal kurallar sürdürülemezdi... (Ve bu)&amp;nbsp;yanılgıyı sürdürmenin en iyi yolu onu aynı kültürde yer alan diğerleriyle paylaşmaktır... Ancak bu (yanılgı), yani ölümsüzlük sistemleri insanlığı kötülüğü de sürükler. (Sadece) bir ölümsüzlük sistemiyle özdeşleşip, tüm kişisel anlamlar ona yüklenirse (yani herhangi bir dine), farklı sistemlerle karşılaşıldığında sorun yaşanmaya başlar. Bu durum en çok dünya dinlerinin çatışmasında ortaya çıkar ve önemli bir sorunu temsil eder. Tüm ölümsüzlük (ya da öte dünya) sistemleri doğru olamayacağına göre diğerleri yanılıyor olmalıdır. Neyseki uygarlık! bunun da çaresini bulmuştur (inanç savaşları ve diğerlerini öldürmek)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(parantezler orijinal metne ilavedir).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ernest Becker - &lt;span style="color: black;"&gt;Denial of Death,&amp;nbsp;&lt;span id="CphOrta_Cph2Orta_GridViewResimli_LabelYayinci_0"&gt; Simon &amp;amp; Schuster's.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Christopher Hitchens&lt;/span&gt; - God Is Not Great : How Religion Poisons Everything, Atlantic Books.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca yan okumalar için bakınız:&lt;br /&gt;Marquis de Sade - Tanrıya Karşı Söylev, Versus Kitap.&lt;br /&gt;Raoul Vaneigem - Dinin İnsanlıkdışılığına Dair, Versus Kitap.&lt;br /&gt;Antonio Lopez Campillo, Juan İgnacio Ferreras - Hızlandırılmış Ateizm Dersleri, Versus Kitap.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-8652952671332933533?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/8652952671332933533/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/yaratc-okuyuculuk-atolyesi-6.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/8652952671332933533'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/8652952671332933533'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/yaratc-okuyuculuk-atolyesi-6.html' title='&quot;Yaratıcı Okuyuculuk&quot; Atölyesi -6-'/><author><name>Elev Theron</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-5314100824956974263</id><published>2011-10-05T21:13:00.003+03:00</published><updated>2011-10-26T10:57:55.119+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elev Theron'/><title type='text'>"Yaratıcı Okuyuculuk" Atölyesi -5-</title><content type='html'>Bakonowski işlemi tek bir yumurtadan, tomurcuklandırma yöntemiyle birçok birey elde etmektir... Bakonowski işlemi toplumsal istikrarın en önemli araçlarından biridir... &amp;nbsp;Keşke tüm toplum sonsuz biçimde bakonowskileştirilebilseydi... Bu sayede tüm toplumsal sorunlar çözülürdü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aldous Huxley - Cesur Yeni Dünya, İthaki Yayınları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yan okuma olarak:&lt;br /&gt;&lt;div class="boxTanimVideo"&gt;E. A. Rauter - Düzene Uygun Kafalar Nasıl Oluşturulur?, Kaldıraç Yayınevi.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-5314100824956974263?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/5314100824956974263/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/yaratc-okuyuculuk-atolyesi-5.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/5314100824956974263'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/5314100824956974263'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/yaratc-okuyuculuk-atolyesi-5.html' title='&quot;Yaratıcı Okuyuculuk&quot; Atölyesi -5-'/><author><name>Elev Theron</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-2094669121681103769</id><published>2011-10-05T20:58:00.001+03:00</published><updated>2011-10-26T10:57:45.335+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elev Theron'/><title type='text'>"Yaratıcı Okuyuculuk" Atölyesi -4-</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;Önemli olan ekonomik bağımsızlık değil, ekonomiden bağımsızlıktır...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;Herbert Marcuse - Tek Boyutlu İnsan, İleri İşleyim Toplumunun İdeolojisi Üzerine İncelemeler, İdea Yayınevi.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-2094669121681103769?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/2094669121681103769/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/yaratc-okuyuculuk-atolyesi-4.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/2094669121681103769'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/2094669121681103769'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/yaratc-okuyuculuk-atolyesi-4.html' title='&quot;Yaratıcı Okuyuculuk&quot; Atölyesi -4-'/><author><name>Elev Theron</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-5023865292032275242</id><published>2011-10-05T20:48:00.001+03:00</published><updated>2011-10-26T10:57:35.949+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elev Theron'/><title type='text'>"Yaratıcı Okuyuculuk" Atölyesi -3-</title><content type='html'>Kurumsal kimliği ağır basan dini, insana özgü iman duygusundan ayrı tutunca inanmak, dinin sınırlarıyla belirlenmiyor... İnanç, inanmanın en imkansız olduğu anda sınanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karin Karakaşlı - 12/06/2011 Radikal 2&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alain De Botton - Ateistler İçin Din : Bir İnanmayanın Din Kullanım Kılavuzu, Sel Yayıncılık.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-5023865292032275242?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/5023865292032275242/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/yaratc-okuyuculuk-atolyesi-3.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/5023865292032275242'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/5023865292032275242'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/yaratc-okuyuculuk-atolyesi-3.html' title='&quot;Yaratıcı Okuyuculuk&quot; Atölyesi -3-'/><author><name>Elev Theron</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-1505634840534909878</id><published>2011-10-05T15:21:00.001+03:00</published><updated>2011-10-26T10:57:26.155+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elev Theron'/><title type='text'>"Yaratıcı Okuyuculuk" Atölyesi -2-</title><content type='html'>Sorunların bilim uzmanlıklarına göre parsellenmesi, mülkiyet duygusunun entellektüel bir karşılığıdır. Bu nedenle kimsenin kimseye "senin bu konuda konuşmaya hakkın yok" deme hakkı yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözün doğruluğu söylene bağlı değildir. Sözün doğruluğunu söyleyene bağlamakta ısrar etmek otoriteye olan boş inançtan kaynaklanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömer Naci Soykan - Gönülden Dile Öz Sözler, İnsancıl Yayınları.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-1505634840534909878?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/1505634840534909878/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/yaratc-okuyuculuk-atolyesi-2.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/1505634840534909878'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/1505634840534909878'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/yaratc-okuyuculuk-atolyesi-2.html' title='&quot;Yaratıcı Okuyuculuk&quot; Atölyesi -2-'/><author><name>Elev Theron</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-3912902859541609956</id><published>2011-10-04T17:17:00.001+03:00</published><updated>2011-10-26T10:57:15.893+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asim TOT'/><title type='text'>"Bir kişi, bir kişidir" vs. "Bir kişiden ne olacak?"</title><content type='html'>VEYA "SOSYAL SORUNLULUK"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okullara kırtasiye, Somali'ye SMS'le  yardım, Güneydoğu'daki çocuklara kıyafet, çorap, özürlülere tekerlekli  sandalye için mavi kapak toplamak vb. gibi bir çok yardım faaliyetine  "sosyal sorumluluk" adı altında destek verip, "bir kişinin kurtulmasıyla  ne olacak ki?" diye sorduğunuzda, "bir kişi, bir kişidir" deyip,  arkasından meşhur Denizyıldızı hikayesini anlatanların, mesela daha az  elektrik tüketmek ve dolayısıyla HES'lere, Termik ve Nükleer Santrallere  olan ihtiyacı azaltmak veya ortadan kaldırmak için örneğin klima  taktırmamayı, daha az ütü kullanmayı , Gerze de Termik Santral kurmayı  planlayan Anadolu Grubu ürünlerini tüketmemeyi önerdiğinizde de "bir  kişiden ne olacak canım, tek benim yapmamla mı düzelecek bunlar?"  ikiyüzlülüğünü nereye oturtacağız?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-3912902859541609956?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/3912902859541609956/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/bir-kisi-bir-kisidir-vs-bir-kisiden-ne.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/3912902859541609956'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/3912902859541609956'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/bir-kisi-bir-kisidir-vs-bir-kisiden-ne.html' title='&quot;Bir kişi, bir kişidir&quot; vs. &quot;Bir kişiden ne olacak?&quot;'/><author><name>Asim TOT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10506718960833683667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_O_6PCHKPn5Q/TH5Xf5Ij33I/AAAAAAAAAAM/4xVErVfNN7A/S220/asimtot.png'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-3975157721561609619</id><published>2011-10-04T17:15:00.005+03:00</published><updated>2011-10-26T10:57:05.146+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elev Theron'/><title type='text'>"Yaratıcı Okuyuculuk" Atölyesi -1-</title><content type='html'>"İyi edebiyatçıların değeri er geç bilinir, bunun böyle olacağını da her iyi edebiyatçı bilir... Asıl vahim ve acı olanı, değeri bilinmemiş okuyucuların durumudur... Edebiyatçının eseri kalır, okuyucu ise ölür... Okudukça zevkler incelir, daha tuhaf daha rafine kitaplara, yazarlara el atmaya başlarsınız, bu meşgale sırasında muhtemelen hayat gailesi bakımından dibe doğru batmaktasınızdır. Okuduklarınızı, müstesna olduğunu düşündüğünüz satırları birilerine anlatmak istersiniz, zira şahsa mahsusun hazzı kısa sürer, ömrü uzun olan paylaşmaktır. Fakat ortalığı her zamanki gibi kaba saba kelimeler, düşük cümleler işgal etmiştir, o gürültüde sizi kimse duymaz. Okumak hem bir hayat başarısızlığının, ki unutmayın okumak mağlupların işidir, hem de derin bir yalnızlık hissinin sebebi olup çıkmıştır. Okuduğunuz onca kitabı, hayatınızı yatırdığınız o zorlu ve hassas meşgaleyi mezara götüreceğinizden korkmaya başlarsınız. Ve siz de bilirsiniz ki yalnız ölmek zordur, arkanızda mutlaka birkaç müttefik, birkaç şahit bırakmak istersiniz..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Murat Uyurkulak - Bazuka, "Tutkular Kitaplığı"ndan. &lt;br /&gt;"Yazgıların Tableti" naziresi. Reha Mağden'e sevgiyle...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-3975157721561609619?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/3975157721561609619/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/yaratc-okuma-atoylesi-1.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/3975157721561609619'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/3975157721561609619'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/yaratc-okuma-atoylesi-1.html' title='&quot;Yaratıcı Okuyuculuk&quot; Atölyesi -1-'/><author><name>Elev Theron</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-2250605093987620274</id><published>2011-10-03T23:05:00.009+03:00</published><updated>2011-10-26T10:56:55.041+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Muhtar Tapir'/><title type='text'>Güle Güle Sergio Amca</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-x550C4FX7Wc/TooVvzcWtoI/AAAAAAAAABs/3oFZx5EHxD4/s1600/sousa_g.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5659359792751621762" src="http://2.bp.blogspot.com/-x550C4FX7Wc/TooVvzcWtoI/AAAAAAAAABs/3oFZx5EHxD4/s320/sousa_g.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 320px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 240px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Güle güle Sergio amca güle güle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;/span&gt;Bizim kuşak en çok senin hikayelerini okudu. Senden bir çok şey öğrendi. Hayal dünyamızın kapıları seninle aralandı, düşlere ve masallara senin öykülerinle sığındık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece çocukluğumuzda mı? Hayır elbette değil. Hayatımın sonbaharına girdiğim şu dönemde bile senin yokluğunu hissedeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;40 yıl önce hatırlıyorum... Sıcak yaz günlerinin o sıkıcı  öğleden sonraları seninle renklenirdi. Zagor, Mister No, Teks ve daha niceleri. Sonraları Martin Mystere, Dylan Dog, Nathan Never, Julia, Magico Vento. Senin çıkardığın dergilerin hayatımın her safhasında abonesiydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güle güle Sergio amca güle güle...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-2250605093987620274?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/2250605093987620274/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/gule-gule-sergio-amca-gule-gule.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/2250605093987620274'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/2250605093987620274'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/10/gule-gule-sergio-amca-gule-gule.html' title='Güle Güle Sergio Amca'/><author><name>Muhtar Tapir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07744428392811188840</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-x550C4FX7Wc/TooVvzcWtoI/AAAAAAAAABs/3oFZx5EHxD4/s72-c/sousa_g.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-1619669311447082964</id><published>2011-09-27T14:06:00.011+03:00</published><updated>2011-10-26T10:56:43.789+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asim TOT'/><title type='text'>Sergio Bonelli ve Zagor</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-7ECwChHmJjg/ToGwhRotgTI/AAAAAAAAAGA/zwCUNRHuYWw/s1600/SB.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5656996692670382386" src="http://2.bp.blogspot.com/-7ECwChHmJjg/ToGwhRotgTI/AAAAAAAAAGA/zwCUNRHuYWw/s320/SB.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 212px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;Çizgi Roman dünyası büyük bir ustayı kaybetti. 79 yaşında ölen İtalyan çizgi romanının en önemli isimlerinden Sergio Bonelli gene bir çizgi roman ustası olan Giovanni Luigi Bonelli’nin oğlu olarak 1932 yılında dünyaya geldi. Zagor ve Mister NO karakterlerini yarattı. İtalya'da üç kuşak yazar ve çizerin çalışmalarını yayımladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yayımladığı onlarca farklı çizgi roman içinde benim için önemli olanı 1960’lı yıllarda Gallieno Ferri ile birlikte yarattıkları Zagor karakteridir. Henüz okuma yazma bilmediğim zamanlardan beri tanıdığım Zagor’u bu yaşıma geldiğim halde hâlâ tutkuyla okumamın nedeni onun karizmatik kırmızı gömleği ve kötülere dehşet saçan o “Ahyaaaaaaak” çığlığı değil sadece. Tabi bu arada 80’li yıllara denk gelen ortaöğretimim boyunca çizgi roman okumanın ne kadar zararlı bir faaliyet olduğu, çizgi romanların insanı gerçek dünyadan koparıp hayalci biri yaptığı, Hristiyanlık propagandası dahil olmak üzere anarşik faaliyetleri de özendirdiği… neler söylenmedi neler. (Efendim çünkü dünyadaki en önemli çizgi romanların yaratıcısı, yayımcısı Katolik Hristiyan İtalyanlarmış, din propagandası amacıyla yapıyorlarmış bunları çünkü)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar 1960 yılında yaratılmış bir karakter olsa da bilindiği üzere Zagor’un maceraları 1800’lü yılların Amerika’sında Darkwood adında, tüm ırkların ve kabilelerin barış içinde yaşadığı, renk, dil, din ayrımının olmadığı hayali bir mekanda geçer. Düşünün ki 1960’lı yıllarda bile Amerika’da emlakçılar ev arayanlara (aynı &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-0rnpRm21J6w/ToGw5zl1LSI/AAAAAAAAAGI/8yvjdmtjiUs/s1600/zagor0001zz3.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5656997114101968162" src="http://4.bp.blogspot.com/-0rnpRm21J6w/ToGw5zl1LSI/AAAAAAAAAGI/8yvjdmtjiUs/s320/zagor0001zz3.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 320px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 256px;" /&gt;&lt;/a&gt;gelire, eğitime, çocuk sayısına sahip olsalar bile) sadece ırklarından dolayı farklı bir muamele yapıyor, siyahlara ev vermiyorlar. Kimi eyaletlerde ise durum daha vahim, siyahlar ile beyazlar aynı otobüslerde bile yolculuk yapamıyorlar. Rezerv alanları denilen güya korunaklı bölgelere yerleştirilmiş Kızılderililer zaten neredeyse yok olmuşlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hâl böyleyken, Zagor istisnasız tüm maceralarında her zaman ezilenlerin, az olanların, dışlananların sömürülenlerin yanında olmuş bir kahraman. Toprakları ellerinden alınan yerlileri, köle olarak çalıştırılan siyahları, yaşam alanları yok edilen hayvanları, sırf keyif için öldürülen Bizonları koruyan kollayan, en başta da bunu o zamanki devlete rağmen yapan kişidir. Zengin tüccarlar ve Avrupa’dan gelmiş paralı yerleşimciler ile gizli işbirliği yaparak yerlilerin köylerini yakan (bunları da başka Kızılderili kabilesi yapmış süsü ve&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-XW_p_uHDF-U/ToGxRIG5kGI/AAAAAAAAAGQ/E1cJb2CxlPA/s1600/zagorjackson.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5656997514746368098" src="http://1.bp.blogspot.com/-XW_p_uHDF-U/ToGxRIG5kGI/AAAAAAAAAGQ/E1cJb2CxlPA/s320/zagorjackson.jpg" style="cursor: pointer; float: right; height: 180px; margin: 0px 0px 10px 10px; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;rerek yaparlar üstelik), onları köylerinden sürüp yerlerine el koyan mavi ceketlilerle (askerler) savaşmıştır. Yani yeri geldiğinde Zagor bir üç kağıt, bir haksızlık gördüğünde askeri de, polisi de pataklar. Hatta bir macerasında Amerikan Başkanı Jackson’u da Kızılderilileri aldattığı için tartaklamışlığı vardır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Bizdeki çizgi romanlarla kıyaslayacak kadar çok bilgi sahibi değilim ama genelde bizdeki kahramanlar kefereye veya Bizans’a karşı savaşan, devletin bir uzantısı olarak onu kutsayan dolayısıyla da resmi ideolojinin tamamlayanı olarak milliyetçi/şoven tiplerdir (Tarkan vb. örneğin). Bizde neden böyle herkesin barış içinde yaşaması için mücadele eden kahramanlar olmamıştır, üzerinde düşünmek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bonelli ekolünden olan ve hatırı sayılır miktarda Zagor senaryosu da yazmış olan Moreno Burattini’nin, Zagor ’un 40.Yılı özel sayısı için yazdığı şu yazı önemlidir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Dünyanın pek çok yerinde binlerce sorunla mücadele edilen günümüzde, Darkwood Ormanı, değişik ırklardan insanların bir araya getirdiği toplumlar için bir örnek oluştururken, Zagor ‘un farklı kültürleri bir araya getirmeye çalışan arabulucu olma kimliği, kırk yıl önce olduğundan daha fazla değer kazanmış durumda"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne diyelim, toprağı bol olsun…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Şu son notu da düşmeden geçmeyeyim :&lt;br /&gt;Söz konusu çizgi roman olunca, elbette bu konuda en yetkin söz sahibi Muhtar Tapir hocamızdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-1619669311447082964?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/1619669311447082964/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/09/sergio-bonelli-ve-zagor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/1619669311447082964'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/1619669311447082964'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/09/sergio-bonelli-ve-zagor.html' title='Sergio Bonelli ve Zagor'/><author><name>Asim TOT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10506718960833683667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_O_6PCHKPn5Q/TH5Xf5Ij33I/AAAAAAAAAAM/4xVErVfNN7A/S220/asimtot.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-7ECwChHmJjg/ToGwhRotgTI/AAAAAAAAAGA/zwCUNRHuYWw/s72-c/SB.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-6627823335478274820</id><published>2011-09-27T09:59:00.002+03:00</published><updated>2011-10-26T10:56:32.275+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elev Theron'/><title type='text'>Paçozlaşma ve Hödükleşme</title><content type='html'>Kavramların sırasıyla sahipleri Alev Alatlı ve İlber Ortaylı. Alev Alatlı&amp;nbsp;1980'lerden başlayarak Türkiye'nin dünyaya koşut olarak paçozlaştığını söylüyor. İlber Ortaylı ise paçoz kelimesini gündelik dilden sayarak ben bunu kullanmazdım diyor ancak İstanbul'u hödüklerin doldurduğunu ekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazetecilerle yaptığı söyleşilerde Alev Alatlı'nın yeni kitabı olacak ya da olmuş olan "Beyaz Türkler Küstüler" isimli kitapta kavramlaştırdığı paçozlaşmaya kendi tarifi şöyle: "Paçoz, kendi çıkarları için her yolu mübah sayan, küstah, beş para etmez, sokak kurnazı, zevzek, müptezel, basmakalıp, palavracı, rüküş, hoyrat, içtensiz, pespaye, nekes, terbiyesiz, aşağılık, ahlaksız, kalleş." İlber Ortaylı'nın&amp;nbsp;hödükleşme tarifi&amp;nbsp;ise, bilgisiz, görgüsüz ve kültürsüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alev Alatlı kavramlaştırma sürecinde Dostoyevski'nin  ‘Puşlost’ (Poshlost) kavramından yararlandığını, Ömer Seyfettin’in Efruz Bey tiplemesi ile&amp;nbsp;Nesin’in  Zübük’ünün kısmen buna yakın karakterler olduğunu ama gerçek hayatta ve günümüzde örneğin bir Serdar Turgut'un, Ertuğrul Özkök'ün, Ayşe Arman'ın, Rahşan Gülşen'in birer poçozluk üreticisi olduğuna da değiniyor. Dünya çapında bir durum olduğunu söylüyor. Fransa'da Sarkozy'nin İtayla'da Berlucsoni'nin prim yapmasını da buna bağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana göre, bu zamana kadar Marx'ın kapitalizmde katı olan herşey'in buharlaştığını söylemesi, kültür erozyonu, Frankfurt Okulu'nun "kültür endüstrisi" kavramı, başkasının acısına duyarsızlaşma anlamına gelen siniklik, Uğur Mumcu'nun "bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma" değerlendirmeleri, Zygmunt Bauman'ın aşkın bile akışkanlaştığı ifadeleri, değer yitimi ve yozlaşma&amp;nbsp;bahsedilen bu tipolojinin analizleriydi aslında. Bakalım paçozlaşma ve hödükleşme edebiyat ve sosyal bilimler terminolojilerinde kendilerine kavramsal bir yer edinebilecekler mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-6627823335478274820?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/6627823335478274820/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/09/pacozlasma-ve-hoduklesme.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/6627823335478274820'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/6627823335478274820'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/09/pacozlasma-ve-hoduklesme.html' title='Paçozlaşma ve Hödükleşme'/><author><name>Elev Theron</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-6133140614162230587</id><published>2011-09-20T16:08:00.001+03:00</published><updated>2011-10-26T10:56:20.328+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ara Nubaryan'/><title type='text'>İhanete ödül ihanettir!</title><content type='html'>&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-RHnfE3UCiS0/TniQEsNwDGI/AAAAAAAAAlY/iqk06TAJV4Y/s1600/ara+nubaryan.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="233" src="http://2.bp.blogspot.com/-RHnfE3UCiS0/TniQEsNwDGI/AAAAAAAAAlY/iqk06TAJV4Y/s320/ara+nubaryan.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr align="right"&gt;&lt;td class="tr-caption"&gt;&lt;b&gt;Fotoğraf: BirGün&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;Uluslararası Hrant Dink Ödülü, 15 Eylül’de yapılan bir törenle Ahmet Altan’a verildi. Bu gerçek bir skandaldır. Ahmet Altan’ın Genel Yayın Yönetmeni ve başyazarı olduğu Taraf gazetesi, daha bir yıl önce, AKP hükümeti ile Hrant arasında “taraf” olmak gerektiğinde tercihini AKP hükümetinden yana yapmıştır. Bu konuda veriler o kadar açıktır ki, bunun aksini kimse iddia edemez. Bellekleri bütünüyle tazelemek için, olayın hemen üzerine bu konuda yazılmış ve 18 Ağustos 2010 tarihinde www.iscimucadelesi.net sitesinde yayınlanmış olan yazımı aşağıya olduğu gibi alıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Davutoğlu’na bir beyaz bere!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahbariğimiz Hrant öldürüldüğü zaman, Ertuğrul Özkök pop sosyoloji dersleri vererek Ogün Samast gibi "çocuk"ların belirli ortamların ürünü olduğunu, Samast'ın suikasta girişmesini bu temelde anlamak gerektiğini yazmıştı. Aklınca cinayete sosyolojik bir açıklama bulup dikkati devletin, polisin, MİT'in, jandarmanın, kontrgerillanın sorumluluğundan uzaklaştıracaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan üç buçuk yıl geçti. Türkiye'nin en modern ve monden ve monşer insan topluluğunun oluşturduğu Dışişleri Bakanlığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) hükümet adına yazdığı savunmada aynen Ogün Samast gibi konuştu. Madem sosyoloji, biz de sosyoloji yapacağız. Eğer Galatasaray'da veya Robert'te veya Ankara Koleji'nde ve daha sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde okuyup sonra da birkaç yılda bir yurtdışında göreve çıkıp "görgü ve tecrübelerini” arttıran, Türk'ten çok Avrupalı gibi oldukları için kendilerine "monşer" adı takılan bu insanlar AİHM'e böyle bir savunma yollayabiliyorlarsa, Trabzon'un internet kafelerinden dem vurmaya ne gerek var! Türk toplumu böylesine alçaltılmıştır demek ki, içinden Samast'lar da çıkar, Hayal'ler de. Yanılmışız zahir, MİT'in, kontrgerillanın falan bir dâhili yokmuş, sosyoloji her şeyi açıklayabilirmiş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakın, dışişlerinin AİHM'e verdiği "savunma" neler içeriyor. Samast cinayet sonrası verdiği demeçte Hrant'ın "Türk kanına pis dediğini" söylemiş, onu bunun için vurduğunu belirtmişti. Dışişleri Bakanlığı savunmasında sonuç olarak aynı şeyi söylüyor. Hrant'ın Türklüğe hakaretten (yeni Türk Ceza Yasası'nın 301. maddesinden) yargılanıp Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun da onaylamasıyla cezaya çarptırılmasına yol açan yazı dizisinde yazdıklarının, Ogün Samast ve Yasin Hayal'in okuduğu gibi okunmasında ısrar ediyor Dışişleri Bakanlığı! Söz konusu yazısıyla Hrant'ın halkı tahrik ederek ve nefret suçu işleyerek kamu düzenini bozma tehlikesini yarattığını iddia ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hareket noktası bu olunca, başka "savunmalar" sıraya giriyor. Bu bakımdan, Hrant'ın yaptığı Almanya'da bir neo-Nazi örgütünün liderinin Yahudi soykırımını inkâr ederek ve bu görüşe karşı çıkanların tasfiye edileceğini söyleyerek işlediği suça benzetiliyor. AİHM bu neo-Nazi lideri korumamıştır, demek ki Hrant'ı da korumamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir "savunma" da Hrant'ın "gerçek ve yakın" biçimde tehdit edilmediği için korunmadığı. Şayet böyle bir şey olsaymış ve Hrant korunma için başvursaymış, devlet onu tabii ki korurmuş. Kuşkunuz mu var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışişleri adına "savunma"yı yazanlar Hrant cinayetinin soruşturmasının "derinlemesine ve etkin bir şekilde yürütüldüğünü" de yazmışlar. Bir de (Radikal gazetesi tamamen yanılmıyorsa) kuyruklu yalan söyleyerek Yargıtay'ın bu davayı bozmuş olduğunu iddia etmişler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalanlar kuyruğu&lt;br /&gt;İnsan yalan söylerken bile inanılır kılmaya çalışır. Bunlar öyle değil. Olgulara değinmeye gerek olmadan, basit mantık yürütme bile ilk yalanı ortaya koyuyor. Eğer Yargıtay Hrant'ın mahkûmiyetini bozmuş olsaydı, Hrant iç hukuk yolları tükenmemiş olduğu için AİHM'e başvuramazdı, Dışişleri de "Hrant Dink ölmüştür, dava düşmüştür" diye savunma yapmak zorunda kalmazdı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinayet soruşturmasına gelince, bunun ne kadar "derinlemesine ve etkin" yürütüldüğü bütün dünyanın bildiği bir şey. Hrant'ın öldürülmesinden bir yıl öncesinden suikast planlarını bilen polis ve jandarma yetkililerine, kıllarını kıpırdatmamış olmaları dolayısıyla ne kadar ağır cezalar verileceğini herkes biliyor!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hrant'ın tehdit edilmemiş olduğu "savunma"sı da alemi sersem yerine koymak. 2004'te söz konusu yazı dizisi ilk yayınlandığında, Ülkü Ocakları Agos'un Pangaltı'daki merkezi önünde gösteri yapmıştı. Ocağın bir yetkilisi, Hrant'ın "hedeflerinde" olduğunu kalabalığa hitaben söylemişti. Bunu tehdit kabul etmiyor Dışişleri. Ama daha komiği şu: "gerçek ve yakın tehdit" olmamıştır diyen Türkiye Cumhuriyeti devleti, Hrant'ı 2004'te kendisi tehdit etmişti. Hrant İstanbul Vali Yardımcısı'nın makamında MİT görevlisi olduğu tahmin edilen iki kişi tarafından ayağını denk alması yolunda uyarılmıştı. Ya ünlü Veli Küçük ve Kemal Kerinçsiz'lerin tehditleri? Ya bütün Trabzon'un bildiği, ama polis ve jandarmanın Hrant'tan sakladığı suikast planları?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hrant'ı neo-Nazi liderine benzetmek de az buz mizah unsuru değil. Adam Yahudi soykırımını inkâr ediyor. Kendileri Ermeni soykırımını inkâr edenler de Hrant'a sen neo-Nazi gibi konuştun diyorlar!&lt;br /&gt;Yazıyı Fransızca yazacaktın, Hrant!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat en acıklısı, mahkemenin ve Yargıtay'ın Hrant'ı mahkûm ederken ortaya koydukları zavallılığa, Dışişleri yetkililerinin de düşmeleri. Aynen kendilerinden önce yargıçların ortaya koyduğu gibi, bu insanlar da Türkçe bilmediklerini kanıtlamışlardır böylece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hrant'ın cezalandırılan yazısı, bir dizi idi. O diziden bir cümle cımbızlanarak Hrant'ın Türklere hakaret ettiği ileri sürülüyordu. Bir kere dizinin tamamı, Hrant'ın ne yapmayı amaçladığını açıkça ortaya koyuyordu: Özellikle diaspora Ermenilerine, Türklere karşı duyulan kızgınlığa odaklaşan bir geleceğin zehirli bir gelecek olacağını anlatmaya çalışıyor, Ermenilerin bu saplantıyı geride bırakarak yeni ufuklara açılmasını öneriyordu. Yazının her bölümünde "Türk" bu yüzden, bu takıntıyı anlatmak için tırnak içinde yazılmıştı. Yani dizi Ermeni milliyetçiliğine karşı yazılmıştı, Türkler hakkında değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ikincisi, suçlama konusu olan cümlede Türklere en ufak bir saldırı yoktu. Zaten paragraf Türkler hakkında değil Ermeniler hakkındaydı. İşte ilgili cümle: "‘Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni'nin Ermenistan'la kuracağı asil damarında mevcuttur." Burada söylenen, Türkçe anlayanlar için açıktır: Ermeni'nin (bazı Ermenilerin) kanı bugün "Türk" takıntısı dolayısıyla zehirlidir; Ermeniler bu zehirli kandan kurtulup temiz bir kanla geleceğe yürümelidirler. Dikkat edilirse, "Türk" bütün dizide yazıldığı gibi tırnak içinde yazılmıştır ve gerçek, yaşayan Türkleri değil, Ermenilerin, özellikle diaspora Ermenilerinin Türk takıntısını ifade etmektedir. Türkçe okumayı bilen biri hemen anlayacaktır ki, buradaki zehirli kan Türk'ün kanı olamaz, çünkü o kanın yerini Ermeni'nin "asil damarı"ndaki "temiz kan" dolduracaktır. Hrant Türkiye'den, öldüğünde altına girmek için toprak bile istemişti, ama Türk'ün kanının yerine Ermeni kanı zerk etmek, onun gibi bir canavarın bile düşünebileceği bir şey olamazdı!&lt;br /&gt;Anlaşılan, yargıçlar gibi monşerler de Türkçe anlamaktan aciz. Kusur Hrant'ta! Yazısını diplomasinin eski dili Fransızca ya da yeni dili İngilizce yazsaydı, Dışişleri Bakanlığı memurları Ogün Samast'ın kavrayışı düzeyinde kalmazlardı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama madem bakanlığı Hrant'ın katiliyle aynı çizgide yer almıştır, biz de tez elden Ahmet Davutoğlu'na bir beyaz bere yollayalım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraf gazetesi, AKP'nin tarafı!&lt;br /&gt;Dışişleri Bakanlığı'nın bu skandal savunması Cumartesi günü Vatan gazetesinde yer aldı. Pazar günü kendisine saygısı olan bütün gazeteler habere yer verdiler. Örneğin Radikal gazetesi haberi birinci sayfasında ana manşet yaptı, içeride de bütün bir sayfa ayırdı. Örneğin Günlük birinci sayfadan girdiği habere "Samast gibi konuştu" başlığını koydu. Taraf gazetesi ne yaptı? Hangi manşet? Hangi birinci sayfa? Taraf Pazar günü habere bir santim yer bile ayırmadı. O "demokratlar" gazetesinde hükümetin Hrant olayına ilişkin yarattığı bu skandal kendine yer bulamamıştı! Hrant'ın gazetesi Agos'un şimdiki yönetmeni Etyen Mahçupyan Taraf'ta köşe yazarı. Tersinden, Agos'ta köşe yazarlığı yapan bir başkası, Markar Esayan Taraf'ın yayın koordinatörü! Bu nasıl iştir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraf yazarları, özellikle Alper Görmüş, zaman zaman Hürriyet ile dalga geçerler. Devletin şu ya da bu ayıbını ortaya koyan haberleri ilk gün veya ilk birkaç güngörmezlikten gelen Hürriyet, iş ayyuka çıkınca ya da devlet bir açıklama yapınca konuya yer verir. Taraf yazarları da bununla eğlenir, Hürriyet'i sıkıştırırlar. Güzel. Şimdi ne oldu? Pazar günü haberin kendisini görmezlikten gelen Taraf, Pazartesi günü hükümette bu konuda rahatsızlık olduğunu iddia eden bir haberle meseleye adımını attı! Ana haber, savunmada yer alan vahim ifadelerin "hükümette rahatsızlık yarattı"ğı cümlesi ile başlıyor. Ey Taraf, o "vahim ifadeler" neler olsa gerek? Okuyucun bilmiyor ki! Gazetenin 11. sayfasının üst yarısı neredeyse bütünüyle bu konuya ayrılmış, ama (bir gün önce haberi zaten vermemiş olan) Taraf, ayırdığı yerin yüzde seksen beşini hükümetin ve Dışişleri Bakanlığı'nın savunmasına, altta minik bir bölümü ise savunmadaki ifadelere hasretmiş. Üstelik, hükümetteki rahatsızlık yazısını okuyan da bunun tamamen durumu kurtarmak için imal edilmiş bir haber olduğunu görebilir. Neymiş, daha iyi koordinasyon yapılacakmış, denetim sıkılaşacakmış, politikalara uymuyormuş. Somut tek bir olgu yok! Haberi yazan da Taraf'ın "sol açık"ı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alper Görmüş'ten kişisel olarak rica edeyim, Hürriyet'in benzeri atlamalarını yazdığı gibi Taraf'ın bu sessizliğinden de bir söz etsin. Herkese gazetecilik dersi olacağına eminim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hrant suikasti geride kaldıkça, köprülerin altından sular aktıkça daha ne ihanetler göreceğiz! Ama bizim bu düzen içinde diyet ödeyeceğimiz kimse yok. Ahbariğimizin hesabını sormaya sonuna kadar devam edeceğiz.”&lt;br /&gt;Hrant liberallerin tutsağı mıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı bu. Buradan Taraf gazetesinin Hrant’a ihanet ettiği sonucu çıkartamayanlar “tarafgirlikten” gözleri kör olmuş olanlar olabilir ancak. Taraf’ın bu skandalı yarattığı tarih 15-16 Ağustos 2010. O tarihte 2010 Uluslararası Hrant Dink Ödülü’nü kazananlar herhalde belirlenmiş durumdaydı. (Ödül her yıl Hrant’ın doğum günü olan 15 Eylül’de veriliyor.) Buradan çıkan sonuç şu: Taraf’ın bu hainliği yaptığı tarihten sonraki ilk fırsatta, ödül gazetenin baş yöneticisi Ahmet Altan’a veriliyor. Tebrikler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ödülün Ahmet Altan’a verilmesi ayrıca ödülün kendini tanımlayışına da aykırı. Girin Uluslararası Hrant Dink Vakfı’nın sitesine, bakın. Ödülün “daha özgür ve adil bir dünya için çalışan” insanlara verileceği yazıyor. Ahmet Altan ne zamandan beri daha adil bir dünya için çalışıyor da biz hiç duymadık. Hrant solcuydu. Hrant Taraf’ta değil BirGün’de köşe yazarıydı. Bunları yadsıyabilir misiniz? O “adil” sözcüğü oraya (belki bazıları bundan rahatsız olsa da) bunun için sızmıştı. Solculuk, işçiden, emekçiden, yoksuldan yana tavır gerektirir. Ahmet Altan ya da gazetesi Taraf ne zaman böyle tavır almış?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Liberal bir klik Hrant Dink’in mirasını liberalizmin propagandası uğruna harcıyor. Üç yıldır verilen Hrant Dink ödülü ne Hrant’a yapılan suikastin faillerini didik didik arayanlara (örneğin Nedim Şener), ne Ermeni sorununu Türkiye toplumunun gündemine getirmek için hayatı boyunca çırpınıp duranlara (örneğin Ragıp Zarakolu), ne Türkiye’de en büyük ırkçı tabuyu deştiği için yıllarca hapis yatan İsmail Beşikçi’ye, ne Kürtlerin sayısız cesur temsilcisinden birine, ne de gerçekten “adil bir dünya” için didinenlerden birine uygun görülüyor. Bir yıllık bir Vicdani Ret Hareketi parantezi dışında Taraf yazarları arasında paylaştırılıyor. İnsanın özgür bir toplum için mücadele etmesi için ille de liberal mi olması gerekiyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hrant’ın ailesine bir çağrı yapmak isterim: Hrant’ın mirasını dar ideolojik önyargılarına ve mücadelelerine araç edenlerden hesap sorun. Ahmet Altan skandalını soruşturun. Ahbariğimizin mirasının üç-beş liberalin kariyerini desteklemesini engelleyin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her konuşmasıyla yüreklerimizi dağlayan Rakel Dink’e Taraf gazetesinin ve yöneticisi Ahmet Altan’ın tavrını anlatmayanlar, onu bu yanlış karara ortak ettiler. Yanlışın neresinden dönülse kazançtır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sungur Savran&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-6133140614162230587?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/6133140614162230587/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/09/ihanete-odul-ihanettir.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/6133140614162230587'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/6133140614162230587'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/09/ihanete-odul-ihanettir.html' title='İhanete ödül ihanettir!'/><author><name>Ara Nubaryan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11381583684201697219</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-RHnfE3UCiS0/TniQEsNwDGI/AAAAAAAAAlY/iqk06TAJV4Y/s72-c/ara+nubaryan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-871594980676608543</id><published>2011-09-19T23:05:00.003+03:00</published><updated>2011-10-26T10:56:08.613+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Machu Picchu'/><title type='text'>...</title><content type='html'>Siz hiç ölüme çok ama çok yaklaşmış birini gördünüz mü? Televizyondaki doktorlu dizilerde değil ama... Peki siz ölüme çok ama çok yaklaşmış birini geri getirmeye çalışan sağlık çalışanlarının çabalarını gördünüz mü? Biri yandan kalp masajı yaparken öteki soluk, bir diğeri damar yolu açmaya çalışan, yetersiz kalacaklarını anladıklarında bir ekip daha isteyip bu kez 6 kişi, dakikalar boyunca hiç ama hiç vaz geçmeden, soğukkanlılıklarını yitirmeden, karıncalar gibi didinerek bir canı kurtarmaya çalışanların çabalarını?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umarım böyle bir şeye şahit olmak zorunda kalmazsınız ama siz yine de o siren sesini her duyduğunuzda, o sesin yolcularına, ambulans çalışanlarına iyi bir şeyler yollayın kalbinizden...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-871594980676608543?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/871594980676608543/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/09/blog-post.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/871594980676608543'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/871594980676608543'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/09/blog-post.html' title='...'/><author><name>Machu Picchu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16857522173319437683</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-689848980697312610</id><published>2011-09-05T23:06:00.005+03:00</published><updated>2011-10-26T10:55:58.011+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Machu Picchu'/><title type='text'>Battı Şamandırası*</title><content type='html'>"Bayram tatilinde bir yere gittim; şöyle güzel, böyle bi şey, illa siz de gidin, allah aşkına gidin" konulu, güneşli müneşli, cikcikli, pırpırlı, bol fotolu bir yazı yazmak niyetiyle oturdum masaya. Tv'yi de açtım ki evde ses olsun. Cankurtaran kanal İzTv'de eski sabah şekeri yeni belgeselci Savaş Karakaş'ın Türkiye'nin denizaltı batıklarıyla ilgili işi taze başlamış. Kulağım televizyonda, "dur önce fotoğraf seçeyim"dedim. O güzelim kasabanın güzelim fotoğrafları arasında gezinirken 2 sözcük çalındı kulağıma. Öylece kalakaldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerim monitörden televizyona kaydı. Orta yaşlı bir adam batık denizaltının nasıl bulunduğunu anlatıyor. Kurduğu cümlelerin herbirinde 2-3 kez o sözcükler geçiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Algılamaya çalışıyorum, nefesim daralıyor. "Bugün öyle değildir canım, teknoloji çoook gelişti diyor mantıklı tarafım ama, öbür yanım teknoloji bu kadar gelişmeden önce batan denizaltıları, yara alıp battıysa suda boğulup ölen, yara almadan battıysa şamadıranın ucundaki telefondan gelecek sesi beklerken havasızlıktan ölen denizaltıcıları getiriyor gözümün önüne.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce hiç duymadığım bu 2 sözcük belki de bugüne kadar hiç düşünmediğim şeyleri düşündürtüyor bana, derin derin nefesler alıyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;span style="font-size: 85%;"&gt; Denizaltı battığında su yüzeyine çıkan ve içindeki telefonla denizaltıyla iletişim kurmaya yarayan cihaz. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-689848980697312610?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/689848980697312610/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/09/batt-samandras.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/689848980697312610'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/689848980697312610'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/09/batt-samandras.html' title='Battı Şamandırası*'/><author><name>Machu Picchu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16857522173319437683</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-7580303276882873924</id><published>2011-09-05T11:09:00.001+03:00</published><updated>2011-10-26T10:55:47.776+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ara Nubaryan'/><title type='text'>Samimiyet? Belki</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-qVFs1GwGdjc/TmR-5q34hwI/AAAAAAAAAlU/UPPKRCaDyto/s1600/ara-nubaryan.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="190" src="http://4.bp.blogspot.com/-qVFs1GwGdjc/TmR-5q34hwI/AAAAAAAAAlU/UPPKRCaDyto/s400/ara-nubaryan.JPG" width="400" /&gt;&amp;nbsp;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Yazı, kitap vs. yazmak için adaya ya da başka yerlere kaçanlara saygım var da; bu kaçışı reklam yapmaları, tabir yerindeyse yazar olmadan yazar triplerine girmeleri sinirime dokunuyor. Çevremde o kadar çok 'Sait Faik'çikler türedi ki son yıllarda, anlatamam. Öte yandan bir arkadaşım sessiz sedasız yamacıma taşınıyor ve bundan beni bile haberdar etmeden eve kapanıp kitabını bitiriyor. Sonuç için (bkz. &lt;a href="http://www.metiskitap.com/Catalog/Book/5302"&gt;Bildiğin Gibi Değil&lt;/a&gt;)&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;*** &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Yukarıdaki fotodan hareketle 'samimiyet' üzerine yazmak için yola çıkmıştım. Bir anda beyin yine oynadı oyununu, konu nerelere geldi. Son günlerde şunu çok merak eder oldum. Her türlü ticarette, samimiyet gerçekten para kazandırır mı? 'Samimi'yi oynayanlardan değil gerçek samimilerden bahsediyorum? Samimi bakkal, samimi muhasebeci, samimi reklamcı, samimi turizmci, samimi futbolcu kazanır mı? Gönlümüzü kazanır da para kazanabilir mi? Ya da sektörüne göre değişir mi? Aklıma geldi öyle. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-7580303276882873924?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/7580303276882873924/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/09/samimiyet-belki.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/7580303276882873924'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/7580303276882873924'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/09/samimiyet-belki.html' title='Samimiyet? Belki'/><author><name>Ara Nubaryan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11381583684201697219</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-qVFs1GwGdjc/TmR-5q34hwI/AAAAAAAAAlU/UPPKRCaDyto/s72-c/ara-nubaryan.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-4887050078007402154</id><published>2011-09-02T14:11:00.001+03:00</published><updated>2011-10-26T10:55:36.148+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ara Nubaryan'/><title type='text'>Şenzloğ</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-CZSBayxWAfA/TmC5nhAucOI/AAAAAAAAAlQ/kjz-5AbHUls/s1600/ara+nubaryan.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="640" src="http://1.bp.blogspot.com/-CZSBayxWAfA/TmC5nhAucOI/AAAAAAAAAlQ/kjz-5AbHUls/s640/ara+nubaryan.JPG" width="480" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-4887050078007402154?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/4887050078007402154/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/09/senzlog.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/4887050078007402154'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/4887050078007402154'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/09/senzlog.html' title='Şenzloğ'/><author><name>Ara Nubaryan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11381583684201697219</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-CZSBayxWAfA/TmC5nhAucOI/AAAAAAAAAlQ/kjz-5AbHUls/s72-c/ara+nubaryan.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-2680059721092477715</id><published>2011-08-15T01:12:00.001+03:00</published><updated>2011-10-26T10:55:24.930+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ara Nubaryan'/><title type='text'>Nazlı</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-qhuWvmK14g8/TkhG9leJUQI/AAAAAAAAAlM/ImjavWFZZPs/s1600/ara+nubaryan.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="177" src="http://4.bp.blogspot.com/-qhuWvmK14g8/TkhG9leJUQI/AAAAAAAAAlM/ImjavWFZZPs/s200/ara+nubaryan.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Geçen sene annemle, anneannemin evinde temizlik yaparken yastık kılıflarını da yıkayalım dedik. Teker teker başladık sökmeye. Her yastığın içi farklı farklı şeylerle doldurulmuştu. Bazısı çöpe gitti, bazısı havalandırılmak için balkona. Bir yastığın içinden artık âhı gitmiş vâhı kalmış pamuk parçaları çıktı. Oldukça eski oldukları belliydi ve acilen atılmaları gerekiyordu. Atamadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2001 yılında ölen dedem, şeker hastasıydı ve insülinini bacağına her gün düzenli olarak şırınga ederdi. Küçükken çok korkardım da sonrasında alışmıştım. Onu seyretmek ilginçti. İğneyi batırırken yüzünden acı çektiği belli olurdu ama bu ifade fazla sürmezdi. Ardından her zaman yaptığı gibi kolonyalı pamuğu bacağına bastırırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anneannem yıllarca dedemin o pamuklarını Güneş'te kurutup kurutup bir kavanozda biriktirmiş ve dedem öldükten sonra o pamukları bir yastığa doldurmuş. İşte atamadığımız pamukların hikâyesini o gün öğrendik. "Onlar dedenin pamukları" dediğinde anlamamıştık ilk önce ama sonradan işin aslını anlattı ve kendi adıma çok etkilendim. Hatta bir kısa film çekilir mi diye düşünürken oturup senaryosunu da yazdım ve "belki de hiçbir zaman çekilemeyecek filmler, yazılamayacak romanlar, hikâyeler" arşivime kaldırdım. Şimdi o arşivde, o pamuklar gibi çürüyüp gitmeyi bekliyor kâğıtlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok az insanla paylaşmıştım bu pamuk hikâyesini, şimdi saçma gelen bir "aman kimse duymasın da benden önce biri yazmaya, çekmeye kalkmasın" düşüncesi nedeniyle. Daha fazla saklamanın gereği kalmadı. Belki günün birinde, arlanmaz uslanmaz tembelliğimizden sıyrılırsak tarihe not düşmek adına yazıdan öteye geçiririz bu hikâyeyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anneannemin lakabı 'Nazlı'ydı. Tanımadığım uzak akrabalar arayıp da 'Nazlı'yı sorduğunda ve "yanlış numara" dediğim günlerde öğrenmiştim lakabını; aslında hiç de yanlış numara olmadığını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cuma günü, her sabah yaptığı gibi işe gidenlerin arkasından el sallayıp hayır dualarını eksik etmemiş Nazlı. Sonra her zamanki koltuğuna oturup yemeğini yemiş. Sonra da gözleri kapanmış Nazlı'nın. Oturduğu yerde uyuyakalmış ve bir daha uyanmamış.&amp;nbsp;80 yaşında, çok az kişiye gösterdiği o hâlâ beline gelen ama iyice seyrekleşen pamuk saçlarıyla kocasının yanında uyuyor artık Nazlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acılar paylaştıkça azalıyor, sonuçta her ölüm erken ölümmüş...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-2680059721092477715?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/2680059721092477715/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/08/nazl.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/2680059721092477715'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/2680059721092477715'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/08/nazl.html' title='Nazlı'/><author><name>Ara Nubaryan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11381583684201697219</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-qhuWvmK14g8/TkhG9leJUQI/AAAAAAAAAlM/ImjavWFZZPs/s72-c/ara+nubaryan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-6289270913730276477</id><published>2011-08-10T17:12:00.001+03:00</published><updated>2011-10-26T10:55:12.162+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ara Nubaryan'/><title type='text'>Yanlış yerden vurmak</title><content type='html'>Her şey &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&amp;amp;Date=10.8.2011&amp;amp;ArticleID=1059425&amp;amp;CategoryID=41"&gt;Sezyum'un 10 Ağustos tarihli Radikal Hayat'taki yazısının son paragrafıyla&lt;/a&gt; başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ardından olay büyüdü. Portallar peşpeşe haberi gördü, twitter'da herkes mevzudan bahseder oldu ama sorunlu bir şekilde. Bana Sezyum'un yaklaşımı da sorunlu geldi. Yanlış anlaşıldıysa ya da derdini doğru ifade edemediyse sorun onu yanlış anlayanlarda olmamalı sanırım. Sokakta 50 kuruş veren herkese satılan ulusal bir gazetede yazan ben değilim sonuçta. Ben halkım ve gazeteci / yazar kişisi ulusal bir gazetede yazıyorsa halkın anlayacağı dilde yazmalı, en azından o dile yaklaşmalı diye düşünüyorum; sonrasında yanlış anlaşıldım dememek için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Ns75K_5tHOI/TkKRXNXXvgI/AAAAAAAAAlI/-AXR2yfSGcg/s1600/ara+nubaryan.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-Ns75K_5tHOI/TkKRXNXXvgI/AAAAAAAAAlI/-AXR2yfSGcg/s320/ara+nubaryan.jpg" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;Yazıda, "Adile Naşit'in o haline bakıp içinde kötü duygular uyanan insan zaten kötüdür" diye bir cümle geçiyor. Buradaki "kötü duygular"dan kasıt nedir? Adile Naşit'ten tahrik olmak kötü müdür bunu tartışalım. Tahrik olmak kötü müdür bunu da tartışalım. Sevgilimizin yaptığı küçük oyunlar, cilveler sonucu tahrik olmak da bu durumda kötü mü oluyor diye aklıma geldi hemen mesela. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de işin şu boyutu var: "Yuh artık, Adile Naşit'ten de tahrik olunur mu?" yaklaşımı, yarın TRT'nin olası bir Angeline Jolie sansürünü meşrulaştırmaz mı? (Güzellikten ne anladığımıza ve işin göreceliliği boyutuna hiç girmiyorum bile)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinselliğe bakış, mal-meta mevzularına doğru yazı evrilecek gibi. O yüzden hemen önünü keserek, son söz olarak şunu demek isterim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamamdaki Adile Naşit'ten de tahrik olunur, Münir Özkul'dan da ve hatta Monica Bellucci yüzünden ölmek de ayıp değil. Tartışılması, ses çıkarılması ve sokağa çıkılması gereken asıl mesele sansürcü yasakçı zihniyetin kendisidir. Neyin ya da kimin yasaklandığı değil.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-6289270913730276477?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/6289270913730276477/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/08/yanls-yerden-vurmak.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/6289270913730276477'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/6289270913730276477'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/08/yanls-yerden-vurmak.html' title='Yanlış yerden vurmak'/><author><name>Ara Nubaryan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11381583684201697219</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-Ns75K_5tHOI/TkKRXNXXvgI/AAAAAAAAAlI/-AXR2yfSGcg/s72-c/ara+nubaryan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-3055782810044687398</id><published>2011-08-04T18:09:00.001+03:00</published><updated>2011-10-26T10:54:59.039+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ara Nubaryan'/><title type='text'>Adalılar 'kapalı'da</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-XxONTGwwgPc/Tjq10RWp86I/AAAAAAAAAlE/hM1nnKVm6fA/s1600/ara+nubaryan.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="361" src="http://3.bp.blogspot.com/-XxONTGwwgPc/Tjq10RWp86I/AAAAAAAAAlE/hM1nnKVm6fA/s400/ara+nubaryan.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Belki 50 belki 60 senelik bir fotoğraf. İnönü Stadı'nın kapalı tribününden. Günümüz tabiriyle Çarşı'nın kalbinden. Takım elbiseli, fötr şapkalı, pardesülü taraftar profilinden önce, iki pankarta dikkatinizi çekiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf, belestepe.blogspot'tan alındı. Amigo Şeref'in arşivinden olduğu sanılıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-3055782810044687398?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/3055782810044687398/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/08/adallar-kapalda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/3055782810044687398'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/3055782810044687398'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/08/adallar-kapalda.html' title='Adalılar &apos;kapalı&apos;da'/><author><name>Ara Nubaryan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11381583684201697219</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-XxONTGwwgPc/Tjq10RWp86I/AAAAAAAAAlE/hM1nnKVm6fA/s72-c/ara+nubaryan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-9057954982222215614</id><published>2011-08-02T16:06:00.003+03:00</published><updated>2011-10-26T10:54:48.171+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asim TOT'/><title type='text'>Suriyeli isyancılar, Esat'ı protesto ettiler...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-T-dXE7iuXyQ/Tjf2jYMa84I/AAAAAAAAAFc/Sq8f4zjOLto/s1600/suriye.jpeg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5636244546327868290" src="http://1.bp.blogspot.com/-T-dXE7iuXyQ/Tjf2jYMa84I/AAAAAAAAAFc/Sq8f4zjOLto/s320/suriye.jpeg" style="cursor: pointer; display: block; height: 224px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 509px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;Söylemeye gerek var mı bilmiyorum ama, hiç bir diktatörü desteklemiyor, onaylamıyorum elbette.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-9057954982222215614?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/9057954982222215614/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/08/suriyeli-isyanclar-esat-protesto.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/9057954982222215614'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/9057954982222215614'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/08/suriyeli-isyanclar-esat-protesto.html' title='Suriyeli isyancılar, Esat&apos;ı protesto ettiler...'/><author><name>Asim TOT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10506718960833683667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_O_6PCHKPn5Q/TH5Xf5Ij33I/AAAAAAAAAAM/4xVErVfNN7A/S220/asimtot.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-T-dXE7iuXyQ/Tjf2jYMa84I/AAAAAAAAAFc/Sq8f4zjOLto/s72-c/suriye.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-8931521555231104986</id><published>2011-08-01T13:28:00.004+03:00</published><updated>2011-10-26T10:54:37.189+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mpoulout Shirubabr'/><title type='text'>Ne mutlu...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-WIzSgr7aotM/TkJef3D1AKI/AAAAAAAAAFI/Mo3Mj-8Lpz0/s1600/205535_10150169645417737_628537736_6942553_4086842_n.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5639173584870244514" src="http://1.bp.blogspot.com/-WIzSgr7aotM/TkJef3D1AKI/AAAAAAAAAFI/Mo3Mj-8Lpz0/s400/205535_10150169645417737_628537736_6942553_4086842_n.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 266px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 400px;" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;Aziz ve necip Nergis çiçekleri, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birlik ve beraberliğe muhtaç olduğumuz şu günlerde, bildiğiniz gibi topraklarımız, sularımız ve gübrelerimiz üzerinde türlü oyunlar oynanıyor. Örneğin, komşumuz çiğdemistan bildiğiniz gibi yıllardır kendisini nergis kompleksinden kurtaramamış bir ülke. Bizi içten yıkmak için her türlü imkanı devreye sokuyor. &lt;br /&gt;Topraklarımızın bir kısmında büyük sümbülistan ve büyük laleyistan kurma çabaları devam ederken bizi içimizden vurmaya kalkanlar da var. Misal krem rengi nergisler, turuncubaş nergisler var. Bunun gibi iç-mihraklara prim vermememiz gereklidir değerli nergisler. &lt;br /&gt;Öte yandan, yıllardır girmeye çalıştığımız Papatyagiller Birliği aslında bir çift çenekliler birliğidir. Kapalı tohumdur. Dikotildir. Ezelden beri nergis düşmanıdır. Taa Nergis Sultan Han'ın papatya diyarının kapılarını zorladığından beri nergis üstüne kinleri dinmemiştir. Dinmeyecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birlik ve beraberliğe muhtaç... He, bunu zaten dediydim. Ne diyodum? Hah, böyle hep ip gibi dizilin, birbirinize benzememezlik etmeyin, efendi olun, adam olun lan! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne mutlu nergisim diyene! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulu önder ve Nergizm kurucusu &lt;br /&gt;Nergiscan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-8931521555231104986?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/8931521555231104986/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/08/ne-mutlu.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/8931521555231104986'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/8931521555231104986'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/08/ne-mutlu.html' title='Ne mutlu...'/><author><name>Mpoulout Shirubabr</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15468741755717943684</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-WIzSgr7aotM/TkJef3D1AKI/AAAAAAAAAFI/Mo3Mj-8Lpz0/s72-c/205535_10150169645417737_628537736_6942553_4086842_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-1153203561778353941</id><published>2011-07-29T11:12:00.003+03:00</published><updated>2011-10-26T10:54:23.874+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ara Nubaryan'/><title type='text'>Seyrantepe'den</title><content type='html'>&lt;title&gt;&lt;/title&gt;   &lt;style type="text/css"&gt;p.p1 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica}p.p2 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica; min-height: 14.0px}&lt;/style&gt;   &lt;br /&gt;&lt;div class="p1"&gt;Deplasman tribünü ziyaretlerimiz devam ediyor. Bu seferki durağımız Seyrantepe oldu. Kimileri için Aslantepe, kimilerine hala Ali Sami Yen ama kimseye göre Türk Telekom Arena olmayan staddaydık Sava ile.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="p2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="p1"&gt;Türkiye'nin toplu taşıma ile en rahat ve kolay ulaşılan stadyumlarından biri olması zaten en başından, o hep kullanmak için uğraştığımız 'Avrupai' sfatını yakıştırmamıza neden oldu. Metrodan çıkar çıkmaz karşınızda kocaman bir spor kompelksi. Avrupa stadlarını gezdiğimden ya da çok iyi bildiğimden değil ama yine de bir Londra'daymış havasına girdim.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="p2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-right: 1em; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-rSFGeZ4hSOM/TjJq0VmMqaI/AAAAAAAAAlA/Z7WfbBRHOVo/s1600/gs-liverpool+%252826%2529.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="133" src="http://3.bp.blogspot.com/-rSFGeZ4hSOM/TjJq0VmMqaI/AAAAAAAAAlA/Z7WfbBRHOVo/s200/gs-liverpool+%252826%2529.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: left;"&gt;&lt;b&gt;Fotoğraf: AA&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="p1"&gt;Girişin de çıkışın da çok kolay olduğu stadın rötüşları daha yapılmadığı için bazı anlarda inşaatı yeni bitmiş ama henüz boyanmamış bir evin ilk oturanı gibi hissettim kendimi ama bunda sahaya çıkan iki takımın taraftarı olmamamın da etkisi olabilir. Maç başlamadan kendinden geçen Galatasaraylıları gördükçe ve hiçbir şey hissetmediğim ayrımına vardıkça bunu daha da iyi anladım.&lt;/div&gt;&lt;div class="p2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="p1"&gt;Yine de yeni bir stad görmek ve tam olarak as kadroyla gelmemiş olsa da Liverpool'u canlı izlemek keyifliydi. Tarihe tanıklık eden adam olmak gibi bir takıntım vardır. Kuruçeşme'de Kylie Minogue konserine, Teşivikiye'de Sıdıka Su cenazesine gitmem de biraz bu takıntıdan işte. Dün gece de bir tarihe tanıklık ettiğim için mutluyum. O maçı yerinde seyredenlerden biri miydim? Evet, öyleydim.&lt;/div&gt;&lt;div class="p2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="p1"&gt;Son olarak, gerek beni davet edene jest olur diye düşündüğüm için gerekse de maça turist gibi gitmeleri sevmediğim için (GS'li Sava turist gibiydi bu arada) sırtımda her zamanki gibi ev sahibi takımın forması vardı. Gocunmam ben böyle şeylerden. Maç çıkışı taksici "kazandınız mı" diye sorduğunda ama; sırtımdaki GS formasıyla "ben Galatasaraylı değilim ilk önce bunu belirteyim. Sorunuza gelirsek, evet Galatasaray kazandı", dedim, derim. Karşımdaki, tanımadığım bir taksici bile olsa bu açıklamayı yapma ihtiyacı duyarım, illa ki.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-1153203561778353941?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/1153203561778353941/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/07/seyrantepeden.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/1153203561778353941'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/1153203561778353941'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/07/seyrantepeden.html' title='Seyrantepe&apos;den'/><author><name>Ara Nubaryan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11381583684201697219</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-rSFGeZ4hSOM/TjJq0VmMqaI/AAAAAAAAAlA/Z7WfbBRHOVo/s72-c/gs-liverpool+%252826%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-8916190709975154000</id><published>2011-07-28T17:16:00.003+03:00</published><updated>2011-10-26T10:54:12.803+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Machu Picchu'/><title type='text'>Yunusları kim sevmez?</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-vASedyL3sow/TjFvlhxjNkI/AAAAAAAAABo/IA3JioSyL0s/s1600/5942.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5634407299329242690" src="http://1.bp.blogspot.com/-vASedyL3sow/TjFvlhxjNkI/AAAAAAAAABo/IA3JioSyL0s/s320/5942.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 217px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Yunus parklarında gülümsediğini sandığınız canlılar;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul style="margin: 0.5em 0px 1em; padding: 0px;"&gt;&lt;li style="background-color: transparent; background-image: url(&amp;quot;http://www.yunuslaraozgurluk.com/themes/danland/images/menu-leaf.gif&amp;quot;); background-position: 1px 0.35em; background-repeat: no-repeat no-repeat; list-style-image: none; list-style-type: none; margin: 0.15em 0px 0.15em 36pt; padding: 0px 0px 0.2em 1.5em;"&gt;Denizlerde travmatik şekillerde yakalanan,&lt;/li&gt;&lt;li style="background-color: transparent; background-image: url(&amp;quot;http://www.yunuslaraozgurluk.com/themes/danland/images/menu-leaf.gif&amp;quot;); background-position: 1px 0.35em; background-repeat: no-repeat no-repeat; list-style-image: none; list-style-type: none; margin: 0.15em 0px 0.15em 36pt; padding: 0px 0px 0.2em 1.5em;"&gt;Daha birçoğu yakalanma aşamasında telef olan,&lt;/li&gt;&lt;li style="background-color: transparent; background-image: url(&amp;quot;http://www.yunuslaraozgurluk.com/themes/danland/images/menu-leaf.gif&amp;quot;); background-position: 1px 0.35em; background-repeat: no-repeat no-repeat; list-style-image: none; list-style-type: none; margin: 0.15em 0px 0.15em 36pt; padding: 0px 0px 0.2em 1.5em;"&gt;Tırların, tankerlerin içinde yolculuk eden,&lt;/li&gt;&lt;li style="background-color: transparent; background-image: url(&amp;quot;http://www.yunuslaraozgurluk.com/themes/danland/images/menu-leaf.gif&amp;quot;); background-position: 1px 0.35em; background-repeat: no-repeat no-repeat; list-style-image: none; list-style-type: none; margin: 0.15em 0px 0.15em 36pt; padding: 0px 0px 0.2em 1.5em;"&gt;Gümrüklerde saatlerce, günlerce bekleyen,&lt;/li&gt;&lt;li style="background-color: transparent; background-image: url(&amp;quot;http://www.yunuslaraozgurluk.com/themes/danland/images/menu-leaf.gif&amp;quot;); background-position: 1px 0.35em; background-repeat: no-repeat no-repeat; list-style-image: none; list-style-type: none; margin: 0.15em 0px 0.15em 36pt; padding: 0px 0px 0.2em 1.5em;"&gt;Havuzlarda ölü balık yemeye mecbur edilen,&lt;/li&gt;&lt;li style="background-color: transparent; background-image: url(&amp;quot;http://www.yunuslaraozgurluk.com/themes/danland/images/menu-leaf.gif&amp;quot;); background-position: 1px 0.35em; background-repeat: no-repeat no-repeat; list-style-image: none; list-style-type: none; margin: 0.15em 0px 0.15em 36pt; padding: 0px 0px 0.2em 1.5em;"&gt;Bir parça balık için taklalar atmaya zorlanan,&lt;/li&gt;&lt;li style="background-color: transparent; background-image: url(&amp;quot;http://www.yunuslaraozgurluk.com/themes/danland/images/menu-leaf.gif&amp;quot;); background-position: 1px 0.35em; background-repeat: no-repeat no-repeat; list-style-image: none; list-style-type: none; margin: 0.15em 0px 0.15em 36pt; padding: 0px 0px 0.2em 1.5em;"&gt;Beton havuzların içinde delirmemek için kendi sonar'ını kapatarak "kör olan",&lt;/li&gt;&lt;li style="background-color: transparent; background-image: url(&amp;quot;http://www.yunuslaraozgurluk.com/themes/danland/images/menu-leaf.gif&amp;quot;); background-position: 1px 0.35em; background-repeat: no-repeat no-repeat; list-style-image: none; list-style-type: none; margin: 0.15em 0px 0.15em 36pt; padding: 0px 0px 0.2em 1.5em;"&gt;Stresten her biri ülser hastası olan,&lt;/li&gt;&lt;li style="background-color: transparent; background-image: url(&amp;quot;http://www.yunuslaraozgurluk.com/themes/danland/images/menu-leaf.gif&amp;quot;); background-position: 1px 0.35em; background-repeat: no-repeat no-repeat; list-style-image: none; list-style-type: none; margin: 0.15em 0px 0.15em 36pt; padding: 0px 0px 0.2em 1.5em;"&gt;Ölü balıkların içinde antidepresan ve mide ilaçları yutturulan,&lt;/li&gt;&lt;li style="background-color: transparent; background-image: url(&amp;quot;http://www.yunuslaraozgurluk.com/themes/danland/images/menu-leaf.gif&amp;quot;); background-position: 1px 0.35em; background-repeat: no-repeat no-repeat; list-style-image: none; list-style-type: none; margin: 0.15em 0px 0.15em 36pt; padding: 0px 0px 0.2em 1.5em;"&gt;Gösteri havuzlarındaki yüksek sesli müzikten zarar gören,&lt;/li&gt;&lt;li style="background-color: transparent; background-image: url(&amp;quot;http://www.yunuslaraozgurluk.com/themes/danland/images/menu-leaf.gif&amp;quot;); background-position: 1px 0.35em; background-repeat: no-repeat no-repeat; list-style-image: none; list-style-type: none; margin: 0.15em 0px 0.15em 36pt; padding: 0px 0px 0.2em 1.5em;"&gt;45 yıllık ömürleri ortalama en fazla 5 yıla inen,&lt;/li&gt;&lt;li style="background-color: transparent; background-image: url(&amp;quot;http://www.yunuslaraozgurluk.com/themes/danland/images/menu-leaf.gif&amp;quot;); background-position: 1px 0.35em; background-repeat: no-repeat no-repeat; list-style-image: none; list-style-type: none; margin: 0.15em 0px 0.15em 36pt; padding: 0px 0px 0.2em 1.5em;"&gt;“Yunus terapisi” adı altında umut tacirliğine alet edilen,&lt;/li&gt;&lt;li style="background-color: transparent; background-image: url(&amp;quot;http://www.yunuslaraozgurluk.com/themes/danland/images/menu-leaf.gif&amp;quot;); background-position: 1px 0.35em; background-repeat: no-repeat no-repeat; list-style-image: none; list-style-type: none; margin: 0.15em 0px 0.15em 36pt; padding: 0px 0px 0.2em 1.5em;"&gt;Üstün zekalarının getirdiği farkındalık yüzünden ruhen büyük acılar çeken,&lt;/li&gt;&lt;li style="background-color: transparent; background-image: url(&amp;quot;http://www.yunuslaraozgurluk.com/themes/danland/images/menu-leaf.gif&amp;quot;); background-position: 1px 0.35em; background-repeat: no-repeat no-repeat; list-style-image: none; list-style-type: none; margin: 0.15em 0px 0.15em 36pt; padding: 0px 0px 0.2em 1.5em;"&gt;Havuzlarda çoğunlukla ölü yavrular doğuran,&lt;/li&gt;&lt;li style="background-color: transparent; background-image: url(&amp;quot;http://www.yunuslaraozgurluk.com/themes/danland/images/menu-leaf.gif&amp;quot;); background-position: 1px 0.35em; background-repeat: no-repeat no-repeat; list-style-image: none; list-style-type: none; margin: 0.15em 0px 0.15em 36pt; padding: 0px 0px 0.2em 1.5em;"&gt;Nihayetinde pek çoğu intihar eden&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="margin-left: 36pt;"&gt;&lt;strong&gt;tutsaklardır.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="margin-left: 36pt;"&gt;&lt;strong&gt;Lütfen yunus parklarına gitmeyin. Bu insanlık suçuna destek vermeyin.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;            Alıntı:         &lt;a href="http://www.yunuslaraozgurluk.com/yunus_gercekler"&gt;http://www.yunuslaraozgurluk.com/yunus_gercekler&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;&lt;div style="margin-left: 36pt;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-8916190709975154000?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/8916190709975154000/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/07/yunuslar-kim-sevmez.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/8916190709975154000'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/8916190709975154000'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/07/yunuslar-kim-sevmez.html' title='Yunusları kim sevmez?'/><author><name>Machu Picchu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16857522173319437683</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-vASedyL3sow/TjFvlhxjNkI/AAAAAAAAABo/IA3JioSyL0s/s72-c/5942.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-6352062722429969036</id><published>2011-07-26T15:56:00.003+03:00</published><updated>2011-10-26T10:53:58.959+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Machu Picchu'/><title type='text'>b2b</title><content type='html'>Hıncal buralara uğramaz zaten...&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/%3Ciframe%20width=%22560%22%20height=%22349%22%20src=%22http://www.youtube.com/embed/TJAfLE39ZZ8%22%20frameborder=%220%22%20allowfullscreen%3E%3C/iframe%3E"&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="349" src="http://www.youtube.com/embed/TJAfLE39ZZ8" width="560"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-6352062722429969036?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/6352062722429969036/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/07/b2b.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/6352062722429969036'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/6352062722429969036'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/07/b2b.html' title='b2b'/><author><name>Machu Picchu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16857522173319437683</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/TJAfLE39ZZ8/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-5567678591359417044</id><published>2011-07-26T12:53:00.001+03:00</published><updated>2011-10-26T10:53:46.168+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ara Nubaryan'/><title type='text'>Güzel Haris</title><content type='html'>&lt;title&gt;&lt;/title&gt;   &lt;style type="text/css"&gt;p.p1 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica}p.p2 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Helvetica; min-height: 14.0px}&lt;/style&gt;   &lt;br /&gt;&lt;div class="p1"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-MKXO8Z8Z6Iw/Ti6OQqaZbGI/AAAAAAAAAk0/t1XwJbYf_jI/s1600/16.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-MKXO8Z8Z6Iw/Ti6OQqaZbGI/AAAAAAAAAk0/t1XwJbYf_jI/s320/16.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;Bilenler bilir, evimizin balkonunda rembetiko ve renkli ampuller eksik olmaz. Evimizdeki her balkon buluşması mutlaka rembetikoyla başlar, kuliste Müzeyyen Senar hazırlanırken.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="p2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="p1"&gt;Yeni bir hayat ve aile kurma çalışmaları nedeniyle bir süredir ihmal ettiğimiz güzel müziklerle dün gece nihayet buluştuk. Anneme doğum günü hediyesi oldu Harbiye'de Haris Alexiou'yu canlı canlı dinlemek. Bize de "renkli ampulleri unutma" mesajı olsun.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="p2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="p1"&gt;Haris Abla'mız yine çok güzeldi. İçi güzel, kendi güzel, sesi güzeldi. Kimine göre arkasındki erkek egemen orkestraya tek bir el hareketiyle hükmedebilen, 'hükümet gibi kadın'dı, kimine göre 1960'ların Heybeliada'sında komşumuz Pope'nin evinden yükselen radyo sesiydi. Güzeldi Haris Abla'mız her zamanki gibi.&lt;/div&gt;&lt;div class="p2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="p1"&gt;Konserin ikinci bölümünde birkaç şarkıyla ona eşlik eden Candan Erçetin'in iki günlük Harbiye yorgunluğu kendini fazlasıyla belli etse de gecenin hoş bir ayrıntısı olarak hatırlanacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div class="p2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="p1"&gt;Anneme böyle bir doğum günü hediyesi vermeyi akıl eden Sava Sıpataktikis'e teşekkürü borç bilirim. Sayesinde biz de nasiplendik bu güzellikten. Bir sonraki Haris buluşmasının Atina'da olması dileğiyle.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-5567678591359417044?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/5567678591359417044/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/07/guzel-haris.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/5567678591359417044'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/5567678591359417044'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/07/guzel-haris.html' title='Güzel Haris'/><author><name>Ara Nubaryan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11381583684201697219</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-MKXO8Z8Z6Iw/Ti6OQqaZbGI/AAAAAAAAAk0/t1XwJbYf_jI/s72-c/16.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-6536810578259055953</id><published>2011-07-24T10:54:00.004+03:00</published><updated>2011-10-26T10:53:31.795+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Machu Picchu'/><title type='text'>28</title><content type='html'>&lt;div&gt;Kapıyı yavaşça çekip çıktım. Bu kaçıncı pazar sabahı acaba kapıyı yavaşça çekip çıktığım? Üff hava yine buz gibi, eldivenin tekini de kaybettim, donacak elim. Matematikçinin verdiği testi çözmedim, dudak bükecek, uyuz edecek yine, sinir oluyorum o karıya. Mat- mat- fizik - fizik - biyoloji - edb - edb. Ay çekilmez! Güneş yine erken mi gelir acaba bugün de? Hızlı hızlı yürüyeyim de sınıfa çıkmadan yakalayayım. Sınıfa girdikten sonra çıkmak zor oluyo. Ulan bir ay kaldı be ÖSS'ye. Kazanamazsam? Yok daha neler, sırf sözelle götürürüm ben be! Götürürüm tabi ya. Güneş'i kapıp çıkayım, Kuğulu'ya doğru yürüyelim yine. Ankara ne güzel oluyo ya pazar sabahları. Bulvar bile boomboş. Bir biz, bir de Kızılay'a bin atlı akınlarda çocuklar gibi şen akın eden Harp Okullu salaklar. Geçen hafta arkasından "ıspanaklı yumurta" diye bağırdığım salağa yine rastlar mıyız acep? Bozuk para attı kafama geri zekâlı. Salmasın bunları şehre Harp Okulu ya... Serpil 110 net yapıyomuş, ben 70'lerde geziyorum. Aman yeter ya, alt tarafı ÖSS. Ankaraaaa niye böyle soğuksun yaa, dondum. Kurtulacam senden az kaldı. beş senecik daha. Basın Yayın biter bitmez ver elini İstanbul. Güneş çıkmasa bari sınıfa. Kuğulu'da çay/poğaça yapalım. İlk dört derse girmeyelim de edebiyatlara dönelim. Aman ya da boşver hep bildiğim konular zaten. Sinan'ın kağıdı gelmiş, Siyasal'da girecekmiş. Ben nerede giricem acaba? Uzak bir okul olmasa bari. Basın Yayın'da girsem ne kıyak olur be. Dershane iyi ki karne marne vermiyor, sıçmıştım yoksa. Üçte iki devamsızlık. Çüş derler adama. Fizikten  de kesin yine Eylül'e kalacam. Öfff. Geçen sene kurulda geçirdiler, bu sene de geçirirler herhalde. Basın Yayın'ı kazandım diye ağlarım hocalara. Kazanamazsam??? Kuğulu'yu boşverip sinemaya mı gitsek ki, hava çok soğuk. Ulan ilk seans tee 11'de...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Kapıyı yavaş çek" dedim yüz kere, bak yine güm diye vurdu çıktı. Gece kaçtı geldiği bunun? İkiyi geçmişti kesin. O kafayla dersaneye gidecek de paşam ders dinleyecek. Oof of, bir şey de söyleyemiyorum. "Aman oğlum" desem, hemen horozlanmalar, "ben kendimi bilmiyorum mu"lar, "bana güvenmiyor musun"lar. Millet günde 300 - 500 soru çözüyormuş, 50 tane çözse göbek atacam valla. Uyuyamam artık, kalkıp kahve yapayım. Sigara da azalmıştı geceden, çıkıp alayım bari. Hiç olmazsa dershaneye düzenli gidiyor, ama yeter mi ki, yetmez ya..! Ah yavrum kendi geleceğin, azıcık kaygılan ya. "Kazanırım, kazanırım" demek kolay. İki milyon çocukla yarışacaksın, of! Çamaşır koysam makineye çok mu erken? Sıkarken çok ses çıkarıyor, pazar pazar komşuları zıplatmayayım. Laf da söylenmiyor, diklenecek, hırlaşacağız diye susuyorum. Kaldı şurada bir ay sınava. O ince yağmurlukla mı çıktı acaba yine? İstanbul'un göğü delindi valla bu kış, yağ yağ bitmedi. Ha bir de "İstanbul dışında okumak istiyorum" muhabbeti çıktı. İstanbul'da okumayacakmış paşam. Ulan sanki kazandın da Ankara'yı, İzmir'i. Hem hiç sorgu sual de yok, para var mı, gidebilir miyim oralara? Aman kazansın da, o zaman düşünürüz. Ben de Ankara'da okumak istememiştim ama, "para yok" dedi bizimkiler, oturdum kıçımın üstüne. Dün gece eve geldi ikide, uyuması üçü bulmuştur. Hukuk istiyorum diye tutturdu. Öyle kolay mı hukuk kazanmak. Hem gez o konser senin bu bilmemne benim, hem de hukuk kazan. Hiç mi düşünmüyor bu çocuk, ay deli çıkacam. "Bizim zamanımız gibi değil oğlum" diyorum, "çok zorlaştı artık." "Sizin zamanınızın beş katı kontenjan var anacım, merak etme sen" diyor. Her şeye bi cevabı var maaşallah. Ama ben yaptım bunu böyle, özgüveni yüksek olsun, öyle olsun, böyle olsun dedim. Al sana hurma muhabbeti. Yağmur da ne güzel yağıyor, çıkmasam mı yataktan acaba, sigara da az kaldı zaten... Uykusuz gitti dershaneye, deneme meneme yoktur inşallah.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çocukları sınava hazırlanan ana-babaların durumlarının çoğu zaman çocuklarından çok daha travmatik olduğu söyleniyor. Biricik yavruları için taşıdıkları gelecek kaygısı etkenlerin en başındaymış. Bu kaygıyı çocuklarına yansıtmamaya çalışmanın baskısı da var tabii ki. Sınavı kendileri kadar önemsemediklerini düşündükleri evlatlarını iyi yetiştiremedikleri, sorumluluk duygusu vemedikleri endişesi, suçluluk duygusu da cabası.   &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Benim travmamın ana etkeni ise kısacık bir görüntüyü beynimin derinlerine, daha da derinlerine itme çabası: ne zaman oğluma baksam kafamın içinde looplayıp duran, buz gibi Ankara sabahının bomboş caddelerinde Harp Okulu öğrencilerine ıspanaklı yumurtaaaa diye bağırıp kıkırdayan liseli kızın 10 saniyelik siyah beyaz görüntüsünü...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-6536810578259055953?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/6536810578259055953/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/07/28.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/6536810578259055953'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/6536810578259055953'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/07/28.html' title='28'/><author><name>Machu Picchu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16857522173319437683</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-2987940079589377970</id><published>2011-07-21T13:40:00.001+03:00</published><updated>2011-10-26T10:53:18.514+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mpoulout Shirubabr'/><title type='text'>Akıl akıl, gel skime takıl: Seyr-i Sülûk ve bedenin gerçekleri idrak hızının aklınkine nal toplattırması</title><content type='html'>&lt;div&gt;Kendi bedenimize, yani beynimize, beş duyumuza, kas ve sinirle bağlanmış her organımıza tamamen biz mi hakimiz? Ne yapmayı dilersek, onu yapabiliyoruz gibi geliyor, ama en basitinden iç organlarımıza "bana mısın", diyemiyoruz. Çoğu zaman el ve kol marifetini 'bedene hakim olmak' ile özdeşleştiriyoruz. Oysa bana, bedenimizin içindeyiz ama ona dahil çok az şeye hükmedebiliyoruz gibi geliyor. Bunu öteki uca çekersek, herhangi bir hayvanın veya bitkinin "düşünmeden" yaşadığını düşünüyoruz ya, bunca mahlukattan farkımız belki bir arpa boyu ilerisi. Onlar nefis, idrak veya fikirden bi-haber, el yordamıyla yaşıyorlar. Güya, biz de kısıtlı düşünme ve hesaplama yeteneğimiz ve el becerimizle nispeten "üstün" ve "hakim" olduğumuzu sanıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tasavvufta Seyr-i Sülûk (yola bağlananın yolculuğu) denen kavram türlü aşamalarla bu yola giren çıkanlar tarafından yorumlanmış, üç aşağı beş yukarı bir sistematiğe bağlanmış. Lakin bu yola dair meşhur ve sade bir hisse var ki, o da insanın kendinden çıkıp yine kendine dönmesi fenomeni olarak sabittir. Yani aslında bu, yola girmeden evvel hayatta bilerek ve bilmeyerek yapılan eylemlerin ve idrak edilmeden ama algıda yer eden bir çok şeyin aslında ta en başından beri "manalı" olduğu önermesidir. Diğer bir deyişle, kişinin isteği ve idrakı dışında bunlara yönelmesi ve onrasında gerçekleşen şey ise düşünsel egzersizlerle insanın kendi eylemlerini kavramsallaştırması, ve kendi karakterini çözmek adına eylemlerindeki nedensellikleri belli bir tutarlıkla yerlerine oturtabilmesi. Bu bana bedenimizin akıldan kat kat üstün bir hızla yolunu bulduğunu ve diğer canlılardan bizi üstün kıldığı öğretilen aklın henüz bedenimiz kadar güzel evrilemediğini düşündürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-aek2Q3g4DEA/Tbqm1jXqDeI/AAAAAAAAABk/x3NLDgfG_m0/s1600/dervis-askerlik.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5600972525546376674" src="http://1.bp.blogspot.com/-gRJx00jwhCA/TbqoBZID5BI/AAAAAAAAABs/5zGcSB5GH-U/s320/dervis-askerlik.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 246px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İnsan, hayatının bir döneminde cümle âlemin bilip de bir tek kendinin bilmediği sırlarla dolu bir şekilde yaşayabilir. Elbette ki bu kendisine zarar verebilecek bir şey olduğu için etrafındakiler tarafından gizlenmiştir. Ama susmak, konuşmamak bunu iyi değil kötüye sürükler. Sevgilisi boynuzlamıştır mesela, aylar-yıllar böyle ve usul usul boka sararak geçebilir. Akla kendimiz veya eş-dost gelmiyorsa, &lt;em&gt;Mustafa Hakkında Her Şey&lt;/em&gt; filmini hatırlamak, mümkün değilse izlemek işe yarayabilir. Kanser de olmuş olabilir bu kişi, belki tüm yakınları biliyordur bir tek o bilmiyordur, uzatılabilir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lakin sırların, ortaya çıkmak gibi pis bir huyu vardır. Ve an gelir, 'şüphe' denen üstünde durulmadık o minik minik çatlaklar bir havadisle füzyon hızında birleşir ve deprem başlar. "Kafamda saniyede 20,000 kare geçiyor, durduyamıyorum." demişti, başına benzer bir şey gelen bir arkadaşım. Enine boyuna konuştukça bir yere varamıyorsun. Zaten, işte tam bu yüzden ilk duyduğunda tam bir şok etkisi oluyor, çünkü bedenin senin üstünde durup durup düşündüğünün bin misli bir hızla gerçeğin kıvılcımını yiyince alev gibi parlıyor ve aynı hızla yaşatıyor onu sana. Kısaca, aklın aciz kaldığı yere geliyoruz bu anlarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tür problemler yaşanırken bedenin yapamadığı ama akıl sayesinde kendimizi tedavi etmeye çalıştığımız şey elbette ki &lt;strong&gt;mizah&lt;/strong&gt;. Durumu geyiğe vurmak, ve kendimizi daha iyi hissetmek için aklın bize önemli yardımlarından biri olsa gerek. Tabi psikoloji haricinde bir şeyi değiştirdiği yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Sırrı Süreyya Önder, belli çevreler tarafından gayr-ı ahlakî sayılabilecek &lt;a href="http://www.google.co.uk/url?sa=t&amp;amp;source=web&amp;amp;cd=3&amp;amp;ved=0CDAQFjAC&amp;amp;url=http%3A%2F%2Fwww.radikal.com.tr%2FRadikal.aspx%3FaType%3DRadikalYazar%26Date%3D%26ArticleID%3D1045476&amp;amp;ei=Epm6TdD0HYP1sgapza3-BQ&amp;amp;usg=AFQjCNFU2SJmx4ylmvcYG8zJUJD_MZ7Wig"&gt;başlıkları &lt;/a&gt;Radikal'de (bir zamanlar) yazdığı için herkesin anlayacağı şekilde ama filtreli yazabilir. Ben başlığın o sahiciliğine dokunmak istemedim.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-2987940079589377970?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/2987940079589377970/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/07/akl-akl-gel-skime-takl-seyr-i-suluk-ve.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/2987940079589377970'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/2987940079589377970'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/07/akl-akl-gel-skime-takl-seyr-i-suluk-ve.html' title='Akıl akıl, gel skime takıl: Seyr-i Sülûk ve bedenin gerçekleri idrak hızının aklınkine nal toplattırması'/><author><name>Mpoulout Shirubabr</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15468741755717943684</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-gRJx00jwhCA/TbqoBZID5BI/AAAAAAAAABs/5zGcSB5GH-U/s72-c/dervis-askerlik.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-5025115513026744633</id><published>2011-07-14T10:19:00.001+03:00</published><updated>2011-10-26T10:53:05.539+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ara Nubaryan'/><title type='text'>Gazeteci avına son!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-OeyQjkPT0Mg/Th6YQn77YoI/AAAAAAAAAkw/j1dDBHVspTo/s1600/ara%2Bnubaryan.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-OeyQjkPT0Mg/Th6YQn77YoI/AAAAAAAAAkw/j1dDBHVspTo/s400/ara%2Bnubaryan.jpg" width="282" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-5025115513026744633?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/5025115513026744633/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/07/gazeteci-avna-son.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/5025115513026744633'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/5025115513026744633'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/07/gazeteci-avna-son.html' title='Gazeteci avına son!'/><author><name>Ara Nubaryan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11381583684201697219</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-OeyQjkPT0Mg/Th6YQn77YoI/AAAAAAAAAkw/j1dDBHVspTo/s72-c/ara%2Bnubaryan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-5207127144000571844</id><published>2011-07-12T11:25:00.003+03:00</published><updated>2011-10-26T10:52:51.201+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ara Nubaryan'/><title type='text'>Çırak aranıyor</title><content type='html'>&lt;title&gt;&lt;/title&gt;   &lt;style type="text/css"&gt;p.p1 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; line-height: 20.0px; font: 15.0px Trebuchet MS}p.p2 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; line-height: 20.0px; font: 15.0px Trebuchet MS; min-height: 17.0px}&lt;/style&gt;   &lt;br /&gt;&lt;div class="p1"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-TCWxf6IxrPY/ThwD9oxae5I/AAAAAAAAAko/OLzLX6dFlEg/s1600/ara+nubaryan.png" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-TCWxf6IxrPY/ThwD9oxae5I/AAAAAAAAAko/OLzLX6dFlEg/s320/ara+nubaryan.png" width="236" /&gt;&lt;/a&gt;Bir senesini Londra'da geçiren bir arkadaşımla buluştuk geçen gün. Gözlemlerini her zaman önemsediğim bir arkadaşımdır. Bana şöyle bir laf etmişti muhabbet sırasında:&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="p2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="p1"&gt;"Liverpool taraftarıymış falanmış filanmış hepsi yalan. İngiltere'de paran varsa taraftarsın, yoksa seni sallayan yok. 100 sterline (300 TL) forma alıp maça gitmezsen "sen niye geldin" der gibi bakıyor insanlar. (Hatta bunu soranlar bile olmuş) Stadın en kötü yerinden maç izlemek için ödemen gereken para bile orta halli bir insanı göçertecek cinsten."&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="p2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="p1"&gt;Radikal'den Eyüp Can, Fenerbahçe Asbaşkanı Abdullah Kiğılı ile telefonda görüşmüş son gelişmeler üzerine. Görüşmenin bir yerinde Kiğılı şöyle bir laf etmiş: "Son iki günde inanılmaz bir biçimde taraftarımız takımına sahip çıktı, satışlarımız %100 arttı."&lt;/div&gt;&lt;div class="p2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="p1"&gt;Türkiye'de de kulübe sahip çıkmak nihayet maddiyatla kriterlenir oldu. Yılların projesiydi sonuçta. Geceden stadın önünde yatan, 90 dakika tezahürat yapan taraftarın değil maçtan beş dakika önce stada gelip önünde Digitürk ekranı açık koltuğuna oturan taraftar makbul artık. Gollerden sonra bir de yeeeaaa diye bağırdı mı bitti bu iş.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="p2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="p1"&gt;Fenerbahçe en zengin 20 kulüp arasına girince üzülmüştüm benim takımımın halini düşününce. Bu sene eski açık kombinelerimiz 400'den 700 TL'ye çıkarıldı ve iki senedir süren maça gidememe orucumu üç seneye çıkardım şimdiden. Artık ben de sevinebilirim maçına gidemediğim, lisanslı formasını alamadığım takımımın dünya zengini olmasına?&lt;/div&gt;&lt;div class="p2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="p1"&gt;Peki takımımın adı şikeyle anıldığında hakkım olur mu hala iki kelam etmeye? Kapısından geçemediğim kulübün avukatlığını yapmaya ya da? Peki "Biz şikeciyiz ama kim şikeci değil ki" diye takımımın yaptığı şikeyi meşrulaştırma çabaları artık bana düşer mi usta?&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="p2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="p1"&gt;Peki&amp;nbsp;&lt;i&gt;sevda ne yana düşer usta,&amp;nbsp;hicran ne yana?&lt;/i&gt;&amp;nbsp;(&lt;b&gt;Refik Durbaş&lt;/b&gt;)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-5207127144000571844?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/5207127144000571844/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/07/crak-aranyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/5207127144000571844'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/5207127144000571844'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/07/crak-aranyor.html' title='Çırak aranıyor'/><author><name>Ara Nubaryan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11381583684201697219</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-TCWxf6IxrPY/ThwD9oxae5I/AAAAAAAAAko/OLzLX6dFlEg/s72-c/ara+nubaryan.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-1982808286530760118</id><published>2011-07-06T13:36:00.001+03:00</published><updated>2011-10-26T10:52:37.044+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Maria Puder'/><title type='text'>Yasak</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://1.gvt0.com/vi/GirpOf4Z4h0/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/GirpOf4Z4h0&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/GirpOf4Z4h0&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-1982808286530760118?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/1982808286530760118/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/07/yasak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/1982808286530760118'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/1982808286530760118'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/07/yasak.html' title='Yasak'/><author><name>Maria Puder</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05885026990263447820</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-20948749237060987</id><published>2011-07-05T10:36:00.006+03:00</published><updated>2011-10-26T10:52:21.891+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asim TOT'/><title type='text'>"Üzgün olmaktansa öfkeli olmayı yeğlerim..." - 4</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-gv9wxW0NGnI/ThLBBLrB7RI/AAAAAAAAAFU/qrnXI-jEgZY/s1600/um_wanted.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5625771110596472082" src="http://2.bp.blogspot.com/-gv9wxW0NGnI/ThLBBLrB7RI/AAAAAAAAAFU/qrnXI-jEgZY/s320/um_wanted.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 320px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 212px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span id="internal-source-marker_0.8153555353932746" style="background-color: transparent; color: black; font-family: Arial; font-size: 100%; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;Baader’in yakalandığını  öğrendiğinde çılgına dönen sevgilisi Gudrun Ensslin, bir an önce onun hapisten  kurtarılması gerektiğini söylüyordu. Kurtarma sözcüğü Ulrike üzerinde sihirli  bir etki yapmış ve yetiştirme yurtlarındaki gençlerin durumuyla ilgili bir kitap  yazma bahanesiyle Baader’le görüşmeye başlamıştı cezaevinde. Araştırma  yapılabilmesi için Baader şehir kütüphanesine götürülecek, orada yapılacak bir  şok baskınla kaçırılacaktı. Ulrike’nin o dönemde saygın bir gazeteci olması  nedeniyle cezaevi yönetimi ilk önce tereddüt etmesine rağmen, sonra buna izin  vermişti. Eylemin sonucunda, bir grup silahlı kütüphaneyi basıp Baader’i  kaçıracak ve Ulrike olaydan habersizmiş gibi şaşkınlık içinde kalacaktı  kütüphanede.  Ancak olaylar planlandığı gibi gelişmemiş, kütüphane görevlisi ve  polis memurları gelen militanlara direnmiş, silahlı çatışma olmuş ve ortalık  karışmıştı. Baader ve ekibi kütüphanenin camından atlayarak kaçmışlar, Ulrike  bir süre tereddüt ettikten sonra kaçmasına gerek olmamasına rağmen o da camdan  atlayıp, onlara katılmıştı. Ancak çantasını kütüphanede unuttuğundan artık o da  arananlar listesine girmişti. Bu olay onun hayatındaki kırılım  noktasıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: transparent; color: black; font-family: Arial; font-size: 100%; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;Ertesi  gün her yere yapıştırılan kırmızı ilanlarda “Aranıyor, 10.000DM ödül” yazıyordu.  Ulrike artık dönüşü olmayan bir yola girdiğinin farkındaydı ve çocuklarını  emniyetli bir yere göndermeliydi. Eski eşi Röhl’ün çocuklarını almasını  istemiyordu. Farklı yerlerde çeşitli sürelerde saklanan çocuklar sonunda   yanlarındaki üç kadın ile birlikte Fransa sınırını illegal yollardan geçerek ve  karlı bir dağ yolundan otomobille Sicilya’ya gelirler. Buradaki deprem  barakalarına yerleşirler, ancak barakada ne pencere vardı ne de yemek yapılacak  bir yer. Bu sorunları yaşayan sadece Ulrike’nin çocukları Bettina ve Regine  değildi. Aynı şekilde Gudrun Ensslin’de oğlu Felix’i bırakmış bir süre sonra  babası da intihar eden Felix peşpeşe bu iki travmayı yaşamıştı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: transparent; color: black; font-family: Arial; font-size: 100%; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;Polis  takibinin özellikle kendisi üzerinde yoğunlaşmış olması nedeniyle şaşkın olan  Ulrike, tanınmamak için uzun kahverengi saçlarını sarı bir peruk ile gizlemeyi  tercih etmişti. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: transparent; color: black; font-family: Arial; font-size: 11pt; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Baader’in  kütüphaneden olaylı bir şekilde kaçırılması bir çok sol gurup tarafından  eleştirilmişti. Eyleme ideolojik bir geçerlilik kazandırma görevi Ulrike’ye  kalmış ve o da bir kısmı daha sonra Der Spiegel dergisinde yayınlanan bir kaset  hazırlamıştı. Ulrike kasette entellektüel sola saldırıyor, teorik olarak neyin  önemli olduğunu kavramış olmalarına rağmen “hâlâ kaybedecek çok şeyleri” olması  nedeniyle bir türlü harekete geçemeyeceklerini söylüyordu. Baader’in  kurtarılması ile birlikte gerekli olan pratik adım atılmıştı ve toplumdaki  proleter grupları desteklemek için bir “Kızıl Ordu” inşa edilmeliydi. Aksi halde  silahlı bir yardım olmaksızın ezilenler devlet ile olan çatışmalarında her zaman  kısa çöpü çekmeye mahkum olacaklardı ve hiç bir şey değişmeyecekti.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: transparent; color: black; font-family: Arial; font-size: 11pt; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;br /&gt;Devam edecek...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-20948749237060987?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/20948749237060987/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/07/uzgun-olmaktansa-ofkeli-olmay-yeglerim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/20948749237060987'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/20948749237060987'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/07/uzgun-olmaktansa-ofkeli-olmay-yeglerim.html' title='&quot;Üzgün olmaktansa öfkeli olmayı yeğlerim...&quot; - 4'/><author><name>Asim TOT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10506718960833683667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_O_6PCHKPn5Q/TH5Xf5Ij33I/AAAAAAAAAAM/4xVErVfNN7A/S220/asimtot.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-gv9wxW0NGnI/ThLBBLrB7RI/AAAAAAAAAFU/qrnXI-jEgZY/s72-c/um_wanted.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-3604373577579782345</id><published>2011-06-27T13:34:00.006+03:00</published><updated>2011-10-26T10:52:05.960+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asim TOT'/><title type='text'>"Üzgün olmaktansa öfkeli olmayı yeğlerim..." - 3</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-FXhcbH9tTm0/TghdV4bj79I/AAAAAAAAAFM/wVciwNAsOow/s1600/02-02-02-Ulrike-Meinhof-raf-baader-fahndungs-plakat.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5622846765278687186" src="http://1.bp.blogspot.com/-FXhcbH9tTm0/TghdV4bj79I/AAAAAAAAAFM/wVciwNAsOow/s200/02-02-02-Ulrike-Meinhof-raf-baader-fahndungs-plakat.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 134px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span id="internal-source-marker_0.06100834301221664" style="background-color: transparent; color: black; font-family: Arial; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;Ulrike, 1967 Ekim başlarında eşi Klaus  Rainer Röhl’ün onu başka bir kadınla aldatmasına artık tahammül edemeyip evi  terk eder. Çocuklarını da alarak  Berlin’e gider. Burada, sonraki yaşamında çok  önemli değişikliklere neden olacak Andreas Baader ile tanışırlar. Baader  annesinin anlattığına göre ; “akıllı fakat çok tembel, hiç birşeyden korkmayan;  ilgisini çekmeyen şeyleri tamamen yok sayan, aklına koyduklarını zor kullanarak  da olsa elde eden” biriydi. Disiplinsiz davranışları nedeniyle sık sık okul  değiştirmek zorunda kalmış, sonunda da okul hayatını erkenden bitirmek zorunda  kalmıştı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: transparent; color: black; font-family: Arial; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: transparent; color: black; font-family: Arial; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;2  nisan 1968 yılında Frankfurt’ta bir alış veriş merkezi zaman ayarlı bir bomba  ile kundaklandı.Andreas Baader ve sevgilisi Gudrun Enslin’inde içinde bulunduğu  dört kişiyi polis ertesi gün gözaltına aldı. Muhtemelen polisin olayın  faillerine bu kadar çabuk ulaşmasının arkasında , grubun aktif üyelerinden biri  olan ve gruba patlayıcı, silah, molotof kokteyli gibi mühimatlar sağlayan Peter  Urbach vardı. Peter Urbach aslında devlet adına çalışan ve grubu provoke eden  biriydi. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: transparent; color: black; font-family: Arial; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: transparent; color: black; font-family: Arial; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;Ulrike  kundaklama olayıyla ilgili bir yazı kaleme aldı, eylemin suç olmasını yasanın  ihlaline bağlıyordu. Oysa ihlal edilen yasa insanları değil, kapitalist toplumda  insanı, monoton çalışma, reklam ve fazla üretimle kendi kendisine  yabancılaştıran mülkiyeti koruyordu.. Gerçekte korunması gereken insanlar,  insanlık dışı durumlarının farkına varmamaları için bu mallarla  avutuluyorlardı. Yazı Fritz Teufel’in şu sözleri ile sona eriyordu : “Bir  alışveriş merkezini kundaklamak, onu işletmekten her zaman daha  iyidir”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: transparent; color: black; font-family: Arial; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: transparent; color: black; font-family: Arial; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;Yazıp  çizdiklerinin aslında hiç bir şeyi değiştirmediğini, havanda su dövmekten başka  bir işe yaramadığını düşünmeye başlar. Bir makalesinde şöyle der : “Şunun veya  bunun bana uymadığını söylersem, bunu protesto etmiş olurum. Direniş ise, bana  uymayan şeylerin olmasına meydan vermemem demektir.”  Bir toplantıda da; “Eğer  bir kişi bir taş atarsa, bu ceza gerektiren bir eylem olur, eğer binlerce taş  atılıyorsa bu politik bir aksiyondur. Bir araba yakılıyorsa suç olur, yüzlerce  araba yakıldığında ise politik aksiyon.” Bütün bu ifadelerden Ulrike’nin artık  söylemden çok eyleme önem vermeye başladığını görebiliriz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: transparent; color: black; font-family: Arial; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: transparent; color: black; font-family: Arial; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;Uzun  süren mahkeme sürecinden sonra, temyiz aşamasında serbest bırakılan Baader ve  sevgilisi Enslin’in cezaları 1969 yılında onandı ve cezalarını çekmek üzere  teslim olmaya çağrıldılar. Fakat onların teslim olmaya niyetleri yoktu.  Almanya’da henüz aranmıyor olmalarına rağmen gösterişli bir kaçış örgütleyerek  Paris’e yerleştiler. Buradan telefonla sık sık Almanya’daki arkadaşları ile  telefonlaşıyorlardı. Bunlardan biri de Ulrike Meinhof’du. Kaçakların her  hareketi Ulrike üzerinde baskı oluşturmaya başlamış, kendisinden kuşku duymasına  neden olmuştu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="background-color: transparent; color: black; font-family: Arial; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span id="internal-source-marker_0.06100834301221664" style="background-color: transparent; color: black; font-family: Arial; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;1970 yılının Şubat ayında Andreas  ve Gudrun Berlin’e gizli olarak geri dönmüşler ve Ulrike’nin evine  yerleşmişlerdi. Diğer sol gruplar ile de işbirliği yaparak ses getiren bir eylem  planlıyorlardı. Gerekli olan silahları bulması için daha önce onlara yardım eden  Peter Urbach’ a gitmişler ve o da hemen resmi makamları haberdar etmişti bu  görüşmeden. Polislerin bir mezarlığıa gömdüğü eski ve paslanmış silahları Baader  ve diğer örgüt üyeleri ile iki gece peşpeşe gelip aramalarına rağmen Peter  Urbach bir türlü bulamamıştı. Dolayısıyla muhtemel bir suçüstü baskın şansı  ortadan kalkmıştı. Fakat çok geçmeden polis içinde Baader’in olduğu bir Mercedes  otomobili durdurmuş ve aracın bir gece önce aşırı hızdan dolayı kayıt edildiğini  söylemişti. Başkasının pasaportu ile yakalanan Baader, bazı sorulara çelişkili  cevap verdiği için yakayı ele vermişti diye söylenir. Ancak bu bir aldatmaca  olabilir. Devlet zaten Peter Urbach vasıtasıyla Baader ve ekibini takip  edebiliyordu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="background-color: transparent; color: black; font-family: Arial; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span id="internal-source-marker_0.06100834301221664" style="background-color: transparent; color: black; font-family: Arial; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="background-color: transparent; color: black; font-family: Arial; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span id="internal-source-marker_0.06100834301221664" style="background-color: transparent; color: black; font-family: Arial; font-size: 11pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;Devam edecek...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-3604373577579782345?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/3604373577579782345/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/06/uzgun-olmaktansa-ofkeli-olmay-yeglerim_27.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/3604373577579782345'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/3604373577579782345'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/06/uzgun-olmaktansa-ofkeli-olmay-yeglerim_27.html' title='&quot;Üzgün olmaktansa öfkeli olmayı yeğlerim...&quot; - 3'/><author><name>Asim TOT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10506718960833683667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_O_6PCHKPn5Q/TH5Xf5Ij33I/AAAAAAAAAAM/4xVErVfNN7A/S220/asimtot.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-FXhcbH9tTm0/TghdV4bj79I/AAAAAAAAAFM/wVciwNAsOow/s72-c/02-02-02-Ulrike-Meinhof-raf-baader-fahndungs-plakat.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-3953191098704637374</id><published>2011-06-25T04:21:00.002+03:00</published><updated>2011-10-26T10:51:53.190+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ara Nubaryan'/><title type='text'>İbo</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-4MIIRWcZn9U/TgU3grYiVuI/AAAAAAAAAkk/eeAXDu-nHjE/s1600/ibo.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="261" src="http://2.bp.blogspot.com/-4MIIRWcZn9U/TgU3grYiVuI/AAAAAAAAAkk/eeAXDu-nHjE/s400/ibo.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: right;"&gt;&lt;b&gt;Fotoğraf: Ara Nubaryan&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;Evet o bir keldi ve o bir kördü ama öldüğü için sırma saçlı, badem gözlü olmadı. O zaten dünyanın en sırma saçlısı ve en badem gözlüsüydü. Gördüklerine&amp;nbsp;aslında dayanamadığı ama gördüklerine ses de çıkaramadığı için kördü ama o yine de bizim badem gözlümüzdü. Güzel bakar, çok da güzel gülerdi. Abilerine hiç&amp;nbsp;sesini yükselt(e)medi. Sessiz sedasız çekip gitmeyi bildi her seferinde. Onun yerine sesimizi biz yükselttik ve kötü çocuklar hep biz olduk ama dert etmedik,&amp;nbsp;onu da anlamaya çalıştık. Anladık da. Gazetede işler kötüye giderken -ki hiç iyiye gitmedi ya- onu çağırırdık odaya. "İbrahim Abi bize güzel şeyler söyle"&amp;nbsp;derdik. O her seferinde çok güzel şeyler söylerdi. Dibe vurduğumuz zamanlarda bile güzel şeyler söyledi. Ona hiç inanmadık ama ona çok inandık. O da kendine&amp;nbsp;hiç inanmadığı halde kendine ve bize çok inandığı için inandık biraz da. Ona çok inandığımız için adımız "İbocu"ya çıktı, hiç de itiraz etmedik ve açık açık&amp;nbsp;söyledik "Evet biz İbocuyuz kardeşim" İbo doğruydu çünkü. Yalandı ama en doğru da oydu. Murat Çelikkancılar sonra Murat Örenci oldu. Sonra Ahmet Tulgarcı,&amp;nbsp;sonra İbrahim Aydıncı... Aynı isimler 'rüzgâr nereden eserse'ci olup her daim erk'e tapmayı görev bilirken hep kaybeden(!) olduğu için kimsenin gözü yemedi&amp;nbsp;"İbocu" olmaya. İbo hep kaybetti ya da kaybetmiş sayıldı. Tabii İbo kaybedince biz de kaybetmiş sayıldık. Çelikkan'a karşı, Tulgar'a karşı hatta Kader'e&amp;nbsp;karşı bile hep kaybetti İbo. Ama yine de hep İbo kazandı. Şimdi ne Çelikkan var ne Kader var ne Tulgar ne Aydın ne de diğerleri var ama İbo hâlâ var.&amp;nbsp;Toprağın altına da girse, çürüyüp gitse de iki ay içinde, kemikleri de kalsa böceklerin yiyemediği, İbo hep olacak. 2006'nın haziranında kapıdan girip de&amp;nbsp;"ben gazeteci olmak istiyorum" dediğimde "hadi ol" diyen de İbo'ydu. Beni gazeteci yaparak bütün bu dertlere salan da... Şimdi parasızlıktan, işsizlikten&amp;nbsp;sektör değiştirdiğim için ama iyi kötü evimi de geçindirdiğim halde hâlâ vicdan azabı çekiyorsam ve vicdan azabı çektiğim için "ulan bizden hâlâ insan olur"&amp;nbsp;deyip çektiğim azaptan zevk alıyorsam bu da İbo'nun sayesindedir biraz da. Hey gidi İbo Abi, Sen çok yaşa!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-3953191098704637374?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/3953191098704637374/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/06/ibo.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/3953191098704637374'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/3953191098704637374'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/06/ibo.html' title='İbo'/><author><name>Ara Nubaryan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11381583684201697219</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-4MIIRWcZn9U/TgU3grYiVuI/AAAAAAAAAkk/eeAXDu-nHjE/s72-c/ibo.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-6074244735384806385</id><published>2011-06-23T18:48:00.002+03:00</published><updated>2011-10-26T10:51:40.621+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ara Nubaryan'/><title type='text'>Kim attı kral attı</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-ZDZKAcy6R_A/TgNfbZ7TX8I/AAAAAAAAAkM/Qc9BqSXulbI/s1600/ara.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: left;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-ZDZKAcy6R_A/TgNfbZ7TX8I/AAAAAAAAAkM/Qc9BqSXulbI/s200/ara.jpg" width="121" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="p2"&gt;NTV'deki Haydi Gel Bizimle Ol adlı programın dört kadınından biri de Aysun Kayacı'ydı. Bilgi birikim olarak diğer üç kadından çok gerilerde olduğu için "bile" lafını kullanacağım istemeye istemeye de olsa, yanlış anlaşılmasın. Beğeniriz beğenmeyiz, o Aysun Kayacı bile, programa gelen konuklara göre dersini çalışırdı önceden. Haa çok çiğ dururdu, iki kitabı ya da google'ı hızlı hızlı karıştırdığı belli olurdu ama yine de muhabbetten geri kalmamak için, belki geri kalıp da ezilmemek için, hatta belki de kanal onu buna zorladığı için program öncesi dersini çalışırdı. Günahını almayalım. Biz onu magazinel yönüyle bildik, tanıdık hep. Belki gerçekten merak ediyor, okuyor, araştıyordu, bilemem.&lt;/div&gt;&lt;div class="p2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="p1"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Gelelim asıl mevzuya. Halkının oylarıyla milletvekili olan Hakan Şükür'e Hatip Dicle meselesi konusunda görüşleri soruluyor. Kral Hakan ne dese beğenirsiniz? "Gündemi takip edemedim. Bunun değerlendirmesini tecrübeli büyüklerimiz, bakanlarımız yapıyordur."&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="p2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="p1"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-sxoU0qX95As/TgNfg4UhjhI/AAAAAAAAAkU/wcAuQy5fL1I/s1600/araa.jpeg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em; text-align: left;"&gt;&lt;img border="0" height="165" src="http://2.bp.blogspot.com/-sxoU0qX95As/TgNfg4UhjhI/AAAAAAAAAkU/wcAuQy5fL1I/s200/araa.jpeg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bu yanıtı veren, bu ülkenin bir milletvekilidir, dikkatinizi çekerim. Kendisini Beşiktaşlılığımdan dolayı da sevmezdim, önemli değil, okyanus ötesi kafası nedeniyle de sevmem. Onu da geçelim. Kendisine oy vermişliğim de yoktur. Ama ben bile onun adına utandım. İnsan çıkar hiç olmazsa demokrasi der, halk iradesi der, televizyondan duyduğu iki lafı geveler, hadi "beter olsun" de, ona da razıyım. &lt;br /&gt;&lt;div class="p2"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="p1"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Hakan Şükür'ün mecliste olduğu bu ülkede Hatip Dicle içerde. Alın size demokrasi, seçme seçilme hakkı.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-6074244735384806385?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/6074244735384806385/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/06/kim-att-kral-att.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/6074244735384806385'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/6074244735384806385'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/06/kim-att-kral-att.html' title='Kim attı kral attı'/><author><name>Ara Nubaryan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11381583684201697219</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-ZDZKAcy6R_A/TgNfbZ7TX8I/AAAAAAAAAkM/Qc9BqSXulbI/s72-c/ara.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-4152395151357759027</id><published>2011-06-23T15:58:00.005+03:00</published><updated>2011-10-26T10:51:25.668+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mpoulout Shirubabr'/><title type='text'>İsmail Abi ile Dede</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-QhWu4dAuBcA/TgM55GEK7II/AAAAAAAAAE4/BfjGEMfRlNU/s1600/New%2BPicture.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5621400412931943554" src="http://4.bp.blogspot.com/-QhWu4dAuBcA/TgM55GEK7II/AAAAAAAAAE4/BfjGEMfRlNU/s400/New%2BPicture.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 400px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" src="file:///C:/DOCUME%7E1/aslan/LOCALS%7E1/Temp/moz-screenshot.png" /&gt;- Sanki... Böyle... Buram acıyo gibi haa. Buram sanki... Sanki buram çok acıyo gibi oldu şimdi... Bu acı geçiyo mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Evlat... Bak, hayat zaten acılarla dolu. Yani, tatlı tarafları da var ama yani... Hayat genelde acı. Ama bu acıları yaşamak gerekiyo. Aslında bu acıları yaşadığın zaman sen güçlü oluyosun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ama ben güçlü olmak istemiyom ki. Ben Şekerpare'yi istiyom...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-4152395151357759027?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/4152395151357759027/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/06/ismail-abi-ile-dede.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/4152395151357759027'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/4152395151357759027'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/06/ismail-abi-ile-dede.html' title='İsmail Abi ile Dede'/><author><name>Mpoulout Shirubabr</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15468741755717943684</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-QhWu4dAuBcA/TgM55GEK7II/AAAAAAAAAE4/BfjGEMfRlNU/s72-c/New%2BPicture.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-2265971449283367825</id><published>2011-06-23T14:32:00.004+03:00</published><updated>2011-10-26T10:51:12.184+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Muhtar Tapir'/><title type='text'>Garip Bir Düşünce Biçimi</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-SQxVytVnBZU/TgMkhSt7YKI/AAAAAAAAABk/wt3iGA6AXks/s1600/antik_yunan_tiyatrosu_jpg.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5621376914267267234" src="http://2.bp.blogspot.com/-SQxVytVnBZU/TgMkhSt7YKI/AAAAAAAAABk/wt3iGA6AXks/s320/antik_yunan_tiyatrosu_jpg.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 320px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 218px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu-Türk sentezi tıpkı Türk-İslam sentezi gibi bir tür dünyayı yanlış algılama biçimiydi. Zaten geçmişe yönelik sentezlerde hep bir yanlış algılama söz konusu değil midir? Öyledir elbette. Sonuçta yaşanmamış bir algıyı tahmin etmek ya da yorumlamak, ya da "bu böyle olmalıydı başka açıklaması yok" türünden yeniden üretmektir geçmişe dair kurmacalar. Peki neydi bu Anadolu-Türk sentezi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk-İslam sentezi nasıl muğlak bir Türk milliyetçiliği ile İslamiyeti birbirine eklemleme çabasıysa Anadolu-Türk sentezi de özünde hümanizm sosuyla yoğrulmuş coğrafya temelli olduğunu iddia eden fakat çok küçük püf noktalarıyla Türk milliyetçiliğinin ya da inkarcılığının bir yansımasıydı. Türk-İslam sentezinin vulgar görüntüsüyle karşılaştırıldığında yanıltıcı olarak akla daha uygun gelmesi ve bir takım Kemalist aydınlar tarafından cilalanması sonucunda elbette daha insani bir doktrin olarak göze çarpıyordu. Sonuçta Kemalizm İslamiyeti bir şekilde terbiye etme amacını taşıdığından coğrafya temelli hümanist bir ideolojiyi  kitlelere şırınga etmek için sol ya da hümanist aydınların desteği şarttı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klasik arkeolojiye yakınlık duyan Azra Erhat, Halikarnas Balıkçısı, Vedat Günyol ve Sabahattin Eyüpoğlu gibi aydınların 1940'larda ortaya attığı bu teze göre insanlar hümanizmin ışığında Anadolu coğrafyasının tüm uygarlıklarını kucaklamalıydı. Homeros, Heraklitos, Thales, Herodot gibi antik düşünürler, tarihçiler madem ki Anadolu topraklarından çıkmışlardı o zaman bizim (Türklerin) geçmişimizi de temsil edebilirlerdi. Yani Hititler, Lidyalılar, Likyalılar, Romalılar tıpkı Selçuklu ve Osmanlı gibi bizi şekillendiren unsurlardı. Kulağa ne hoş geliyor değil mi? Sünni İslamın boğuculuğuna ve taşralılığına artı muğlak bir Orta-Asya uydurukçuluğuna nazaran pek tercih edilesiydi. (hak veriyorum) Üstelik kanıtları da ortalık yerde duruyordu. Anadolu antik harabelerle doluydu. Ve bu antik geçmiş bizi üyesi olmak istediğimiz Avrupa uygarlığına rahatça götürebilirdi. Tıpkı 1800'lerin kıta Yunanistan'ı gibi. Onların Platon'u, Aristo'su varsa bizim de Heraklitos'umuz, Thales'imiz vardı. Onların Achileus'u varsa bizim de Hektor'umuz vardı. Ancak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak evet ancak, bu ideoloji Kemalizm'in bir ürünü olduğu için baştan ölü doğmuştu. Kemalizm diyordu ki,  "Achileus işgalciydi, Hektor vatanını savunuyordu. Ey köylü Memet sen Hektor'un torunusun, Ey İzmir'i ve Batı Anadolu'yu işgal etmiş Yorgo sen de Achileus'un torunu" Ancak unutulan ya da kasten göz ardı edilen bir şey vardı. Sonuçta kıta Yunanistan'ı ile Batı Anadolu'dakiler (en azından sahil kesimindekiler) aynı dili Grekçeyi konuşuyordu. Ve bu ideolojinin savunucuları bundan hiç bahsetmiyordu. Heraklitos ve Anaksimenes sanki Yunanca konuşmuyorlardı.  Antik çağlardan beri ana kara Yunanitan'ı ile Batı Anadolu'daki Yunanlılar arasında bir çelişki varmış gibi gösteriliyordu. Sonuçta Anadolu'da yaşayan Türkmen ile Orta-Asyadaki Moğollar arasında akrabalık kurmaya çalışan Turancıların bütünleştirici tarafı bu ideolojinin savunucularında yok idi. Elbette böyle bir zayıf temele sahip bir tür coğrafya milliyetçiliği olan bu garip ideolojinin ömrü de uzun olmadı. Ancak yan etkileri de etnik tartışmalarda yansımalarını buldu. Sümerlerin dil bakımından Hint-Avrupa kökenli olmadığı neticesinden bunların Ural-Altay dil grubuna mensup Proto-Türk olabileceği üzerine uzun uzun makaleler yazıldı. 2000'li yıllarda yükselen Kürt milliyetçiliği  bunu apartıp Sümerler ve Hititler aslında Kürttür demeye getirdi. Bir bakıma milliyetçi tarih bakışının üvey evladı olan coğrafyacı milliyetçilik de bir tür geçmiş inşa etme çabalarına dahildi ama mecrasını bulamamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman zaman Batı Anadolu'dakilerin kıta Yunanistan'ında yaşayanlardan farklı olduğunu iddia eden bu görüşün savunucuları, kimi zaman komik bir biçimde Yunanca isimlerin ardındaki es, os gibi takıları kaldırma ihtiyacı duydular. Homeros oldu Homer, Herodotus oldu Herodot. (Hatta ansiklopedilerde Roma İmparatoru Marcus Aurelius, Marc Orel gibi avrupai şekilde yazıldı.) 1930'larda soyadı kanunu çıktığında yasaklanan ve bir tür aidiyet ifade eden &lt;span class="yazi14"&gt;“yan, of, ef, viç, iç, is, dil, pulos, aki, zade, mahdumu, veled ve bin” gibi eklerin yasaklanması gibi insanları kendi geçmişlerinden ya da sahip oldukları etnik, dini değerlerden soyutlayıp bir tür kurgusallığı dayatmanın nazikçe üslubuydu yapılanlar. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ulus inşa ederken ne gibi gariplikler yaşanıyor değil mi?  Duyduklarımız ve Nacaras gibi yazarların kitaplarından öğrendiğimize göre geçmiş yüzyılda Yunan ana karasında Attika bölgesinde, Çamurya'da Arnavutlara ve kuzeyde Makedonyalılara, "Siz aslında Helensiniz, zamanla köklerinizden uzaklaşmışsınız size tekrar Helen olduğunuzu hatırlatacağız, dış güçlerin kışkırtmasına gelmeyin)  diyenleri de umarım başka bir arkadaşımız ayrıntıyla anlatabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-2265971449283367825?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/2265971449283367825/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/06/garip-bir-dusunce-bicimi.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/2265971449283367825'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/2265971449283367825'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/06/garip-bir-dusunce-bicimi.html' title='Garip Bir Düşünce Biçimi'/><author><name>Muhtar Tapir</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07744428392811188840</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-SQxVytVnBZU/TgMkhSt7YKI/AAAAAAAAABk/wt3iGA6AXks/s72-c/antik_yunan_tiyatrosu_jpg.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-7012591632128652231</id><published>2011-06-23T09:35:00.003+03:00</published><updated>2011-10-26T10:50:59.490+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asim TOT'/><title type='text'>Dün, bugün, yarın...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-hZw2TCPKzOA/TgLesLVmDQI/AAAAAAAAAE8/Sl69EUc8Xzk/s1600/e36eb11.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5621300135450774786" src="http://3.bp.blogspot.com/-hZw2TCPKzOA/TgLesLVmDQI/AAAAAAAAAE8/Sl69EUc8Xzk/s320/e36eb11.jpg" style="cursor: pointer; height: 321px; width: 411px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-C94AaRzQbWI/TgLe1EB5F2I/AAAAAAAAAFE/YNbRVmI4fM8/s1600/1308646076.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5621300288107911010" src="http://2.bp.blogspot.com/-C94AaRzQbWI/TgLe1EB5F2I/AAAAAAAAAFE/YNbRVmI4fM8/s400/1308646076.jpg" style="cursor: pointer; height: 300px; width: 400px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-7012591632128652231?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/7012591632128652231/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/06/dun-bugun-yarn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/7012591632128652231'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/7012591632128652231'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/06/dun-bugun-yarn.html' title='Dün, bugün, yarın...'/><author><name>Asim TOT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10506718960833683667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_O_6PCHKPn5Q/TH5Xf5Ij33I/AAAAAAAAAAM/4xVErVfNN7A/S220/asimtot.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-hZw2TCPKzOA/TgLesLVmDQI/AAAAAAAAAE8/Sl69EUc8Xzk/s72-c/e36eb11.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-5284990315672975040</id><published>2011-06-22T18:20:00.001+03:00</published><updated>2011-10-26T10:50:46.036+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ara Nubaryan'/><title type='text'>Mektup iyidir</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-cYYvbDVk3vM/TgIHwXEQpCI/AAAAAAAAAkE/i1hwORXGz2U/s1600/ara-nubaryan.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="154" src="http://2.bp.blogspot.com/-cYYvbDVk3vM/TgIHwXEQpCI/AAAAAAAAAkE/i1hwORXGz2U/s200/ara-nubaryan.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Ahmet Şık ve Nedim Şener'in mektup adresi: Silivri 2 No'lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu B-9 Üst Koğuş Silivri-İstanbul.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-5284990315672975040?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/5284990315672975040/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/06/mektup-iyidir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/5284990315672975040'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/5284990315672975040'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/06/mektup-iyidir.html' title='Mektup iyidir'/><author><name>Ara Nubaryan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11381583684201697219</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-cYYvbDVk3vM/TgIHwXEQpCI/AAAAAAAAAkE/i1hwORXGz2U/s72-c/ara-nubaryan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-7134922392964665427</id><published>2011-06-22T09:35:00.002+03:00</published><updated>2011-10-26T10:50:32.854+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elev Theron'/><title type='text'>Sincik</title><content type='html'>Adıyaman'ın 20 yıl önceki köyü ve o zamandan bu yana ilçesi Sincik. Hastanesi yok, adliyesi yok, herhangi bir banka şubesi&amp;nbsp;yok, içme suyu yetersiz. Adli işler ve memur maaşları için diğer ilçe olan Kahta'ya gidiliyor. Hastalık durumunda ise daha yakın olan Malatya'ya. Ama Malatya'ya giden yolda da asfalt yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Haziran 2011 Sincik seçim sonucu: AKP: %91,5. Bu sonuç son seçimin rekor oranını ifade ediyor. Yani aynı sudan içemedikleri gibi aynı yoldan da&amp;nbsp;geçemiyorlar ama farketmiyor ve çıkan sonuç böyle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şakaydı... gerçek oldu!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-7134922392964665427?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/7134922392964665427/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/06/sincik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/7134922392964665427'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/7134922392964665427'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/06/sincik.html' title='Sincik'/><author><name>Elev Theron</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-252729313219658149</id><published>2011-06-21T12:08:00.003+03:00</published><updated>2011-10-26T10:50:19.422+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asim TOT'/><title type='text'>"Üzgün olmaktansa öfkeli olmayı yeğlerim..." - 2</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-iOPelbjbgfE/TgBf6f610II/AAAAAAAAAE0/JvTrnqCei-s/s1600/meinhof.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5620597793563725954" src="http://1.bp.blogspot.com/-iOPelbjbgfE/TgBf6f610II/AAAAAAAAAE0/JvTrnqCei-s/s320/meinhof.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 240px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;1950 yılına gelindiğinde, kanser teşhisi nedeniyle ameliyat olan annesini de kaybeder Ulrike. Tam da burada insanın aklına Emile Cioran’ın şu sözü geliyor : “İnsanın başına gelebilecek en kötü şey ‘doğmuş olmaktır’, çünkü  insan doğduğu andan itibaren her şeyini yitirmiştir.” Henüz 16 yaşında olan Ulrike bir bakıma her şeyini yitirmiştir. Artık ona ve ablasına kol kanat gerecek kişi Renate Riemeck’tir. Ulrike, manevi annesini bir çok bakımdan kendine örnek alacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;1950 li yıllarda Almanya’nın NATO’ya alınması tartışmaları, geniş halk kesimleri arasında protestolara neden olmaktaydı. Dünya savaşının yol açtığı felaketten, Almanya’nın bir daha asla savaş çıkarmasına meydan verilmemesi gerektiği dersini çıkaranlar, “biz yokuz” hareketi gibi topluklar oluşturarak protesto gösterileri düzenlemeye başlamışlardı. Mayıs 1952’de göstericilerden demiryolu işçisi Philip Müller, polis tarafından öldürüldü. “Nefsi müdafaa” yaptıklarını söyleyen polisler ceza almadılar. Bir bakıma olayların başlamasında önemli bir yere sahiptir, Philip Müller ’in öldürülmesi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;1950’li  yılların sonuna doğru Ulrike, sol bir dergi olan Konkret’te yazmaya başlar. Derginin yöneticisi Klaus Rainer Röhl ile yakınlaşmaya başlamıştır artık ve daha önce gizlice nişanlandığı Röhl ile 1961 yılında evlenirler. Dergide yoğun şekilde yazmaya devam eden Ulrike, dönemin bazı siyasileri ile de yazdıkları nedeniyle mahkemelik olacak ve onlara tazminat ödemek zorunda kalacaktır. Ancak bu davalar onun artık tüm Almanya’da tanınmasına vesile olmuştur. Artık derginin şef redaktörü olmuştur. Bir süre sonra Ulrike hamile kalır. Başlangıçta normal bir hamilelik geçirirken ilerleyen zamanda şiddetli baş ağrıları ve görme bozuklukları ortaya çıkar. Yapılan tetkiklerde beyninde bir ur olduğu ve büyümeye devam ettiği anlaşılır. Hamilelik sırasında bir operasyon mümkün olamadığından, bebeklerini doğuruncaya kadar acılara ve ağrılara razı olur. Ağrıları giderek şiddetlenmesine rağmen, bebek nedeniyle çok hafif ilaçlarla geçiştirilmeye çalışılır. 1962 yılında sezeryanla iki kız çocuğu dünyaya getirir. Doğumdan bir ay sonra ameliyat edilen Ulrike’nin beynindeki yumru gümüş kıskaçlar içine alınarak büyümesi engellenebilmişti.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Çok sonraları polis tarafından yakalandığında, onun Ulrike olup olmadığını anlayabilmek için kafa röntgeni çekilecek ve bu gümüş kıskaçlar sayesinde emin olacaklardır. Ulrike yeraltına geçtikten ve kaçak yaşamaya başladıktan sonra çok zayıflamış, çökmüş bir haldeydi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Çok bilinen, çok tanınan bir yazar olmasına ve iyi paralar da kazanmasına rağmen, Ulrike yaşamından memnun değildir. Partilerde, toplantılarda elinde şampanya kadehi ile Amerikan ve Alman güçlerine karşı çıkan, şık giysiler içindeki Ulrike’den başka bir Ulrike daha vardı. Unutulmuş ve kenara itilmiş insanların haberini yapmak istiyordu. Bunun için Yunanlı yabancı işçilerin barakalarına ve ağzına kadar dolu kimsesiz çocuk yurtlarına gidiyor, bu adaletsizlikleri hiç bir şekilde kabul edemiyordu. Sık sık “bir şey yapmalı!” diyordu ve ardından da “peki biz ne yapıyoruz” diye soruyordu. Sadece kendi ülkesindeki ezilmiş, en alttaki insanlarla ilgilenmiyor, Vietnam’da Amerikan bombaları altında can veren binlerce insanı, İran’da Şah yönetimi altında perişan olan İranların haklarını da savunmaya çalışıyordu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;2 Haziran 1967’de İran Şahı’nın Almanya’yı ziyaretinden önce, Şah’ın eşi  Farah’a hitaben şöyle bir mektup yayınlamıştı  Konkret’te:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;“İyi günler Bayan Pehlevi, size yazma fikri, Neue Revüe’nün 7 ve 14 Mayıs tarihli sayılarında yayınlanan hayatınızı anlattığınız yazılar nedeniyle ortaya çıktı. Bu yazıları okurken, sizin İran hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığınız izlenimini edindik... Şöyle diyorsunuz ‘İran’da yazın çok sıcak olduğu için İranlıların çoğunluğu gibi ben de ailemle İran’ın Rivierası olan Hazar Denizi’ne giderim’. ‘İranlıların çoğu gibi’ - biraz abartılı değil mi? Örneğin Belucistan ve Mehran’da İranlıların çoğu, -%80’i- kalıtsal frengi hastalığından mustarip. İranlıların çoğunluğunu, yıllık geliri 100 dolardan az olan köylüler oluşturuyor. İranlı kadınların çoğunun iki çocuğundan biri ölüyor. 14 saat boyunca halı dokuyan çocuklar - onlar da mı yazın Hazar Denizi’ne gidiyorlar, çoğunluğu yani?”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;2 Haziran’da Berlin’e gelen İran Şahı’nı protesto eden öğrencilerin üzerine, şahın özel korumaları saldırır ve polis de protesto eden öğrencilere çok sert davranır. Hatta göstericilerden Benno Ohnesorg, kendisinden geçinceye kadar polisler tarafından dövülür ve polis memurlarının birinin silahından çıkan kurşunla başından vurularak öldürülür.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;(devam edecek)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-252729313219658149?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/252729313219658149/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/06/uzgun-olmaktansa-ofkeli-olmay-yeglerim_21.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/252729313219658149'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/252729313219658149'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/06/uzgun-olmaktansa-ofkeli-olmay-yeglerim_21.html' title='&quot;Üzgün olmaktansa öfkeli olmayı yeğlerim...&quot; - 2'/><author><name>Asim TOT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10506718960833683667</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_O_6PCHKPn5Q/TH5Xf5Ij33I/AAAAAAAAAAM/4xVErVfNN7A/S220/asimtot.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-iOPelbjbgfE/TgBf6f610II/AAAAAAAAAE0/JvTrnqCei-s/s72-c/meinhof.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-4497975349543429841</id><published>2011-06-18T19:47:00.003+03:00</published><updated>2011-10-26T10:50:04.505+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ara Nubaryan'/><title type='text'>We want sex-equality</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-rwMokrRslzA/TfzWQK5KZHI/AAAAAAAAAjs/iQ13XcPflME/s1600/aranubaryan.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/-rwMokrRslzA/TfzWQK5KZHI/AAAAAAAAAjs/iQ13XcPflME/s200/aranubaryan.jpg" width="140" /&gt;&lt;/a&gt;Daha önce hakkında birkaç kelam etmeye çalıştığımız &lt;a href="http://birgunsonra.blogspot.com/2011/06/bir-billy-elliot-degil.html"&gt;film&lt;/a&gt; 24 Haziran'da gösterime giriyormuş. Filmin gişe yapması için orijinal adından Türkçeye bazen fazla komik kaçan çeviriler yapıldığına daha önce defalarca şahit olduk ama filmin orijinal adının da değiştirildiğini ben ilk kez&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;görüyorum. Neyse, "yaz günü sinemaya mı gidilir?" demeyenler için alternatiften öte, hele hele bu yoklukta kaçırılmaması gereken bir film.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.dailymotion.com/video/xdfolf_made-in-dagenham_shortfilms"&gt;Filmin fragmanı&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7063120761400743325-4497975349543429841?l=birgunsonra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birgunsonra.blogspot.com/feeds/4497975349543429841/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/06/we-want-sex-equality.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/4497975349543429841'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7063120761400743325/posts/default/4497975349543429841'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birgunsonra.blogspot.com/2011/06/we-want-sex-equality.html' title='We want sex-equality'/><author><name>Ara Nubaryan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11381583684201697219</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-rwMokrRslzA/TfzWQK5KZHI/AAAAAAAAAjs/iQ13XcPflME/s72-c/aranubaryan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7063120761400743325.post-6092732842884648232</id><published>2011-06-18T16:10:00.003+03:00</published><updated>2011-10-26T10:49:51.760+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ara Nubaryan'/><title type='text'>5'te 5</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-n1ZHuk62H_s/Tfyju43GM2I/AAAAAAAAAjE/2Cs9VxP6V1k/s1600/ara1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="112" src="http://4.bp.blogspot.com/-n1ZHuk62H_s/Tfyju43GM2I/AAAAAAAAAjE/2Cs9VxP6V1k/s200/ara1.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt
